Tanrı niçin bizlere kanıt göstermiyor?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

– Tanrı bizlere asla kanıt göstermedi değil mi?
– Şu demek oluyor ki fotoğraf makinesinin buluş olduğu günden beri hiçbir mucize meydana gelmedi. Şimdi iyi mi inanacağız diye kanıt istediğimizde diyorsunuz ki Tanrı eğer kanıt verseydi o vakit hepimiz inanırdı. O şekilde olmaz hepimiz cennete gider, mühim olan bu şekilde inanmak falan..
– Fakat Hz. Musa’nın elindeki sopa yılana dönüştü. Şimdi düşünün siz orda Hz.Musa’nın önünde olsanız o sopanın yılana dönüştüğünü gördüğünüzde direk Müslüman olmuş olursunuz. Bu büyük bir mucize Tanrı var dersiniz. Bu sopa iyi mi yılana dönüşecek dersiniz.
– Şu demek oluyor ki Tanrı oradaki adamların inanması için onlara fazlaca büyük bir kanıt yollamış, peki bizlere niye yollamadı, bu adaletsizlik değil mi?
– Kimin gözünün önünde sopa yılana dönüşse Tanrı’a inanır. Ben Tanrı’a inanmadığım için cehenneme gireceksem tek suçum Hz. Musa’nın sopasını yılana dönüştürdüğü vakitte orada bulunmuyor olmam mı olacak?
– Şu sebeple eğer bulunsaydım ne olursa olsun inanırdım…

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

– Ilkin şunu belirtelim ki, Tanrı bizlere o şekilde kanıtlar göstermiş ve gösteriyor ki, gerçeği öğrenmek için çaba edenleri o kanıtların minimum bir kısmını okuyup anlamaktan yoksun etmez.

İnsanın kendisi bizzat en büyük bir kanıttır.

Harikalar harikası bir sanat eseri olan insanoğlunun maddi-manevi donanımlarına tefekkürlerle bakan bir kimse, Tanrı’ın sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi bulunduğunu karmakta zorlamayacağını düşünüyoruz. Yeter ki tefekkür malzemesi olan bilgiye haiz olsun ve önyargı fanatiğini esiri olmasın…

Öteki tüm varlıklar penceresinden de bu şekilde bir inanç ve irfana haiz olmak insanoğlunun elindedir.

– İkinci olarak, “ben Hz. Musa’nın asası şeklinde bir mucize görseydim, derhal inanç ederdim” diyorsunuz.

Bu tespitiniz isabetli değildir. Bunun doğru olmadığını gösteren en büyük kanıt, söz mevzusu mucizeyi görenlerden birkaç şahıs haricinde kimsenin inanç etmediği gerçeğidir.

“Firavun kavminin ileri gelenleri, ‘Bu (Asa mucizesini gösteren Musa) fazlaca bilgili büyük bir sihirbazdır.’ dediler.” (Araf, 7/109)

“Firavun kavminin ileri gelenleri, ‘Seni ve tanrılarını terk edip de ülkede bozgunculuk etsinler diye Musa ile kavmini bırakacak mısın?’ dediler. Firavun dedi ki: ‘Biz onların kızlarını sağ bırakıp oğullarını öldüreceğiz. Biz onları ezecek güçteyiz.” (Araf, 7/127)

mealindeki ayet ve benzerlerinde bu gerçeğin altı çizilmiştir.

Nitekim, tarih süresince, peygamberlerin mucizelerini görmelerine karşın inanç etmeyen binlerce insan helak edilmiştir.

Son Peygamber Hz. Muhammed (asm)’in yüzlerce mucize gösterdiği sahih hadis, siyer ve tarih kaynaklarında yazılıdır. Buna karşın, en yakın akrabası olan amcası Ebu Leheb inanç etmemiştir. Bu da gösteriyor ki, peygamberlerin mucizelerini gören her insanın inanç edeceğini söylemek ve bizim bu olağanüstü şeyleri görmememizin -haşa- bir haksızlık bulunduğunu düşünmek yerden göğe haksızlıktır.

– Bununla birlikte, bu günün insanları, eski kavimlerin gördükleri olağanüstü şeyleri, Hz. Muhammed (asm)’in gösterdiği olağanüstü şeyleri bilmeleri yanında, olumlu fenlerin/ilimlerin ortaya koyduğu teknoloji yardımıyla kâinat çapında görülmeye başlamış olan onlarca ontolojik mucizeyi göstermelerine karşın bir çok insanların inkarcı durumunda olması, mucizelerin tek başına inanç için kafi olmadığını da göstermektedir. Şu sebeple, bir yazışma sisteminin muhteşem emek vermesi için hem verici hem de alıcı merkezin sağlam emek vermesi gerekir. Alıcı istasyon bozuk olduğu vakit vericisi ne kadar muhteşem olursa olsun, seslerin parazit yapmasını önleyemezsiniz. Şeytanın vesveseleri,  kör hissiyat, nefs-i emmare parazit meydana getiren en büyük  arızalardır.

– En büyük bir gerçek de şudur ki, kırk yönden mucize olan, her an elimizde bulunan, gözle gördüğümüz Kur’an-ı hakim tüm mucizelerden daha büyük bir mucizedir.

Maddi mucizeler lokal, mezii ve tarihte kalmış mucizelerdir.

Kur’an ise manevi-akli, evrensel, vakit ve mekan üstü özelliğiyle kıyamete kadar bu fonksiyonunu icra eden yegâne mucizedir.

Bu sebeple samimi olarak imanlarını pekiştirmeye çalışanlar, onu okuyup anlamaya çalışırlar. O kapasiteye haiz olmayan bizim gibiler ise, Kur’an’ın gözle görülen bir mucize bulunduğunu kanıtlama eden binlerce tefsir deposu var; onlardan öğrenir.

Bilhassa bu asırda ve Türkçe olarak yazılan ve Kur’an’ın hakiki ve tinsel bir tefsiri olarak onun mesajlarını asrın idrakine sunan Risale-i Nur eserlerini okumak suretiyle imanımızı nakli ve akli delillerle kuvvetlendirmek mümkündür.

Risale-i Nuru okuyanların büyük çoğunluğunun kuvvetli bir imana haiz olmaları bu hakikatin göstergesidir.

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

tolga07123 tarafınca Pa, 17/04/2016 – 16:07 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir