Tanrı, tutsak alınıp zincirlere vurulduktan sonrasında İslam’ı kabul ederek cennete girenlerden hoşnut olur, mealindeki hadis, insanların zorla Müslüman yapılması anlamına mı gelir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Mevzuyla ilgili rivayetler şöyledir:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh:

“Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” (Al-i İmran, 3/110)

âyetini okudu ve onu şu şekilde deklare etti: İnsanların öteki kimselere en hayırlı ve yararlı olanları, bazı şahısları boyunlarından zincire vurulmuş olarak (İslâm toplumuna) getiren kimselerdir. Sonrasında o getirdikleri esirler İslâmiyet’i kabul ederler. {Buhârî, Tefsîru sûre (3), 7}

Gene Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine gore Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şu şekilde buyurdu:

“Tanrı Teâlâ, boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur.” (Buhârî, Cihâd 144; bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 114)

Birinci hadîs-i şerîfte Tanrı rızâsı için cihad ederek insanların hidayetine vesile olmanın önemi, ikincisinde de Müslümanlarla yaptıkları muharebede onlara tutsak düştükten sonrasında İslâmiyet’in yüceliğini görerek Müslüman olmanın kıymeti ortaya konmaktadır.

Birinci hadiste, Ebû Hüreyre’nin sözü imiş benzer biçimde görünen açıklamanın esasen onun sözü olmadığı; bunun, ikinci hadisteki Resûlullah Efendimiz (asv)’in sözünün, Ebû Hüreyre’nin ifadesine bürünmüş şekli olduğu anlaşılmaktadır.

Ebu Hureyre’nin âyetteki hayırlılığı tefsîri, esirin gaziler eliyle İslâm’a girip saadete erişmesidir, yânî Müslümanın bâzı insanların İslâm ve hidâyetine sebep olması yönündendir.

İkinci hadiste geçen ve “hoşnut olur” şeklinde çeviri edilen “acibe” kelimesi, kıymet verdi, ehemmiyet verdi, memnun ve hoşnut oldu, onlardan razı olur, onlara fazlaca mükafat verir ve onların Tanrı tarafındaki kıymeti büyüktür, benzer biçimde mânâlara gelir.

Hadîsin manâsı şöyledir:

İnsanlar Müslümânlarla harb ediyorlar, esîr düşüyorlar, zincirleniyorlar. Sonrasında Müslümânlığın hakikatini öğreniyor ve kendi istekleriyle Müslümân oluyor, cennete giriyorlar. Tanrı da bunların cennetle mükâfatlanmalarından razı oluyor. (bk. Kastallânî, İrşâdü’s-Sârî, ilgili hadisin şerhi).

Câhiliyet devirlerinde esirlerin elleri, ayakları zincirlerle bağlanırdı. İslâm’ın ilk devirlerinde Arabın ve tüm beşeriyetin bu eski âdeti suretiyle esîrler zincirlenmiş, İslâm’ın yükselme devri girince bu kaldırılarak “İslâm uygarlığında esîr almak, esîr olmak” derecesine terfi etmiştir.

Aliyyü’l-Kârî’nin açıklamasına gore, burada övülen kimselerin nefs-i emmârenin tuzaklarına düşüp elleri ayakları bağlanan, hevasının bataklıklarına saplanıp kalan, fakat Tanrı’ın cezbesiyle hidâyet yoluna sürüklenen, süflî duygulardan kurtulup ulvî duygulara ve dolayısıyla cennete yol kabul eden kimseler olması ihtimali de vardır. Pranga ve kelepçelerle hastalık, yoksulluk, musîbet benzer biçimde insanı dünyevi lezzetlerden ve günahlardan koruyup da Tanrı’a sığınmaya zorlayan haller de kasdedilmiş olabilir. (Aliyyü’l-kâri, Mirkâtü’l-Mefâtih, 4/240)

“İnsanların en faydalısı, insanlara yararlı olandır.” Şüphesiz bu böyledir. İyi fakat insanlara yararlı olmak için yapılması ihtiyaç duyulan en iyi şey nedir?

İşte birinci hadisimiz bunun yanıtını ortaya koymaktadır: Onların hidâyetine şu demek oluyor ki doğru yolu bulmasına vesile olmaktır. Şu sebeple yaşamın gayesi Tanrı’a giden yolu bulmak, o yolda yürümek ve böylece Tanrı’ın rızâsını elde etmektir. Bu en mühim işe vesile olan kimse yada kimseler de şüphesiz en hayırlı ve en yararlı insanlardır. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv)’in Hz. Ali (asv)’ye

“Tanrı’a vallahi billahi ki, senin vasıtanla Tanrı’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin için kırmızı develere (dünyanın en kıymetli şeylerine) haiz olmaktan daha hayırlıdır.”(Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 9; Müslim, Fezâliü’s-sahâbe 34)

buyurarak verdiği müjdeye gore, insanları Tanrı yoluna çağıran kimse en yararlı işi yapmış olur.

“Tanrı Teâlâ boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur.” ifadesi, yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı suretiyle mecâzî bir anlatımdır. İslâmiyet’i tanımayan, Tanrı’ın hoşnut olduğu ve kullarının benimsemesini istediği yegâne dinin İslâm bulunduğunu bilmeyen kimselerin Müslümanlarla çarpışması, onlara tutsak düşüp zincirlere vurulması oldukça tabiidir. Sonrasında kendilerini tutsak eden kimseler vasıtasıyla hidayete eren, böylece hem Tanrı’tan başkasına kul köle olmaktan kurtulan hem de dünyayı tanıyarak ona mânen köle olma zilletinden kurtulan kimse, Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kazanır ve onun lutfuyla cennete kavuşur. “Boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülmek” şeklindeki mecâzî ifadeyle anlatılmak istenen işte bu gerçek kurtuluştur.

Bu iki hadiste sergilenen görünüm, okula zorla ve ağlayarak giden, fakat hemen sonra doğru okumanın verdiği bahtiyarlığı fark edip mutlu olan insanoğlunun halini hatırlatmaktadır. Şüphesiz doğru yola ileten yalnız Tanrı’tır. Eğer O dilerse, hidâyet mıknatısıyla kulunu en çok kötü şartlar altından çekip alır. Sadece, kulun kendi özgür iradesiyle inanç etmeye karar vermesi gerekir. Şahıs bu sonucu alır almaz, Tanrı inanç nurunu onun kalbine koyacaktır.

İkinci hadise fazlaca değişik mâna veren âlimler de olmuştur. Onlara gore bu hadiste anlatılan kimseler, düşmanla savaşarak onlara tutsak düşen, zincire vurularak götürülen ve bu durumda iken ölen yada öldürülen Müslümanlardır. Tanrı için savaşıp düşman eline tutsak düşen ve o durumda ölen yada düşman tarafınca öldürülen kimselerden Tanrı Teâlâ’nın hoşnut olacağı bellidir. (bk. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi; Sahîh-i Buharı ve Tercemesi; Riyâzü’s-Sâlihîn, İmâm Nevevî, Terc. Kurul; Peygamberimizden Yaşam Ölçüleri)

Merhaba ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Çar, 05/05/2010 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir