Allah Teâlâ, günah işlemesin diye Nebîmizi korudu mu?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Ayetler şöyledir:

“Seni sıkıntıya sokarak sana vahyettiğimiz şeyden, azca kalsın uzaklaştıracak şeklinde oldular. O vakit seni elbet dost edinirlerdi.

Seni dik tutmasaydık, onlara meyledecek şeklinde olmuştun.” (İsrâ 17/73-74)

Sizin zihninize, “Seni dik tutmasaydık” diye meal verdiğimiz (وَلَوْلاَ أَن ثَبَّتْنَاكَ) ifadesi takılmış olmalıdır. Bu ilhamı Allah, her insana yapar. İlgili ayetler şöyledir:

“(Nefse) yaptığının fena yada iyi bulunduğunu esin edene yemin olsun ki,

Kendini geliştiren umduğunu elde eder.

Kendini kirli işlere sokan da kaybeder.” (Şems 91/8-10)

Nefse isyankârlığı ve takvası esin ediliyor.

Fena işe yönelen biri, hem o işi yapmadan ilkin hem de sonrasında bir huzursuzluk du­yar. Buna iç sıkıntısı yada vic­dan azabı denir. İşte bu Allah’ın ilhamı, doğrusu kişiyi uyarmasıdır.

Yusuf aley­hisselamı Züleyha’dan uzaklaştı­ran burhan da Allah’ın bu ilhamıdır. Yusuf sure­sinin 24. âyetinde şöyleki buyruluyor:

“And olsun ki, hanım ona meyletti. Eğer Rabbinin burhanını gör­me­seydi o da hanıma meylede­cekti…”

Yanlış bir iş karşısında insan ilkin irkilir, sonrasında ya vazgeçer ya da o işe dalar. İşte insanı irkilten, Al­lah Teâlâ’nın ilhamıdır. O işi yaptıktan sonrasında da iç sıkıntısı vererek kişiyi tev­beye teşvik eder.

Bu irkilmenin Müslüman olmayan insanlarda da bulunduğunu aşağıdaki âyetlerden anlayabi­liriz. Ilkin âyet­lerin ini­şine sebep olan vakaya ba­kalım.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme eziyet eden Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Velîd b. Muğîre, Nadr b. Hars, Ümeyye b. Ha­lef ve As b. Vail bir araya geldi ­ve dedi­ler ki, “Hac zamanında Arap he­yetleri gelip bizlere Muhammed hakkında sual soruyor­lar, her bi­rimiz bir başka yanıt veriyo­ruz. Birimiz deli, diğerimiz kâhin, bir baş­kamız da şa­irdir di­yor. Cevapların değişik olma­sından do­layı Araplar, bunların hepsinin yanlış olduğu sonucunu çıkarıyor. Gelin, Mu­hammed’e bir tek isim ver­mek suretiyle anlaşalım.”

Birisi dedi ki, “O şairdir.” Velid b. Muğîre;  “Ben Ubeyd b. el-Ebras ve Ümeyye b. Ebî’s-Salt’ın şi­irlerini dinle­dim, bunun sözü on­la­rınkine benzemiyor.” dedi.

Bir başkası dedi ki, “O kâhindir.” Velid, “Kâhin kime der­ler?” diye sordu. “Kimi zaman doğru ba­zen de yalan söyleyen kimsedir.” dediler. Velid dedi ki, “Muhammed asla yalan söylememiştir.”

Biri de “O delidir.” dedi. Velid, “Deli kime der­ler?” diye sordu. “İnsanları korkutan kişiye.” dedi­ler. Velid, “Şimdiye kadar Muhammed’le kimse kor­kutulma­mıştır.” dedi.

Sonrasında Velid kalktı, evine gitti. Hepimiz, Velid b. Mu­ğîre din değiş­tirdi, dedi. Ebu Cehil derhal onun yanına gitti ve dedi ki, “Senin neyin var? İşte Kureyş, sana yardım top­ladı. Onlar senin gereksinim içine düşüp dinini değiştirdiğin kanaatin­deler.” Velid dedi ki, “benim ona ihtiyacım yok, fakat Muhammed hakkında dü­şündüm; o sihir­bazdır, diyorum. Bu sebeple sihirbaz, baba ile oğulun, kardeş ile karde­şin, karı ile kocanın arasını ayırır.”

Sonrasında ona sihirbaz lakabı tak­mak için an­laştılar. Çıkıp Mekke­‘de yüksek sesle ba­ğırdılar. Halk toplu haldeydi, dediler ki; “Muham­med ger­çekten sihirbazdır.” Bu söz halk içinde yankılandı. Bu Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sel­leme oldukca ağır geldi. Evine döndü ve üze­rini elbi­sesiyle örttü. Bunun üstüne Müddessir suresi indi (Fahrüddin er-Razî, c. VIII, s.347).

Velid b. Muğîre’nin bu sonucu verir­ken iç sıkıntısı çekmiş olduğu ve zorlandığı gö­rülüyor. Bu sebeple büyük bir isyan içindeydi. Aşağıdaki âyetler bunu ortaya koyu­yor.

“O bir düşündü, ölçtü biçti. Kahrolası ne bi­çim ölçme biçmeydi o öyleki.

Vah kahrolasıca vah, ne şekil ölçme biç­meydi o öyleki.

Sonrasında bir bakındı.

Sonrasında kaşlarını çattı ve su­rat astı.

Sonrasında ardına döndü ve bü­yük­lük tasladı.

Derhal şöyleki dedi: “Bu olsa olsa üstün bir sihir olabi­lir.

Bu olsa olsa bir insan sö­zü olabilir.” (Müddessir 74/18-25)

Bu yüzden kâfirler hep şüphe içinde olur­lar. “Kurmuş oldukları binalar, kalpleri parçalanıncaya ka­dar, içlerinde bir şüphe olarak kalmaya devam eder. ” (Tevbe 9/110) Bu şüphe, Allah’ın onlara olan merhametindendir. Kimilerinin bu sayede akılları başlarına gelir ve girdikleri yanlış yoldan vazgeçerler.

İşte Nebîmizin dik durmasını elde eden, Allah’ın ona yapmış olduğu ilhamdır.

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir