Malum ilk tarikat hangisidir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

Malum ilk tarikat hangisidir?
Tarikat kuran şahıs kendisini şeyh olarak mı açıklar?
İmamı Azam, İmam Gazali bir tarikattan mıdır?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Yanıt 1:

İlk mutasavvıflar, fikir ve tecrübelerini, çevrelerinde toplanan insanlara aktarmakla beraber, bugünkü anlamda birer tarikat kurmamışlardı.

Kendilerine şeyh, şeyh-i söyleşi ve üstad; çevresine toplananlara da haiz deniliyordu.

Bir tasavvuf okulu, tasavvuf hareketi sayılabilecek bu kümelenmeler, daha sonraları tarikat olarak adlandırıldı.

Tasavvuf evveliyatına ilişkin kaynaklar bu anlamdaki ilk tarikatlar olarak şunları anarlar:

     Muhasibiye (Haris Muhasibî, ö. 243/857)

     Kassariye (Hamdun Kassar, ö. 271/884)

     Tayfuriye (Bayezid-i Bistam, ö. 234/848)

     Cüneydiye (Cüneyd-i Bağdadî, ö. 297/909)

     Nuriye (Ebu Hüseyin Nuri, ö. 295/907)

     Sehliye (Sehl bin Abdullah Tustarî, ö. 283/896)

     Hakimiye (Hakim Tirmizî, ö. 285/898)

     Harraziye; (Ebu Said Harraz, ö. 277/890)

     Hafifıye (Ebu Abdullah bin Hafifçe, ö. 372/982)

     Seyyariye (Ebu Abbas Seyyarî, ö. 982).

Yanıt 2:

Mevcut gelişme çizgisi içinde, “tarîkat” kelimesi dikkate alındığında, onun tasavvuf târihinde birbirini tamamlayan iki mânâ kazanılmış olduğu görülmektedir.

Müridlerin kabiliyetlerini geliştirmek için konulmuş olan, manevî, ahlâkî ve içtimâî esasları ihtiva eden metod ve yol.

Bir tekke ve zâviye içinde ve civarında müştereken yaşayan, kâmil bir mürşidin idaresinde, dervişlerin kemâle kavuşmaları için konulmuş hususi esasların bütünüdür.

Sûfiler bu gayeleri gerçekleştirmek suretiyle bağlılarını kendilerine özgü içsel usullerle terbiye eden seyr ü sülûk usûl ve âdâbını, belirli bir seviye içinde ifa etmişlerdir.

İşte bu usûl ve âdâbın ilk müessis/pîr’in koyup uyguladığı esaslar çerçevesinde devam etmesi, onun sahibine ilişik bir adla anılmasına sebep olmuştur.

Bu teşekküllere ve onların müessislerine rağbetin oluşmasında toplumdaki siyasî keşmekeşler, dinî çekişmeler ve fikrî tartışmaların görevi olduğu da söylenebilir.

Nitekim V/XI. asırda İslâm âleminde karışıklıklar, kavgalar ve çekişmeler yargı sürüyordu. Bu kargaşalık siyasî dinî ve ilmî sahâlarda aynı şekilde varlıklarını hissettiriyordu. Bağdat’taki Abbâsî halîfeleri ile şeklen ona bağlı olan sultanlıklar içinde bitmeyen ihtilâflar, İslâm mezhepleri arasındaki çekişmeler, Sünnî mezhepler arasındaki rekabetler, sonu gelmeyen tartışmalara yol açıyordu.

Siyasî sahadaki bunalım, sorun ve fikrî kargaşa, halkın çeşitli hizip ve zümrelere bölünerek değişik mezhepler halinde dağılmaları her zümrenin taassuba meyletmesi, halk içinde ümitsizliğin ve karamsarlığın yayılmasına, ruhlarının korku ve ızdırapla dolmasına yol açıyor ve netice itibariyle tasavvuftan başka sığınacakları bir yerin kalmaması benzer biçimde bir durum meydana geliyordu.

Öteki taraftan siyasî keşmekeşler ve dinî çekişmeler, sûfîlere kendi prensiplerini yayma fırsatını hazırlıyor ve mezheb mücâdelelerinden uzak durmaları, münzevi hayatları ve nezih tavırları halkın, devlet adamlarının ve sultanların sûfîlere saygı göstermelerinde son aşama tesirli oluyordu.

Bu durum ise, tasavvufun yayılmasına ve mutasavvıflar zümresinin açık bir halde ortaya çıkmasına sebep oluyor, ilk sûfîler tarafınca hararetle savunulan tasavvufî fikirlerin yayılabilmesi ve bu şahısların çevresinde toplanan insanların barınabilmesi için, müesseseleşme zarureti ortaya çıkarıyordu.

Böylece sûfîler, IV/X. asırdan itibaren yaygınlaşan ve V/XI. asırda İslâm âleminin her tarafını kaplayacak şekilde yaygınlaşması ziyadeleşen hankâh ve tekkelere yerleşiyorlardı.

Bu zamanda sûfîler tekke yaşamı için belirli birer nizâm koymuşlardı ve bunlardan her birini tanınmış şeyhlerden biri yönetim ediyordu.

Bu sûfîlerin başlangıcında tekke ve dergâhların ihvanının âdâb ve yönetimine dâir ilk prensipleri vaz’ eden Ebû Sa’id Ebû’l-Hayr (ö. 440/1048)’ın bulunduğunu görüyoruz.

Tekke nizâmını ilk kere tanzim eden bu zât, bununla birlikte birçok tekkeyi yönetim etmiş, çevresinde her yerden mürîd toplamış, halk içinde da münevverler içinde da büyük bir saygınlık kazanmıştı.

Böylece tasavvuf hareketi kitlesel bir karakter kazanmış ve çeşitli tarîkatler şeklinde teşkilatlanarak, kuruluş bazında etkinlik göstermeye başlayıp, kitleleri sosyo-dinî açıdan yönlendirerek gelişmesini sürdürmüştür.

Bu gelişme VI/XII. asırda organize bir halde daha disiplinli olarak irşad açısından zirve noktasına ulaşmıştı.

Bu yüzden VI/XII. yüzyıl ve daha sonraki asırlar, tasavvufun tarîkat şeklinde müesseseleştiği çağlar olarak kabul edilir.

İşte bu günkü anlamıyla tekkesi, zâviyesi, şeyh ve mürîd münasebetleriyle ilk tarîkatler bu yüzyılda kurulmuştur.

XII. yüzyılda teşekkül eden tarikatlar içinde kuruluşunu tamamlayıp teşkilâtlanan ilk tarikatların Kâdiriyye, Yesevyye ve Rifâiyye bulunduğunu söylemek mümkündür.

Yanıt 3:

Tasavvufî disiplin, meşreb ve mizaca uygun tavır ve yol almanın ötesinde müessesevî bir karaktere malik bir ocak olarak ortaya çıkan ilk tarîkat, genel kabûle nazaran Kadiriyye’dir.

Bu tarîkatın kurucusu Abdulkâdir Geylânî (ö. 562/1166)’dir.

Aynı dönemde kurulmuş bir öteki tarîkat ise Yesevîyye’dir. Türk tasavvuf tarihinde ilk ve en büyük tesirler bırakan bu tarîkatın kurucusu ise Ahmed Yesevî (ö. 562/1166)’dir.

Gene aynı dönemde kurulmuş bir öteki tarîkat de Rifâiyye olup, bu tarîkat de Ahmed er-Rifâî (ö. 578/1183) tarafınca kurulmuştur.

Bu tarîkatlerin peşinden kurulan ve pek oldukça kola vücûd veren öteki bazı tarîkatler ise şunlardır:

1.      Medyeniyye: Ebû Medyen Şuayb b. Hüseyin (ö. 590/1193).

2.      Kübreviyye: Necmüddin Kübrâ (ö. 618/ 1236).

3.      Suhreverdiyye: Ebû Hafs Ömer es-Suhreverdî (ö. 632/1236).

4.      Çeştiyye: Muinüddin Hasan el-Çeşti (ö. 633/1236).

5.      Ekberiyye: Muhyiddin b. Arabî (ö. 638/1240).

6.      Şazeliyye: Ebû’l-Hasan eş-Şazelî (ö. 656/1258).

7.      Bektâşiyye: Hacı Bektâş-ı Velî (ö. 669/1270).

8.      Mevleviyye: Mevlânâ Celâleddin Rumî (ö. 672/1273).

9.      Bedeviyye: Ahmed b. Ali Bedevî (ö. 675/1276).

10.    Desûkiyye: İbrahim Burhâneddîn ed-Desûkî (ö. 693/1295).

11.    Sa’diyye: Sadüddin b. Mûsa Cibâvî (ö. 700/1300).

12.    Halvetîyye: Ömer b. Ekmelüddin Halvetî el-Lâhicî (ö. 750/1389).

13.    Nakşibendiyye: Bahaüddin Nakşibendî (ö. 791/1389).

14.    Bayrâmiyye: Hacı Bayrâm-ı Velî (ö. 833/1430)

15.    Celvetiyye: Azîz Mahmûd Hüdâyî (ö. 1038/1628).

Yanıt 4: Tarikatı kuran şahıs kendini şeyh olarak açıklar mı?

Bu probleminin iki yönü vardır.

Soruya bir tarikatın ilk teşekkül süreci itibariyle yanıt verirsek genel olarak tarikatı kuran şahıs bir tarikat kurduğunun bile bilincinde değildir. Tarikatlar toplumda tabiî/organik ortamlarda ilk olarak teşekkül etmeye adım atar, zaman içinde bir mürşid-i kâmilin çevresinde insanların toplanmasıyla toplumsal gruplar oluşur. Bir sonraki evrede bu toplumsal gruplara cemiyet tarafınca bir isim verilir.

Mesela Abdulkadir Geylani’nin söyleşi halkası çevresinde toplanan insanlara Abdulkadir Geylani’ye mensup anlamında Kadirî adı verilir.

İşte bu şekilde tarikatların ilk kurucuları kendilerini şeyh olarak duyuru etmezler fakat insanoğlu onu şeyh olarak görürler.

Probleminin öteki yönü ise teşekkül sürecini tamamlamış bir tarikatın şeyhi vefat ettiğinde onun yerine geçecek halifesi, halife belirleme edilmemişse o makama uygun görülen birisi şeyhlik görevini üstlenirken, şeyhlik görevini kabul ettiğini halka bildirmek için kendini şeyh olarak açıklar. Böylece düzmece şeyhlerin ortaya çıkmasının da önüne geçilmiş olur.

Yanıt 5: İmam-ı Azam ve İmam-ı Gazzali bir tarikattan mıdır?

İmam-ı Azam (ö. 150/767)

İmam-ı Azam’ın vefat tarihini dikkate aldığımızda onun yaşamış olduğu dönemde günümüzde malum büyük tarikatların o tarihte hemen hemen olmadığını, bu sebeple malum bir tarikata mensup olmadığını söyleyebiliriz.

Sadece İmam-ı Azam’ın hocaları içinde Cafer-i Sadık da vardır. Cafer-i Sadık birçok tarikatın silsilesinde yer edinen mühim bir isimdir.

Tarikatlar kurumsal olarak m. 12. asırdan sonrasında kurulmuşlardır. Bu asırdan önceki dönemlerde tasavvuf münferit olarak yaşanmış, yaşatılmıştır. Cafer-i Sadık da herhangi bir tarikatın şeyhi değildir fakat mühim bir sufidir. İmam-ı Azam’ın da ondan tasavvuf ilmine dair istifadesinin olduğu düşünülebilir.

Gazzâlî (ö.505/1111).

İmam-ı Azam için söylediğimiz gerekçe Gazzali için de geçerlidir. İlk büyük tarikatlar Gazzali’den ortalama bir yüzyıl sonrasında teşekkül edecektir. Bu yüzden Gazzali malum büyük tarikatlardan birine mensup değildir. Sadece o bir sufidir ve Ebû Ali el-Fârmedî isminde bir sufiden eğitim almıştır.

Gazzali eserlerinde kelam ve felsefe ilimleriyle meşgul olduktan sonrasında gayesine erişemediğini, hemen sonra tasavvufa yöneldiğini ve aramış olduğu gerçeği burada bulduğunu açıkça ifade eder. Tasavvufa yöneldikten ve fiilen sûfîyâne bir yaşam yaşamaya başladıktan sonrasında inzivaya çekilerek on yılı aşkın bir süre kalp tasfiyesiyle meşgul bulunduğunu söyler.

Bu husus dikkate alınarak Gazzâlî’nin kırk yaşlarında tasavvufa yöneldiği ve yaşamının sonuna kadar, aramış olduğu gerçeği burada bulduğuna inanarak yaşamış olduğu söylenebilir.

Bununla birlikte onun tasavvufu tanıması ve ona ilgi duyması ufak yaşlarda adım atmıştır. Gazzâlî’nin babası Muhammed vaaz meclislerine ilgi duyan dindar ve duyarlı ruhlu bir kişiydi. Vefat etmiş olduğu vakit hemen hemen ufak yaşta olan iki oğlu Muhammed ve Ahmed’in eğitimiyle ilgilenmesini sûfî bir dostundan rica etmişti. Kaynaklar bu sûfînin fakr ve tecrid ehli bir şahıs bulunduğunu kaydeder.

Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin talebesi ve Ebü’l-Kâsım el-Cürcânî’nin müridi Ebû Ali el-Fârmedî (ö. 477/1084) bazı kaynaklarda Gazzâlî’nin şeyhi olarak kabul edildiğine nazaran Gazzâlî’nin daha yirmi yedi yaşına gelmeden tasavvufî hayata yakın bir ilgi duyduğu anlaşılmaktadır. Fârmedî’nin sohbetlerinde bulunduğunu bizzat Gazzâlî de belirtmektedir.

Özetle, V. /XI. Asrın başlangıcında yaşamış bulunan İmam Gazali, tasavvuf tarihimizde bir dönüm noktasıdır. Onun geliştirip sistematize etmiş olduğu ehlisünnet tasavvufu, hemen sonra kuruluş bazında etkinlik göstermeye başladı.(bk. Hasan Kâmil Yılmaz, Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul, 2004, s.129)

İlave informasyon için tıklayınız:

Sahabe mesleğinden sonra gelen tarikat mesleğini açan kimdir …

Bediüzzaman Hazretlerinin tarikat berzahına girmeden kırk günde …

Slm ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

üyelik2 tarafınca Pa, 12/02/2017 – 01:47 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir