Aden ve cehennemin sonsuz olmadığı ve bir süre sonrasında -haşa- Tanrı’ın sıkılıp cenneti ve cehennemi yok edeceğini, iddia edenlere karşı iyi mi yanıt vermeliyiz?


Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Tanrı için sıkılmak söz mevzusu olması imkansız. İnsanların Tanrı’ı kendileri benzer biçimde düşünme cehaleti bu benzer biçimde yanlış fikirlere yol açabilmektedir. Tanrı yarattıklarına benzemez. Hiçbir sanatkar sanatı cinsinden olması imkansız. Örnek bir mobilya ustası mobilya cinsinden değildir. Mobilyacıyı koltuk cinsinden düşünmek kadar büyük bir bilgisizlik olması imkansız. O şekilde de Tanrı’ı sanatı olan insan özelliklerinde düşünmek ve Tanrı’a sıkılmayı atfetmek o denli büyük bir bilgisizlik örneğidir.

Rotası olmayan bir düşüncenin ortaya koyduğu düşünce de öylesine çürük bir fikirdir ki, varlıkta sıkılmanın çaresini, yoklukta arıyor.

Aden ve cehennemin ebediliği mevzusuna erişince:

Öncelikle şunu söylemeliyiz ki, cennetin ebediliği mevzusunda, âlimler içinde herhangi bir ihtilaf söz mevzusu değildir. Yalnız cehennemle ilgili bazı marjinal düşünceler vardır.

Evet, aden ve cehennem ebedîdir. Sadece bu ebedilik Tanrı’ın ebediyen onları var etmesiye olacaktır. Bu yüzden Tanrı’ın ebediliğine aykırı bir durum yoktur.

Bu mevzuyu ayet, hadis ve Ehl-i sünnet âlimlerinin görüşleri doğrultusunda, maddeler halinde özetlemeye çalışacağız:

İlgili ayetler:

“HULD” kelimesi

“İman edip makbul ve güzel işler yapanları müjdele; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır… Onlar orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara, 2/25, ek olarak bk. Bakara, 2/82).

“İman edip  makbul ve güzel işler yapanlara erişince… onlar cennetlik olup orada sonsuz kalacaklardır.”(Â’raf, 7/42)

“Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimselere erişince onlar cehennemliktir. Hem de onlar orada sürekli / ebedî kalacaklardır.”(Bakara, 2/81).

“Bizim ayetlerimizi yalan sayan ve kibirlenerek onlardan yüz çevirenlere erişince, onlar cehennemliktir, hem de orada sürekli / ebedî kalacaklardır.”(Â’raf, 7/36).

Birer örnek verdiğimiz ayetlerde geçen ve “sürekli / ebedî” olarak çeviri ettiğimiz “halidun” kelimesi, “HULD” kökünden gelmektedir.

Bu kelimenin sözlük anlamı, bakî kalmak, ebedî kalmak anlamına gelir. Cennette haild olmak demek, oradan asla çıkmadan, ebedî olarak yaşamaktır. Huld diyarı, bakî / ebedî memleket anlamına gelir. Cennetin bir adı “Daru’l-huld”dür. Halkının orada bakî kalacağını ifade etmektedir. (bk. Lisanu’l-Arab. Tehzibu’l-luga, Kitabu’l-Ayn, “HLD” maddesi.)

Kur’an Arapça lisanı ile indirildiğine gore, “huld” kelimesini Arapların anladığı şekilde ebedilik anlamında kullanımı zorunludur. Yoksa muhataplarını aldatmak benzer biçimde -haşa yüz bin kere haşa- sözünden cayması muhal olan Tanrı’a isnat etmek gerekir.

EBED kelimesi

“Kim Tanrı’a inanç eder, makbul ve güzel işler yaparsa, Tanrı onun fenalıklarını, günahlarını siler ve içinde ırmaklar akan cennetlere, hem de sürekli / ebedî kalmak suretiyle yerleştirir.” (Teğabun, 64/9)

“Kim Tanrı’a ve Resulüne isyan ederse, ona cehennem ateşi vardır, hem de ebedî kalmak suretiyle oraya girecektir.”(Cin, 72/23).

Birer örnek olarak arz ettiğimiz bu ayetlerde de “Huld” sözcüğünün yanında bizzat Türkçede aynı manada kullanılan “Ebed” sözcüğü de kullanılmıştır.

Bu ayetler, hem aden, hem de cehennemin daimî, bakî ve ebedî birer yurt olduklarını göstermektedir.

İnsanın aklına gelir, “Acaba Tanrı, ahiret aleminin ebedî bulunduğunu vurgulamak için daha ne benzer biçimde sözcükler kullanmalıydı?”  Arapçada en açık, en vurgulu bu iki sözcüğü onlarca kere kullandığı halde, bu mevzuda doyum olabilmek için daha neler bekleyebiliriz ki?

İlgili Hadisler:

“Ey insanoğlu! Muhakkak ki, son olarak dönüş Tanrı’adır. Artık, ya cennete yada cehenneme gidilecektir.  Orası ölümsüz bir ebediyet ve göçsüz bir ikamettir.” Mecmau’z-zevaid’de bu hadisin sahih olduğu bildirilmiştir. (bk. Macmauz-zevaid, 5/56).

Hz. Ebu Hureyre’nin bildirdiğine gore, Hz. Peygamber şöyleki buyurdu:

“Kıyamet günü, insanlara hitaben ‘Ey aden halkı! Artık -sizin için- ölümsüz bir ebediyet vardır. Ey cehennem halkı! Sizin için de ölümsüz bir ebediyet vardır.’ denilecektir.” (Buharî, Rikak, 51; Müslim, Aden, 40; Tirmizî, Aden, 20).

Bu hadislerde ebediyet kelimesinin yanında ölümsüzlük sözcüğü de kullanılarak mevzu tereddüde mahal bırakmayacak şekilde netleştirilmiştir.

Tanrı’ın İsimlerinin Gereği

Bu mevzuda oldukca şey söylenebilir. Sadece biz bir pencere olarak özet halde bazı hususları sunacağız. Bu sebeple arif olanlara bir işaret yeter.

– Tanrı bakî olduğu benzer biçimde, Onun isim ve sıfatları da bâkîdir. Bakî olan bir Sultan-ı Zişan’ın saltanatının da bakî olması gerekir.

– Gerek ayetlerde ve gerek hadislerde cennetin Tanrı’ın bir lütfü rahmetinin bir gereği olduğu vurgulanmıştır. Tanrı’ın bu sonsuz merhameti, ebedî var olduğuna gore, merhamete muhtaç olan varlıkların da ebedî kalmasını ister.

– Kainatın -içinde bulunmuş olduğu dengelerin- şehadetiyle Tanrı’ın sonsuz bir adaleti vardır. Cehennem ise, ihkak-ı hak anlamındaki bir ceza yeridir. Cezaların suçlarla belli bir oran içinde bulunması da hakkaniyet anlayışının bir gereğidir. Bir tek sövgü ve inkârcılık, sonsuz denilebilen kâinattaki  varlıkların, atomların, moleküllerin, hücrelerin, her şeyin hukukuna bir saldırı, Tanrı’ın bin bir isminin tecellisini yalan saymak, binlerce elçilerini yalancılıkla itham benzer biçimde sonsuz bir cinayettir. Bu şekilde sonsuz bir cinayetin sonsuz bir cezasının olması adaletin gereğidir.

– Kendi rablerine karşı gece-gündüz demeden Tanrı’a kulluk eden, onun yolunda mallarını, canlarını feda eden, yüz binlerce peygamber, veliler, şehitler, gaziler oldukca sevdikleri Rablerini hep görmek isterler, onun huzuruna çıkmak isterler. Eğer aden yaşamı sona ererse, bu müstesna zatlar da yok olmaya mahkum olacaklardır. İlahî sonsuz rahmet ve şefkatin buna izin vermeyeceği açıktır.

– Tanrı, bin bir çeşit nimetlerle lütuflarda bulunmuş olduğu, kendini onlara sevdirmek için, sayısız ikramlarda bulunmuş olduğu samimi kullarını yok etmekle onları gücendirir mi? Sonsuz fedakarlıkla kendisine karşı sevgi besleyenleri, idam ederek kendine düşman yapar mı?

– Tanrı’ın cemal adları, cennetin ebediliğini istediği benzer biçimde, celal adları de cehennemin sonsuza dek devam etmesini isterler.

Bu güzergâhta daha oldukca güzel hakikatler bulunmaktadır.

Ehl-i sünnet alimlerinin görüşleri:

Ehl-i sünnet itikadına gore, aden ve cehennem yaratılmış olup şu anda mevcuttur.  Ve asla yok olmayacaktır (bk. Hafız el-Asbahanî et-Teymî, el-Hücce, 1/471; Muhammed b. Abdurrahman el-Hamîs, İtikadu ehli’s-Sünne, 1/160-161; Abdulaziz, Abdullah b. Baz, Beyanu akideti Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaa, 1/25-eş-Şamile).

İslam alimlerinden müteşekkil bir ilmî kurul tarafınca kaleme alınan “Kitabu usûli’l-iman fi davi’l-Kitabi ve’s-Sünne” adlı kitapta da bu mevzuda şu görüşlere yer verilmiştir.

Aden ve cehenneme inanç etmek, sadece  onlar hakkında şu üç noktaya inanç etmekle gerçekleşir:

a. Cennetin takva sahibi müminlerin varacağı yer, cehennemin de kâfir v e münafıkların gireceği yer olduğuna kati bir itikatla inanmak.(Bu mevzu için bk. Nisa, 4/56-57).

b. Aden ve cehennemin şu anda mevcut olduğuna inanmak.

“Aden takva sahipleri için hazırlanmıştır.”(Âl-i İmran, 3/133),

“Cehennem kâfirler için hazırlanmıştır.”(Bakara, 2/24)

ayetleri, onların şu anda mevcut olduklarını göstermektedir.

c. Aden ve cehennemin bakî birer yurt ve hiçbir süre yok olmayacaklarına inanç etmek ve onlarda bulunacakların da ebedî olduklarına inanmak.(Bu mevzu için örnek olarak Nisa, 4/13; Cin, 72/23’e bakılabilir.)

Alimler, 

“Kim Tanrı’a ve Resulüne isyan ederse, ona cehennem ateşi vardır, hem de ebedî kalmak suretiyle oraya girecektir.”(Cin, 72/23)

adsense

mealindeki ayette vurgulanan -ebedî olarak kalmayı, göz önünde bulundurarak- söz mevzusu edilen isyandan maksat şirk bulunduğunu söylemişlerdir. Bu sebeple, şirkin dışındaki günahlar son olarak affedilir.(bk. a.g.e, s. 328-330-eş-Şamile).

Mevzuyla ilgili İbn Teymiye’nin görüşü

Muhammed b. İsmail es-San’anî, “İbtalu Edilleti Fenai’n-Nar” (cehennemin sona ereceğine dair getirilen delillerin ibtali) adlı bir yapıt yazmış ve oldukca ilmî delillerle İbn Teymiye’nin bu görüşünü reddetmiştir. 190 sayfalık olan bu eserden kafi olacağını düşündüğümüz delillerinin bir nevi özetini sunmaya çalışacağız:

İbn Kayyım, -cennet değil, cehennem yaşamının sona ereceği konusunda- hocası İbn Teymiye’nin bildirdiklerini seslendirmiş ve bu mevzuda şu bilgilere yer vermiştir:

“Tanrı son olarak ateşi sona erdirecek ve orada bulunan kâfirleri de cennete alacaktır.” Kanıt olarak da Hz. Ömer, Hz. Abdullah b. Mesud, Hz. Ebu Hureyre, Hz. Abdullah b. Abbas, Hz. Ebu Said el-Hudrî’ye dayandırılan görüşleri göstermiştir. Bu mevzuyu birkaç madde halinde tahlil etmekte yarar vardır:

a. İbn Teymiye bu görüşünü şu mantıkla desteklemektedir: Tüm sahabe, tabiîn ve Ehl-i sünnet alimleri, – Kur’an’da da ifade edilmiş olduğu üzere-“kâfirlerin cehennemde azapları asla hafifletilmeyecek, onlar orada asla ölmeyecekler, bir halat iğne deliğinden geçmeden onlar cennete girmeyecekler” şeklindeki hükümler mevzusunda ittifak halindedir. O halde Hz. Ömer (ra)’in sözlerini “cehennem bigün yok olacak” şeklinde idrak etmek gerekir. Bu sebeple cehennem var olduğu sürece onların oradan çıkmayacaklarına dair Kur’an ve hadislerin açık beyanı vardır. (bk. Muhammed b. İsmail es-Sananî, İbtalu edilleti fenai’n-nar, 1/68-eş-Şamile).

Alimler  İbn Teymiyenin bu görüşünü  birkaç noktadan eleştiri etmişlerdir:

Birincisi:  İbn Teymiye, Hz. Ömer’e dayandırdığı rivayeti, Hasan-ı Basrî’den nakletmiştir. Oysa bizzat kendisinin  belirttiği benzer biçimde, Hasan-ı Basrî  bu hadisi bizzat Hz. Ömer’den işitmemiştir. Demek oluyor ki, bu hadis mürsel ve münkatıdır. Şu demek oluyor ki senette kopukluk vardır. Bu ise rivayetin zayıf bulunduğunu göstermektedir. Başta İbn Sîrîn, Hafız İbn Hacer, Darekutnî, olmak suretiyle hadis alimleri, Hasan-ı Basrî’nin mürsel olarak rivayet etmiş olduğu bu benzer biçimde rivayetlerine güven edilemeyeceğini belirtmişlerdir. Senedi kopuk bu benzer biçimde hadis rivayetleri feri meselelerde bile kabul görmezken, bu benzer biçimde imanî meselelerde iyi mi kabul edilir?(bk. a.g.e).

İkincisi: Hz. Ömer (ra), cehennemin sonunda yok olacağına dair herhangi bir ifadeyi kullanmamıştır. Onun söylediği şudur: “Eğer cehennem ehli, bir kum yığını miktarı / kum yığınındaki kum tanelerinin sayısı kadar cehennemde kalsalar bile, gene de bigün gelir ki oradan çıkacaklardır.” Görüldüğü benzer biçimde,  bu ifadede cehennemin yok olacağı değil, cehennemliklerin oradan bigün çıkacakları hususuna işaret edilmiştir. Oysa, bu iddia, İbn Teymiye dahil, hiçbir İslam alimi tarafınca kabul edilmemiştir.

Üçüncüsü: İbn Teymiye hiçbir delile dayanmadan, Hz. Ömer (ra)’e isnat edilen bu sözün aslolan cehennem ehli olan kâfir hakkında olması icap ettiğini ileri sürmüştür. Halbu ki, -şayet sahih olsa bile- bu hükmün, cehenneme girmiş birleştirme ehli müminlerden olup da günahları affedilmemiş kimseler hakkında olma ihtimali oldukca daha kuvvetlidir. Bizlere gore başka bir ihtimali de yoktur. Bu sebeple, bu takdirde  sadece, bu mevzuda oldukca açık olan ayet-hadis ve ehl-i sünnet alimlerinin icma/ittifaklarına uygun bir görüş olur.(bk. a.g.e).

b. Bu görüşün dayandırıldığı sahabelerden önde gelen Abdullah b. Mesud’dur.  Rivayete gore, İbn Mesud şöyleki demiştir:

“O şekilde bir süre gelecek ki, cehennemde hiçbir fert kalmayacaktır.”( a.g.e., 1/75).

Oysa İbn Mesud’un, -bu söylenenlerin aksine delalet eden- merfu olarak rivayet etmiş olduğu bir hadis söz mevzusudur:

“Eğer cehennemdekilere; siz ateşte dünyadaki taşların / çakılların sayısı kadar (seneler) kalacaksınız, denilse, buna oldukca sevinecekler.”( a.g.e., 1/70).

Aynı ifadeler, Ebu Hureyre’den de rivayet edilmiştir.

Bu iki sahabeden meydana getirilen rivayetler, Beğavî’nin Hud Suresinin 107-108. ayetlerinin tefsiri esnasında yapmış olduğu nakillerden alınmıştır.

Oysa, bizzat rivayet sahibi Beğavî, bu rivayetleri zikrettikten sonrasında, şu görüşlere yer vermiştir:

“Ehl-i Sünnete gore -şayet doğru ise- bu rivayetin manası şudur: Sonunda, ehl-i imandan asla kimse cehennemde kalmayacaktır, anlamına gelir. Yoksa, kâfirler ebedî olarak orada kalacaklardır.” (a.g.e., 1/75).

c. Bu rivayetlerin hedefi olanlardan biri de Abdullah b. Abbas’tır.

İbn Teymiye, Ali b. Talha’nın tefsirinde yer verdiği Abdullah b. Abbas’ın  “Asla kimse, Tanrı’ın yaratıkları hakkında tasarrufunu belirleme edemez, onların cennete yada cehenneme gideceklerine dair bir yargı veremez.” şeklindeki ifadesine dayanarak, cehennemin bigün sona ereceğini söylemiştir. Oysa bu ifadeden koklamak için bir işaret arasanız, bir kokusunu bile bulamazsınız.(a.g.e., 1/79).

Müthiş zekâlı İbn Teymiye benzer biçimde bir âlimin bunu bir kanıt olarak kabul etmesi, hakkaten yadırganacak türdendir.

Aslına bakarsak, bu rivayetler daha oldukca şu iki ayetle ilgili olarak söz mevzusu edilmiştir:

“Rabbinin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır. Mutlu olanlar ise cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar orada kalacaklardır. Bu, onlara Rabbinin asla kesilmeyen bir nimetidir.”(Hud, 11/107-108).

Oysa, Beyhakî’nin rivayet ettiğine gore, Abdullah b. Abbas’ın bu konudaki görüşü oldukca açıktır. Hud Suresindeki 107 ve 108. ayetlerinde geçen “Rabbinin dilediği hariç” istisnasını şöyleki yorumlamıştır:

“Muhakkakki Rabbin dilemiştir ki, kâfirler cehennemde ebedî olarak kalacaklar, müminler de cennette ebedî olarak kalacaklardır.”(bk. a.g.e).

Buna gore cehennemde sonsuz kalmayacağı belirtilenler, mümin olarak vefat etmiş olduğu halde günahının ağır gelmesinden dolayı ceheneneme girenlerdir.

Not: Tanrı’a inanmayan bir hiç kimseye de ilk olarak Tanrı’ın varlığı anlatılmalı, sonrasında aden cehennem hakkında konuşulmalıdır. Bu benzer biçimde insanların batıl fikirlerinin deposu imansızlıktır. Tanrı’a inanç olmadan Tanrı’ın sıfatları üstünde konuşmak ne kadar doğru olur. Bu benzer biçimde insanlara ilk olarak Tanrı’ın varlığını ispatlamak gerekir. Aksi halde bu benzer biçimde soruların arkası kesilmez.

İlave data için tıklayınız:

– Ahiret Hayatının, Cennet ve Cehennemin Ebedi (Sonsuz) Oluşunu Ayetlerle Açıklar mısnız?
– İbn Arabi gerçekten de cennet ve cehennemin ebedi olmadığını söylemiş midir?
Allah’ın zatını, aklımızla anlayabilir miyiz?
– Cennette her istediğimiz yerine gelecekse bir müddet sonra sıkılma olacak mı? Orada dünyadaki nimetlerden istifade edecek miyiz?
– Cennet, cehennem ve içindekiler enerjiye çevrilip yok edileceği söyleniyor. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz?

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Per, 23/02/2012 – 00:00 tarihinde gönderildi

adsense

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aden ve cehennemin sonsuz olmadığı ve bir süre sonrasında -haşa- Tanrı’ın sıkılıp cenneti ve cehennemi yok edeceğini, iddia edenlere karşı iyi mi yanıt vermeliyiz?

Ne OLuşturmak Istiyorsunuz
Standart Soru
Kişilik testi gibi sorular hazırlayabilirsiniz.
Resimli Soru
Bilgi testi. Sorularla bilgi ölçümü yapın.
Anket
Etkili ve görsel anketler hazırlayabilirsiniz.
Makale
Başka sitelerden verileri kolayca entegre ederek listeler hazırlayabilirsiniz
Liste
Etkileyici Yazılar Oluşturabilirsiniz
Oylama Listesi
Kullanıcılar oluşturduğunuz içerikleri puanlayarak en iyi içeriği öne çıkarabilirsiniz.
Caps
Caps Resminizi seçip yükleyin
Görüntü
Resim veya Hareketli Resim
Gif
Hareketli Resimlerle etkileyici listeler oluşturabilirsiniz.