Allah, karşılık bekleyerek mi nimetler vermiştir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

– Yüce Allah evet bizlere sayısız nimetler vermiştir fakat bu tarz şeyleri karşılığında kulluk edelim diye mi vermiştir, doğrusu karşılık bekleyerek mi?
– Allah karşılıksız olarak bizlere bir yaşam, akıl, irade ve sayısız nimet vermiştir evet fakat, Allah bizim Kendisi’ne kulluk etmemizi bunların karşılığında mı istiyor?
– Evet bir ihtimal bunca nimeti vermeden de Allah bizlere kulluk yaptırabilirdi. Fakat asla karşılıksız olsaydı ya da karşılık hakikaten var mıdır?
– Yüce Allah “Ben cinleri ve insanları sadece bana yakarma etsinler diye yarattım” derken bu ayetten -haşa- ego diye bir kelime çıkarabilir miyiz?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

– Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey her şeyin de Ona muhtaçtır. Demek ki, şükre, hamde, ibadete muhtaç olan insandır.

Allah, verdiği nimetlere karşılık insanlardan şükür istediği malum bir gerçektir. Nimetlerin karşısında minnet duymak, medyun-u şükran bulunduğunu algılamak insani bir kemaldir, bir  erdemdir. Allah, insanların bu kemale ermelerini istiyor.  

Şu halde, bu insanlık erdemini, samimi bir imanın, bir kulluğun, celal ve ikram sahibi yaratıcıya karşı duyacağı sevgi ve saygının bir ölçüsü olarak ön görmüştür.

Bu ölçüyü esas alanlara diğer hayatta da ebediyen nimetlerini kayra etmeye devam edecektir. Bu ölçüye riayet etmeyen, insanlık erdeminin şerefesinden yuvarlanır, hayvanların bulunmuş olduğu bir dereceye, derekeye sukut eder. Nitekim,

 “Yoksa sen onlardan çoğunun söz dinlediğini ya da aklını çalıştırdığını mı sanıyorsun? Doğrusu onlar yolu şaşırmada hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar.” (Furkan, 25/44)

mealindeki ayet ve benzerlerinde bu gerçeğin altı çizilmiştir.

– Bununla birlikte, bir kıvanç ve şükür aynası olan kulluk yapılmadığı vakit da bu nimetler devam eder.

Besmele’de yer edinen Rahman adı, bu dünyada yaşam verdiği varlıklara münasip bir rızık da veriyor. Kulluk görevlerini yapmayanlara da -cezalar hariç- nimetlerini esirgemiyor. Birçok ayette işaret edilmiş olduğu suretiyle, inkârcı, nankör kâfirlere kimi zaman daha çok veriyor.

Sadece bu sınav dünyasında görevini yapmayanlara da Rahman ismiyle kayra ve ikramda bulunmaya devam etmekle birlikte, Rahim ismiyle onlara ahiret hayatındaki ihsanlarını kesecek ve kendilerine kayra edilen -akıl, düşünce, kalp, vicdan gibi- insanlık erdemiyle ilgili donanımlarını dumura uğrattıkları için onları cezalandıracaktır.

– Yine edelim ki, kulluk görevleri Allah’ın nimetlerinin gerçek karşılığı değil, yalnız iyi niyeti gösteren birer simgedir. Allah’a karşı samimi bir sevgi ve saygıyla dolu bulunduğunu gösterenlerle bu samimiyeti göstermeyenleri birbirinden ayıran mühim bir belgedir.

Yoksa eğer bu kulluk ve şükür görevleri gerçek manada verilen nimetlerin bir karşılığı olsaydı, insanoğlu yalnız “yoktan var edilmeleri, taş, toprak, kedi, fare türünden bir varlık değil de eşraf-i mahlukat olan bir insan olarak yaratılmalarıyla ilgili” nimetin sonsuzda birini eda edemeyeceklerdi. Bu hakikate Peygamberimiz (asm) şu sözleriyle işaret etmiştir:

“Asla kimse kendi ameliyle cennete girmez.”
“Sen de mi ya Resulallah!” dediklerinde de
 “Evet ben de; meğer ki Rabbim beni rahmetinin kucağına almış olsun.” (Buharî, Rikak,18; Müslim, Münafikîn, 71-73)

– Bu mevzuyu işin ehlinden dinlemek istemez misiniz? İşte:

“Ey nefis! Ubudiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, bir ihtimal netice-i nimet-i sâbıkadır.”

“Evet biz ücretimizi almışız. Ona nazaran hizmetle ve ubudiyetle muvazzafız. Bundan dolayı ey nefis! Hayr-ı mahz olan vücudu sana giydiren Hâlık-ı Zülcelal, sana iştihalı bir mide verdiğinden Rezzak ismiyle tüm mat’umatı bir sofra-i nimet içinde senin önüne koymuştur.”

“Sonrasında sana hassasiyetli bir yaşam verdiğinden, o yaşam dahi bir mide benzer biçimde rızık ister. Göz, kulak benzer biçimde tüm duyguların, eller gibidir ki; rûy-i zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti, o ellerin önüne koymuştur.”

“Sonrasında manevî oldukca rızık ve nimetler isteyen insaniyeti sana verdiğinden, âlem-i mülk ve melekût benzer biçimde geniş bir sofra-i nimet, o mide-i insaniyetin önüne ve aklın eli yetişecek nisbette sana açmıştır…”

“İşte ey nefis! Sen bu tutarı almışsın. Ubudiyet benzer biçimde leziz, nimetli, rahatlı, hafifçe bir hizmetle mükellefsin.”

“Oysa, buna da tembellik ediyorsun. Eğer yarım yamalak yapsan da güya eski ücretleri kâfi gelmiyormuş benzer biçimde, oldukca büyük şeyleri mütehakkimane istiyorsun. Ve hem ‘Niçin duam kabul olmadı.’ diye nazlanıyorsun.”

“Evet, senin hakkın naz değil, niyazdır. Cenab-ı Hak Aden’i ve saadet-i ebediyeyi, mahz-ı fazl ve keremiyle kayra eder. Sen, daima rahmet ve keremine sığınma et. Ona itimat ve şu fermanı dinle:

“قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ”De ki: Sadece Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, işte yalnız bunlarla sevinip ferahlasınlar. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır. (Yunus, 10/58)

“Ben cinleri ve insanları sadece bana yakarma etsinler diye yarattım.” derken bu ayetten -haşa- ego diye bir kelime çıkarabilir miyiz?” şeklindeki soruya ulaşınca;

EGO dediğimiz kişilik / enaniyetin manası, özetle: Bir kimsenin büyüklüğünü göstermesi, bilhassa sözlü yada davranış biçimiyle ortaya koymasıdır.

Bu açıdan bakıldığında denilebilir ki; EGO / ENANİYET, iyi ve fena / güzel ve çirkin olmak suretiyle iki kısma ayrılır:

a) Eğer, gösterilen büyüklük tavrı ile onu gösteren kimse içinde orantısız bir aykırılık var ise, bu tavır çirkin olur. Bundan dolayı, bu şekilde bir tavır her şeyden ilkin bir yalancılıktır, kişinin kendi seviyesini aşan bir şımarıklıktır, “Olduğu benzer biçimde görünmediğinden yada görünmüş olduğu benzer biçimde olmadığından” iki yüzlülüktür, kişinin gerçek değerinin oldukca üstünde bir görüntü vermesinden dolayı, bir haddi aşmaktır…

İşte tüm bu ve daha başka çirkin niteliklerin bir kombinasyonu olan bu şekilde bir EGO, hem hakikat nazarında, hem insanoğlu nazarında oldukca çirkin ve pek fena bir tavır olarak değerlendirilir.

b) Eğer gösterilen büyüklük tavrı ile onun gösteren içinde doğru orantılı bir ilişki var ise, bu şekilde bir  tavır  her türlü çirkin unsurlardan uzak ve gerçekte mevcud güzel niteliklerin bir nevi öğretilmesine ve hakikatin olduğu benzer biçimde algılanmasına katkı sağlamış olduğu için oldukca güzel ve pek değerlidir.

İşte Allah’ın Kuran’da kendisini takdim ederken, hakiki Mabud, yegâne yaratıcı, yüceler yücesi bulunduğunu bildirmesinde –bizim anladığımız fena anlamıyla- EGO diye bir şey elbet söz mevzusu değildir. Bu şekilde bir fikir Allah’ı yakından tanıyan bir vicdanın inanç şuuruyla da bağdaşmaz.

İlave informasyon için tıklayınız:

– Allah’ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var?
– İnsan niçin yaratılmıştır? Allah’ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı vardır …
– Yaratıcının bizim ibadetimize ihtiyacı yoksa, bizim nasıl ibadete …
– Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde, neden tanınmak bilinmek …
– Tanrı kendi egosunu tatmin etmek için mi bizi yarattı?

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Anonim tarafınca Sa, 07/02/2017 – 01:12 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir