Tanrı’ın bizi ummadığımız yerden rızıklandırması ne anlama gelir? Bu şekilde bir ifade Kur’an-ı Kerim’de geçmekte midir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

“Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Tanrı’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Normal olarak Tanrı, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Tanrı, her şey için bir ölçü kılmıştır.”(Talak, 65/3)

Rivayet edilmiştir ki: “Resulullah (s.a.v)  وَمَنْ يَتَّقِ اللهَ يَجْعَل لَهُ مَخْرَجًاوَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لاَيَحْتَسِبُ âyetini okumuş ve demiştir ki:

“(Tanrı) hem dünya şüphelerinden, hem ölümün sıkıntısından hem de kıyamet gününün sertliğinden bir çıkış yolu (yaratır.)”

Bir de Ebu Zerr’den şu şekilde rivayet edilmiştir:

“Resulullah وَمَنْ يَتَّقِ اللهَ يَجْعَل لَهُ مَخْرَجًاوَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لاَيَحْتَسِبُ âyetini okuyordu, yine yine okumaya başladı, hatta beni uyku bastı da buyurdu ki:

“Ey Ebu Zerr, insanların hepsi bunu tutsaydı, kendilerine yeterdi.”

Ve her kim Tanrı’a tevekkül ederse başına gelen herhangi bir şeye karşı O’nun kudretine itimad edip, yapacağı işte kendini O’nun emrine teslim ederek hükmünce giderse O, ona yeter. Tanrı onun işlerinin hakkından gelir. Hesabına kâfidir. “Kısaca elde etmiş olduğu şeyler mevzusunda Tanrı’a güvenirse kendisinin ehemmiyet verdiği şeylerde de Tanrı ona kâfidir.”

Razî tefsirinde zikredildiği suretiyle onun için Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki:

“İnsanların en kuvvetlisi olmayı arzu eden, Tanrı’a dayansın.”

Her halde Tanrı emrini yerine getirir. Muradını muhakkak yapar, hiçbir işinden geri kalmaz, hepsinin hakkından gelir. Hükmünü istediği şeklinde yürütür. Kendisine tevekkül edilse de, edilmese de yürütür. Nihayet her şeyin sonu gelir. Dünyada acı da geçer, tatlı da geçer, sorun da geçer, refah da geçer. Ecel ulaşınca takdir edilen ölüm, dakika geçirmeksizin pençesini takar, akibet gelir çatar. İyiler iyiliği ile, kötüler kötülüğü ile kalır. Hepimiz ameliyle toplanır.

Sadece Tanrı’a tevekkül de, O’nun emridir. Tevekkül edenin muradı da, Tanrı’ın irade ve rızasına teslim olmaktan ibaret olursa, Tanrı da onun mükafatını büyütür. Hakikat, Tanrı her şey için bir ölçü takdir etmiştir, bir sınır ve miktar tahsis etmiştir ki o şeyi ona bakılırsa yürütür. O sınır ve miktardan ileri geçirmez.

Bu yargı öyleki bir kanundur ki her şey hakkında geçerlidir. Ve her şeyin hükmü, kıymeti Tanrı’ın ona tahsis etmiş olduğu ölçü ile uygunluk arzetmektedir. Gerçekte bir şeyi bilmek de onu, o ölçü ve sınırıyla seçmek anlama gelir. Bu cihetle sebeplerin bir dereceye kadar kıymet ve itibarı yok değilse de, bunlar, zatî (aslî) değil, değişken ve sınırlıdır. Etki ve yargı onun değil, Tanrı’ındır. Aslolan ilim ve kudretine itimad edilecek; işler, yargı ve iradesine havale edilecek hakim, sebepler değil, sebepleri yaratan Tanrı’tır. Her şey geçer, leh ve aleyhte olan her sebep tükenir, takdir edilen kaderi biter, başlangıcında ve sonunda tüm kudretiyle Tanrı kalır.

Hem Tanrı takdir buyurmamışsa hiçbir şey diğerinde tesirini gösteremez. Takdir buyurmuş ise, Tanrı’tan başka hiçbir şey de onun önüne geçemez. Ateş, Tanrı’ın yak söylediğini kendi miktarınca söylediği kadar yakabilir. Rızık da Tanrı’ın doyur söylediğini kendi miktarınca söylediği kadar doyurabilir.

Demek ki sebeplere itimad sonlu, Tanrı’a itimad sonsuzdur. O halde kuvvet ve kati data, sebeplere güvenmekte değil, Tanrı’a dayanmaktadır. Tevekkül de gururla kendini sayıp koyuvermek değil, Tanrı’ın gösterdiği yolda gücü yettiği kadar vazifesine ehemmiyet vermek, takva sahibi olmak, kusurunu itiraf ile birlikte, Tanrı’ın kudretine itimad edip netice hakkında telaşa düşmeksizin, O’nun iradesine teslim olmaktır. Ilkin “Kim Tanrı’tan korkarsa” sonrasında da “Kim Tanrı’a dayanırsa.” buyurulmasında buna bir işaret vardır.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in hadisinde

“Deveyi bağla da tevekkül et.”

buyurulması da bu mânâyı hatırlatmaktadır. Tanrı Teâlâ her şeye bir ölçü takdir etmiş olduğu için her şey şeklinde insana da gerek cinsine, gerek nevine, gerek toplumuna gerek ferdine, gerek rızıklarına gerek fiillerine, gerek sözlerine gerek hallerine hep birer miktar takdir buyurmuş ve birer sınır koymuştur ki, Tanrı’tan korkma ve O’na tevekkül bile o ölçü ve kıymet dairesinde cereyan eder.

Binaenaleyh, adamın de dişinin de birer miktarı ve her birinin eylem ve hallerinde birer sınırı vardır. O sınırı aşmaya teşebbüs eden kendine zulmetmiş olur. Bu suretle Tanrı Teâlâ, iddete, çıkarmaya, çıkmaya, kavuşmaya, ayrılığa, kederlere, sevinçlere, nasip ve rızıklara hep birer miktar ve sınır takdir buyurmuştur. Bundan dolayı boşanan bayanların iddetlerini de hayızlı, hayızsız ve hamile olup olmamalarına bakılırsa ayrı ayrı birer miktar ile takdir etmiş, nafaka ve oturacakları evleri ona uygun olarak emretmiştir. Bu sebeple “Hakikat, Tanrı her şey için bir ölçü takdir etmiştir.” hükmü, hem kendinden öncesini hülasa ve takviye etmektedir, hem de kendinden sonrakine bir mukaddime ve tenbihtir. Tanrı’ın takdiri bu şekilde her şeyi önünden, arkasından ve hatıra gelmeyen yönlerden bağlar.

(Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Kur’an-ı Kerim Tefsiri)

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

cafo36 tarafınca Pt, 19/02/2007 – 19:17 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir