Bazı Hristiyanlar, Tanrı’ın sadece sevileceğini iddia ediyor ve Tanrı korkusunu anlam ifade etmeyen buluyorlar. Bu görüş sahiplerine iyi mi yanıt verebiliriz?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Bir insan Tanrı’a inanç ediyorsa, Onun tüm sıfatlarına, isimlerine de inanç edecektir. Bilinmiş olduğu şeklinde inanç tecezziyi kabul etmez. Kısaca bazı inanç hakikatlerine inanıp bazılarına inanç etmemek olmaz.

Tanrı’ın Rahman, Rahim, Kerim, Rezzak, Şafi şeklinde cemali adları bulunmuş olduğu şeklinde; Kahhar, Aziz, Cebbar şeklinde celali adları de vardır. Nur Külliyatı’nda “Cemaline muhabbet etmek, celalinden havf etmek (korkmak)” şeklinde bir ifade geçer. Demek ki “Tanrı korkusu” denilince, Onun Celali isimlerinden korkmak anlaşılacaktır. Bu korkunun ölçüsü günahlardan sakınmaktır. Tanrı sevgisinin ölçüsü ise emirleri yerine getirmektir. Buna gore bir insan, “Tanrı yalnız sevilir, Ondan korkulmaz.” diyorsa, bu iddiasının altında şu mana yatar:

“Tanrı’ın yalnız emirleri dinlenir, fakat yasaklarından sakınılmaz.”

Kaldı ki yasaklardan sakınmak da bir İlâhî emirdir. Kısaca, Tanrı sevgisi ve korkusu bir kalpte beraber bulunurlar.

Örneğin, İlâhi Buyrultu olan Kur’an’da bir fazlaca emirler vardır ve bu tarz şeyleri yerine getirmeyenler için de gene tanrısal tehditler bulunmaktadır. Demek oluyor ki bir İlâhî emri yerine getirmekte Tanrı sevgisi ve korkusu beraber bulunurlar. O emri tutmak, sevgiyi ifade, eder; o emri tutmamaktan sakınmak ise takvadır, Tanrı korkusudur.

En ufak bir yönetimsel birimde bile yapılacak ve yapılmayacak işler sıralanırken ve gene en ufak bir amirin bile emirleri ve yasakları bulunurken, Tanrı’ın yalnız emirleri olacağını savlamak ve Onun yasaklarına uymayanların cezasız kalacağını düşünmek, gerçek manada bir Tanrı inancıyla bağdaşmaz.

Bu yanlış inanca haiz olanların aldandıkları en mühim nokta Tanrı’tan korkmayı dünya zevklerine ve sefalarına engel sanmalarıdır. Hâlbuki,

“Tanrı’tan havf eden (korkan), başkaların kasavetli, belalı havfından (korkusundan) kurtulur.” (Sözler)

Bakara Sûresi’nin başlangıcında, “Kur’an’ın muttakiler (Tanrı’tan korkanlar) için bir hidayet olduğu” beyan edildikten sonrasında, muttakinin sıfatları şöyleki sıralanır: 

 “O takva sahipleri, gayba inanırlar, namazlarını dosdoğru kılarlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da Tanrı yolunda infak ederler.”

Bu sayılanlar, inanç ve salih amel olması durumunda muttakinin sıfatları içinde yer almışlardır. Bundan şu mânâlar açıkça anlaşılır: Her salih amel, bir yönüyle de takva içinde addedilebilir.

Nitekim, Al-i İmran Sûresi’nde de (134 ve 135. âyetler) muttakinin sıfatlarını şöyleki sıralamaktadır: 

 “Bollukta ve darlıkta infak etmek.”
“Kızdıklarında öfkelerini yutmak.”
“İnsanların kusurlarını affetmek.”
“Kabahat yaptıkları yada nefislerine zulmettikleri süre Tanrı’ı anmak ve günahlarından derhal tövbe etmek.”
“Yaptıkları günahlarda, bilerek ısrar etmemek.”

Görüldüğü şeklinde, bu sayılanlarda takva ile salih amel iç içedir. Aslına bakarsan, takva insanı salih amel işlemeye götürmüş olan mühim bir sebeptir.

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Pa, 29/01/2006 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir