Tanrı’ın kuluna verdiği nimetler ve lütufların bir hikmeti var mıdır yada olması gerekir mi?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

– Örnek olarak, ben bir yolda ilerlemek isterim ve bana hayırlı sebepler çıkıyor, bu o yolda ilerlemem gerektiğine bir işaret midir?

– Bizlere verilen nimetlerin lütufların şükrederek mi hayatımızı sürdürmemiz gerekir, örneğin bir kişiye büyük bir gönül zenginliği ve güzel terbiye vermişse, şahıs bunu insanlara örnek olarak göstermesi gerekir mi?

– Sebepsiz bir lütuf var mıdır yada bunun sebebini düşünerek kavrayabilir miyiz? Bu şekilde yapınca hata etmiş olur muyuz, doğrusu Tanrı bana bunu bunu verdi, bununla beraber şu şekilde vakalarda oldu, demek ki bunlar şuna işaret olabilir deyip, Tanrı’a güvenerek kendimize bir yol çizmemiz de bir sakınca var mıdır?

– Lütuflar ile ilgili ne tür ayetler ve hadisler ne şeklinde görüşler vardır; bahsettiklerimi düşünerek detaylı bir yanıt yazabilir misiniz?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Öncelikle Kerim olduğundan ikramlarda bulunuyor. Kendisine {hiç de} teşekkür etmeyen kâfirlere de verdiği nimetler, bunun açık delilidir. Aslına bakarsanız,

 “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’raf, 7/156)

mealindeki ayette zikredilen ve Rahman isminin sonsuz rahmetini duyuru eden ilahî beyan da bunu gösteriyor.

Nimetlerin veriliş hikmetlerinin mühim gerekçelerinden biri de şüphesiz insanların imtihanına yöneliktir. Şükredenlerle nankör olanların birbirinden temyiz edilmesi için bu kontrol fazlaca önemlidir. Rahman suresinde Tanrı’ın bir kısım nimetlerinden söz edilmiş olduğu her defasında, peşinden,

 “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?”

mealindeki ifadeye yer verilmesi ve bunun otuz bir kere yine edilmesi, şükürle ilgili imtihanın önemini göstermesi bakımından fazlaca manidardır.

Tanrı’ın hiçbir işi amaçsız, sebepsiz, hikmetsiz değildir. Bunda nimetlerin verilişi de dahildir. Tanrı’ın bir adı HAKÎM’dir. Kur’an’da onlarca defa zikredilen bu isim, Tanrı’ın hiçbir şeyi gereksiz, boş yere, sebepsiz, amaçsız yapmadığını gösterir. Bu sebeple, eğer sebepsiz bir nimet düşünürsek, Tanrı’ın -haşa- abesle iştigal ettiğini söylemiş oluruz.

Bu sebeple,

“Süleyman, Kraliçenin tahtının yanı başlangıcında durduğunu görünce: Bu, Rabbimin lütuflarındandır. Bu şükür mü edeceğim, yoksa nankörlerden mi olacağım, diye beni sınamak içindir.” (Neml, 27/40)

mealindeki ayette anlatıldığı şeklinde, ikimiz de Hz. Süleyman (as) şeklinde her nimeti bir sınav için verildiğini düşünebiliriz.

Sadece bizim düşündüğümüz bir gerekçenin söz mevzusu nimetin hakikaten bir sebebi olup olmadığını kati olarak kestiremeyiz. Bu sebeple, nimetleri düşünürken, mutlak doğru olan sebebinden ziyade, Kur’an ve Sünnet merkezli bir perspektiften bakmak ve Tanrı’a şükretmemizi sağlayacak şekilde bir algılamaya gitmek daha uygundur.

Mühim bir nokta da şudur: Tanrı’ın bizlere lütfettiği nimetlerini, bizim yaptıklarımız bazı iyi şeylerin bir karşılığı olarak değerlendirmek hatadır, şımarıklığa yol açabilir. Eğer aradaki ilişki fazlaca açık ise, bu durumda gene bizi aynı güzel işleri devam ettirmemize, doğrusu gelecekte yapacağımız işler için bir teşvik olarak görmekte fayda vardır.

En doğrusu, verilen nimetlerin Tanrı’ın sonsuz rahmetinden gelen bir lütuf, bir ikram olarak bakmak ve bunların bununla beraber bir  sınav sorusu bulunduğunu, karşılığında muhteşem bir şükür icap ettiğini; şükrün ise, genel olarak Tanrı’ın buyruk ve yasaklarına riayet etmekle kendini göstereceğini düşünmek en uygun bir metottur.

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

H.Güvenli tarafınca Cu, 17/05/2013 – 11:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir