Tanrı’ın sıfatları nedir, iyi mi anlaşılmalıdır?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Cenâb-ı Hakk’ın zâtı şeklinde mukaddes sıfatları da kemâliyle algı edilemez; fakat o sıfatların varlıkları ve sonsuz oldukları bilinebilir.

İlâhî sıfatlar, “sübutî” ve “zatî” olmak suretiyle iki gruba ayrılıyor.

Sübutî Sıfatlar;

Bunlar, “yaşam, ilim, irade, kudret, sem’ (işitme), basar (görme), kelam ve tekvin (var etme)” sıfatlarıdır.

Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve gene hepsi mutlaktır. Bunlarda, ne bir azalma ne de artma düşünülebilir.

Yaşam sıfatı ezelde ne ise ebedde de aynıdır. Bizlere yaşam bahşetmesi, Tanrı’ın ihya (yaşam verme) fiiliyledir. Bizde yaşam yaratmasıyla O’nun hayatında ne bir noksanlık olur, ne de bir fazlalık.

Tanrı’ın bir sıfatı da “ilim”dir. Ne kadar varlık yaratırsa yaratsın, onlara ne kadar hikmetler, mânâlar takarsa taksın, O’nun ilim sıfatında bir değişme düşünülemez.

İlâhî sıfatlardan bir başkası, “irade”dir. Tanrı’ın iradesi de öteki sıfatları şeklinde mutlaktır ve küllîdir. Mutlak olmasının manası, O’nun iradesini kayıtlayacak bir başka iradenin söz mevzusu olmamasıdır. İlâhî iradenin küllî olması ise, sonsuz icraatlarının hepsini “beraber irade etmesi” anlama gelir.

Bilinmiş olduğu şeklinde, insanoğlunun iradesi cüz’îdir, kısaca aniden sadece bir şey irade edebilir; onu irade ettikten sonrasında ikinci bir şey irade etmesi mümkün olur. Şu varlık âleminde, aniden birbirinden değişik hatta kimi zaman birbirine zıt, sonsuz faaliyetler icra edildiğine nazaran, bunların irade edilmeleri de birliktedir, beraberdir, sıra ile değil.

Tanrı’ın bir öteki sıfatı, “kudret”tir. Tanrı, atomlardan galaksilere, çiçeklerden Aden bahçelerine kadar her şeyi sonsuz kudretiyle yaratmıştır. Bir meyve ağacında, o sonsuz ve mutlak kudretiyle tutum etmiş olduğu şeklinde, meyvesi insan olan kâinat ağacında da tutum eder, icraatta bulunur.

İlâhî sıfatlardan bir diğeri “basar”, yâni görme, biri de “sem’” kısaca işitmedir. Maddeden münezzeh olan Tanrı’ın görmesi ve işitmesi, göz, kulak şeklinde vasıtalardan münezzehtir. Tüm sesleri beraber işitir, tüm eşyayı birlikte görür.

“Kelam” sıfatına ulaşınca, Tanrı’ın öteki sıfatları şeklinde bu sıfatı da sonsuzdur, küllîdir, mutlaktır.

Beyni, konuşma merkezini, ağzı, dili yaratan ve insanı böylece konuşturan Tanrı, meleklerini bunların hiçbiri olmaksızın konuşturur. Keza, insana da rüya âleminde, bu aletlere gerekseme olmaksızın konuşma imkânı verir. O halde, kendi konuşmasını ölçü tutarak Tanrı’ın kelam sıfatını anlamaya teşebbüs eden bir insanoğlunun hata etmesi, istikametten sapması kaçınılmazdır.

Tanrı’ın zâtı, mahlukatın zâtlarına benzemediği şeklinde kelam sıfatı da onların konuşmaları cinsinden değildir.

“Tekvin” sıfatı, Tanrı’ın her irade etmiş olduğu şeyin, varlık sahasına derhal çıkması mânâsına gelir.

“Yaşam, ilim, kudret, sem’, basar” sıfatları için Esmâ’ül Hüsna bölümündeki, “Hayy, Alîm, Kadîr, Semi’, Basîr” isimlerinin açıklamalarına bakılabilir.

Zatî Sıfatlar:

Bunlar, “vücud, kıdem, kalım, vahdaniyet, muhalefetü’n lil havadis, kıyam bi nefsihî” sıfatlarıdır.

Vücud:

Vücut, varlık, var olma mânâsına gelir. Öteki selbî sıfatların tümü beraber düşünüldüğünde, vücut sıfatı daha iyi anlaşılır. Şu demek oluyor ki, Tanrı’ın varlığı kadîmdir, evveli yoktur; bâkîdir, âhiri yoktur. O’nun mukaddes varlığı hiçbir mahlukunun varlığına benzemez, hepsine muhaliftir.

Gene O’nun varlığı vaciptir, başkasının var etmesiyle var olmadığı şeklinde, devamı da başkasının yardımıyla değildir.

Vücud, ya vacip olur, ya mümkin olur yada mümteni’ olur. Vacip vücud, Tanrı’a mahsustur. Tanrı’ın varlığı vaciptir, olmaması muhaldir. Mümkin vücut ise tüm mahlukatın vücutlarıdır. Bunlar Tanrı’ın var etmesiyle var oldukları şeklinde, O’nun yok etmesiyle de varlık sahasından silinirler. Mümteni’ vücut, vacip vücudun zıddıdır, kısaca olması muhaldir. Buna örnek olarak “şerikler” (Tanrı’a ortak koşulan şeyler) verilir. Şeriklerin varlığı muhaldir, imkânsızdır.

Tüm mahlukat âlemi Tanrı’ın varlığına birer kanıt, birer şahittirler. Onları, yoklukta bırakmayıp varlık âlemine çıkaran, sadece varlığı vacip olan Tanrı’tır. Şu demek oluyor ki, mümkinlerin var olmaları, sadece vacip olanın irade etmesi ve yaratmasıyladır. Bu hakikati kabul etmeyenler, varların varlığını, yokluğa vermeye zorunlu bırakılırlar.

Kıdem-Kalım:

Tanrı’ın var etmesiyle mevcud eşya, evvellerinin olması cihetiyle “kıdem” sıfatını gösterirler. Keza, her nefsin ölümü tatması, kısaca her varlığın bir sonunun olması cihetiyle de “kalım” sıfatını duyuru ederler.

Vahdaniyet

Tanrı’ın hem zatında, hem de sıfatlarında ve fiillerinde tek olması, kısaca hiçbirinde benzeri, dengi, ortağı ve yardımcısı bulunmamasıdır.

Muhalefetün-lil-Havadis:

Havadis, hâdis olanlar, kısaca “sonradan yaratılan, ihdas edilenler” mânâsına gelir. Her yaratık, hâdistir. Ve Muhalefetün-lil-havadis sıfatı, Cenâb-ı Hakk’ın kutsî mahiyetinin, yaratık mahiyetlerine zıt ve muhalif olduğu mânâsına gelir.

Bir örnek: Tanrı kadîmdir, ezelîdir, yaratık ise hâdistir, sonradan meydana gelmiştir. Ezelî olmak, sonradan yaratılmaya zıttır. 

Kıyam-bi-Nefsihi:

Hiçbir varlığın, kendi varlığını kendi iradesiyle ayakta tutmadığını, hepsinin bir ilâhî lütufla varlıklarını sürdürdüğünü düşünen insan, Tanrı’ın “Kıyam-bi-nefsihi” sıfatına tüm ruhuyla inanç eder. Şu demek oluyor ki, Tanrı kendi zâtında kâimdir, tüm mahlukatın kıyamları ise O’nun esmâ ve sıfatlarının tecellileriyledir.

Slm ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Per, 21/09/2006 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir