Big Bangı oluşturan enerji, sonsuzluktan beri var olmuş olması imkansız mı?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Ilk olarak “Big Bang” şu demek oluyor ki “Büyük Patlama” nedir, Kur’an’ın bu mevzuda sözü nedir ona bir bakalım.

“Kainatın Nasıl meydana geldiği” mevzusu haklı olarak devamlı en oldukça dört gözle beklenen ve üstünde en oldukça konuşulan konulardan biri olmuştur. Bu mevzuda tarih süresince birçok teoriler ortaya atılmış ve dönemin geçmesiyle ve fennin ilerlemesiyle de her kuram çürümüş ve hurafeler kitabında yerini almıştır.

Şu an üstünde ittifak edilen ve geniş şekilde kabul gören kuram “Big Bang” şu demek oluyor ki “Büyük Patlama” teorisidir. Big Bang, kainatın ortalama 14 milyar yıl ilkin aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini korumak için çaba sarfeden kozmolojik bir modeldir.

İlk kez 1920’lerde Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi Georges Lemaitre tarafınca ortaya atılmıştır. Kainatın bir başlangıcı bulunduğunu varsayan bu kuram, çeşitli kanıtlarla desteklendiğinden bilim adamları içinde, bilhassa fizikçiler içinde geniş seviyede kabul görmüştür.

Big Bang modeline bakılırsa, kâinat genişlemeden önceki bu ilk durumundayken aşırı derecede yoğun ve sıcak bir halde bulunuyordu. Şu demek oluyor ki evren tek bir parça idi. Başka zaman Big Bang denilen büyük bir patlamayla birbirinden ayrılarak vakit içinde şu andaki şeklini aldı.

Bilim adamlarının XX. asırda sadece ulaşabildikleri bu bilgiyi Kur’an bizlere 1.400 yıl ilkin haber vermektedir. Ayet-i kerimede mealen buyurulur:

“İnkar edenler görmediler mi ki, şüphesiz gökler ve yer birbirine bitişik idiler de onları ayırdık ve her canlı şeyi, sudan yaptık. Hâlâ îman etmiyorlar mı?” (Enbiya, 21/30)

Ayet-i kerimede “birbirine bitişik” olarak çeviri edilen kelime “ratk” kelimesidir. Ratk, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış anlamlarına gelmektedir. Şu demek oluyor ki tam bir tüm oluşturan iki maddeyi tanımlamak için Arapça’da bu kelime kullanılır.

Gene ayet-i kerimede geçen “fatk” kelimesi ise “ayırmak” manasına gelmektedir. Arapçada bu eylem, bitişik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkarma anlamında kullanılır. Örnek olarak, tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille anlatılır.

Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, şu demek oluyor ki “ratk” olduğu bir durumdan bahsediliyor ve derhal arkasından bu ikisi “fatk” fiili ile ayrılıyorlar. Şu demek oluyor ki biri ötekini yararak dışarı çıkıyor.

Hakkaten de Big Bang’in ilk anını düşündüğümüzde, kainatın tüm maddesinin tek bir maddede toplandığını görüyoruz. Öteki bir deyişle her şey, hatta hemen hemen yaratılmamış olan gökler ve yer bile bu maddenin içinde, birbiriyle iç içe ve ayrılmaz durumdadırlar. Şu demek oluyor ki ayette ifade edilmiş olduğu benzer biçimde birbiriyle iç içe, “ratk” durumundaydılar. Arkasından bu madde şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrıldı. Şu demek oluyor ki Kur’an’ın “fatk” kelimesiyle beyan etmiş olduğu ayrılma fiili meydana geldi.

İşte Kur’an, bilim adamlarının asrımızda sadece keşfedebildiği Bing Bang teorisini, bizlere tam 1.400 yıl ilkin haber veriyor.

Bu mevzuyu ve daha birçok imanî mevzuları www.seyrangah.tv adlı internet sitemizden videolar şeklinde de seyredebilirsiniz.

Yukarıdaki fennî bulgu ve 1.400 yıl evvelki beyan tek başına, Kur’an’ın mucizeliğini ve dolayısıyla içindeki her bilginin hak ve hakikat bulunduğunu ve Yüce Allah’ın eğer olmazsa olmazlığını ispata yeterken, biz inşallah özetlemek gerekirse sizin sualiniz cihetiyle de yanıt vermeye çaba edeceğiz.

Sualde meydana getirilen, daha doğrusu şeytanın vesvesesiyle bazı insanlara yaptırılan hata şudur:

“Evet doğru! Bir şeyin ‘sonsuzluktan beri’ var olması şarttır. Burada meydana getirilen hata hem oldukça vahim hem oldukça basittir: O hata da öznededir.

Öznemiz, sonsuzluktan beri mevcud enerji-atomlar-madde… vs değil; öznemiz, Vacibü’l-Vücud olan, şu demek oluyor ki varlığı tüm evren ve içindekiler benzer biçimde sonradan olmamış, varlığı zati, ezelî, ebedî ve mecburi olan Yüce Allah olmalıdır. Bu sebeple;

Ne Gibi ki bir ormana, çekiç, çivi, testere bıraksak, değil 14 milyar, 14 trilyon yıl geçse, evrim yada rastlantı safsatası bizi orada kendiliğinden bir masanın oluşacağına inandıramaz.

Ne Gibi ki bir depoya dünyadaki tüm elementlerden fazla fazla koysak, değil 14 milyar, 14 trilyon yıl geçse, evrim yada rastlantı safsatası bizlere o elementlerden, örneğin bir aslana benzer bir canlı çıkacağına ve bir ruhu ve ömrü olacağına bizi inandıramaz.

İşte aynen öyleki, ezelde var olduğu varsayılan ilimsiz, hikmetsiz, kudretsiz ve iradesiz enerji yada maddenin, patlayarak yada başka bir halde değil 14 milyar yıl, 14 trilyon yıl geçse bu sonsuz ilim ve hikmet ve kudret ve irade benzer biçimde nice ödat gerektiren gözümüzle her an gördüğümüz olağanüstü şeyleri gerçekleştirmesi akıl ve vicdan sahibi hepimiz için mümtenidir, imkansızdır, akla aykırıdır.

Yaşam ve ruh mevzusuna asla girmiyoruz bile…

Evet, Cenab-ı Hak esma-i hüsnâ sahibidir. Tüm güzel isim ve sıfatlar O’na aittir. Ezel ve Ebed Sultanı olan Yüce Allah, kainatın yaratılışından itibaren her an isim ve sıfatları ile tecelli halindedir. Oluşan her şey O’nun “Kün feyekun” şu demek oluyor ki “Ol der ve olur!” talimatıyla var olur.

Bu emrin iki şekli vardır:

İbda ile: Şu demek oluyor ki sebepsiz, O’nun direkt kudretiyle var ettikleri benzer biçimde. Örnek olarak, evren, örneğin yaşam.

İnşa ile: Şu demek oluyor ki sebeplerle. Hikmetine binaen, bilhassa kâinatı var ettikten sonrasında maddeler üstünde koymuş olduğu bir ekip fizik, kimya, matematik, genetik ve biyoloji benzer biçimde kanunlarla tecelli etmesi ve arkada işlemesi ile.

İşte insanoğlunun bu sınav meydanında vazifesi, kendisini dünyada halifesi kılan Yaratıcısını gene kendisine taktığı tüm isim ve sıfatlarla tanımak ve O’nun emirlerine boyun eğmek. Boyun eğip eğmediğine bakılırsa de sonunda çok önemli sonsuz bir ödül yada çok önemli bir sonsuz ceza görecek. Onun için de özgür bırakılmış, ta ki seçimini yapsın.

Fakat, Erhamürrahimin olan Yüce Allah’ın rahmeti gazabına galip olduğundan, biz kullarına acımış ve bizlere peygamberler, kitaplar göndererek bizi sürekli uyarma ve uyarma etmiş.

Şimdi, birilerin hâlâ, ezelde enerji vardı, madde vardı, öyleki oldu bu şekilde oldu, evrildi-çevrildi, kimyasal, biyolojik, fizyolojik vs reaksiyonlar neticesinde bu işler oluştu dememiz aynen şuna benzer:

“Insanın biri tüfekle birini vurarak katliam işlemiş. Mahkemede de hakime demiş:

‘Silahın horozunun vurmasıyla, kıvılcım çıktı, barut alev aldı ve patladı. Onun tazyiki ile mermi kovanının ucundaki bilyeyi, tek özgür yön olarak namlunun ucuna doğru itti. Oradan fırlayan bilye tüm şiddetiyle bir insana isabet etti ve adam öldü. Olay tamamen kimyasal ve fizyolojik bir vakadır, ben masumum!’

Hakim de bu akılsız yada uyanık geçinen hadsize:

‘Be kardeşim, benimle dalga mı geçiyorsun; tetiği kim çekti, kim nişan aldı?’ diyerek adamı hak etmiş olduğu şekilde mahkum etmiş!”

Kainatın var oluşunda, enerji ve madde elbet var, bunu aslına bakarsanız inkar eden yok. Fakat onları oraya koyan, var eden ve onlar ile her an oldukça hikmetli işler icra eden Hakîm, Alîm, Kadîr olan Cenab-ı Hak’tan başkası olması imkansız.

Slm ve {dua} ile…
KuraniKerimde.com

sametalka1234

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions