Allah’ın gözüyle görmek ne anlama gelir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Bu, ferasettir. Ferâset, ‘detay­lara bakarak bir görüş, tahmin ve kavrayışla doğ­ruyu yakalamak’ anlama gelir (Çevirmen Asım, Kamus Tercümesi. Kelime Arapça’da  firâset diye seslendirilir). Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, “Müminin fe­rasetin­den çekinin, bundan dolayı o Allah’ın nuruyla gö­rür.” (Tirmizî, Hicr suresinin tefsiri, 6.) buyurmuştur. Hadisi şu ayetlerle beraber düşündüğümüzde mevzu iyice an­laşılabilir.  
 
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إَن تَتَّقُواْ اللّهَ يَجْعَل لَّكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
 
“Ey inananlar, eğer Allah’tan sakınırsanız o  size gerçeği eğriden ayıracak bir güç verir, suçlarınızı örter ve sizi bağış­lar.” (Enfal 8/29)  


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
 

“Ey inananlar, Allah’tan sakının ve elçisine ina­nın ki, size rahmetinden iki hisse versin, sizin için ışığında yürüye­ce­ğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağış­lasın.” (Hadîd 57/28)
 
Bahsettiğiniz hadis-i kudsî şöyledir:
 
Allah Teâlâ buyurdu ki:
 
“Kulumun, farz kıl­dığım şeylerle bana yaklaşmasından iyisi yoktur. Kulum bana nafilelerle de yaklaşmaya devam eder. O şekilde olur ki artık onu severim. Onu sevdim mi işittiği kulağı, görmüş olduğu gözü, tuttuğu eli ve yürümüş olduğu ayağı olurum. Benden isterse kesinkes veririm. Bana bir sığınsın, onu muhakkak korurum.” (Buhari, Rikâk, 38)
 
Bu hadis-i kudsî yukarıdaki ayetlerin bir açık­lamasıdır. Her mümin bu seviyeye ulaşa­bilir. Bu seviyeye ulaşanın feraseti artar. Fakat asla kimse Allah’a, elçisinden fazla yaklaşamaz. Kur’an’da elçilerin gaybı bileme­yeceği açıkça belirtilmiştir. Onlarda ilm-i ledün yada ilm-i bâtın denilen şey de yoktur.
 
Allah’ın komut ve ya­sakla­rına uyan şahıs, emirlerin güzelliğini ve yasaklanan şeylerin kö­tü­lü­ğünü kavrar. Yaptıklarını şuurlu olarak yapar, iz­zetli ve şerefli olur. Her şeye helâller ve haramlar çerçeve­sinde bakacağı için kolay kolay fena duruma düş­mez. İşte esas feraset bu­dur. Bu şahıs o şekilde hale gelir ki, Allah’ın emrine aykırı şeylere ku­lağını ve gözünü kapar. Allah’ın istediği şeyleri meblağ ve Allah’ın istediği tarafa yürür. “Müminin ferasetinden çe­kinin, bundan dolayı o Allah’ın nuruyla görür.” hadis-i şeri­fini bu şekilde an­lamalıdır.
 
Günahkâr Müslümanlar bu tarz şeyleri görecek du­rumda değillerdir. Gü­nahtan zevk almaları, Allah’ın emirlerini yerine getirme­mekten sıkılmamaları bun­dandır.
 
Feraseti de gözümüzde büyütmememiz gerekir. Bir kişinin daha faziletli olması görüşü­nün daha doğru olduğu an­lamına gelmez. Sahabenin en faziletlisi Ebû Bekir radıyallâhu anh’tır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sel­lem, bir mevzuda Ebû Bekir’in görüşünü tercih etmiş, hemen sonra bunun yanlış oldu­ğu ortaya çıkmıştır.
 

 
Şundan dolayı Peygamberimiz de Ebu Bekir de in­sandır ve fazi­letli ol­maları yanılmalarına engel değildir. Bilgisi ve fazi­leti ne olursa olsun her­kati yanı­labileceği düşüncesi her gö­rü­şün eleştirilebilmesi yolunu aç­mıştır.
 
(Daha geniş data için bkz: Abdulaziz Bayındır, Kur’an Işığında Tarikatçılığa Bakış, Süleymaniye Vakfı Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2007, s: 146-151.)

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir