Dinimizde bazı şeyler yavaş yavaş mı haram kılınmıştır?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Şeriatlar içinde süreklilik ve bütünlük ilkesi, Kur’an’a bakış açısının yanı sıra bazı kavram ve söylemlerin de tekrardan ele alınmasını lüzumlu kılmaktadır. Tekrardan ele alınması ihtiyaç duyulan söylemlerden kabul edilen tedricilik, bazı hükümlerin birkaç aşamadan sonrasında nihai halini almış olduğu düşüncesidir. Bu bağlamda en bilindik örnek, sarhoş edici maddelerin kullanımının sözgelişi içki içmenin haram kılınmasının birkaç aşamada gerçekleştiği iddiasıdır. Bu iddiaya nazaran; içki içmenin haram kılınma süreci ilkin Mekke’de inen Nahl sûresinin 67. ayetiyle içkinin güzel bir rızık olmadığına dikkat çekilerek başlamakta,  Medine’de inen Bakara sûresinin 219. ayetiyle zararının faydasından oldukca olduğuna dikkat çekilmekte, Nisâ sûresinin 43. ayetiyle kısmi yasaklama getirilmekte ve en sonunda Mâide sûresinin 90. ayetiyle haram kılma süreci tamamlanmaktadır. Benzer aşamaların faizin haram kılınma sürecinde de yaşandığı iddia edilmektedir. Nebilere vahyin indirilişinin zamana yayılması gerçeğinden hareketle, bir ekip hükümlerde toplumun durumunu ve beklentilerini dikkate alarak herhangi bir konudaki son hükme belli aşamalar kat ederek varma düşüncesi, kulağa hoş gelse de şeriattaki bütünlük ve süreklilik ilkesiyle örtüşür gözükmemektedir.

Nebiler ve onlara verilen kitapların meşruiyeti büyük oranda onay ilişkisine dayanır. Kendinden öncesini tamamen yok sayan, geçersiz kılan bir nebîye insanların doğal olarak olma yükümlülüğü yoktur. Dolayısıyla; yeni bir nebî gelene kadar önceki şeriatın gereklerini yerine getiren kimselerin, gelen nebîye doğal olarak olduktan sonrasında şer’î ahkama dair hayatlarında köklü değişimler beklenemez. Örnek olarak; Muhammed (a.s.)’a doğal olarak olana kadar, zina etmeyen, faiz yemeyen, içki içmeyen bir Ehl-i kitabın, Muhammed (a.s.)’a doğal olarak olduktan sonrasında, herhangi bir vahiy hemen hemen inmediği sebebi öne sürülerek bu mevzularda bir ara dönem yaşayıp tüm bu hususlarda özgür olduğu, doğrusu isterse zina edip faiz yiyeceği, içki içip abdestsiz namaz kılabileceği düşünülebilir mi? Yeni bir nebîye doğal olarak olanların, şer’î hükümler hususunda önceki şeriattan kopuk bir ara dönem yaşadıklarını düşünebilmek, bu insanların nebî olduğundan güvenilir olmadıkları birine doğal olarak olacak kadar büyük bir riski göze aldıklarını kabule etmek anlamına gelir ki samimi hiçbir mümin böyle bir durum yapmaz. Doğal olarak olduğu şeriat uyarınca haram olduğundan içki içmeyen fakat son nebîye doğal olarak olduktan sonrasında kendisine içkinin haramlığı hususunda herhangi bir ayet inmediği söylendiği için içki içen bir mümin olabilir mi?

Benzer şeyi kendimiz için hayal etmeye çalışalım. Elimizdeki Kur’an, Muhammed (a.s.)’in son nebi bulunduğunu söylemeseydi ve tıpkı öteki ümmetlerde olduğu benzer biçimde bizi Kur’an’ı onay edecek bir nebî beklentisi içine soksaydı ve bigün kendisinin nebî olduğuna inandığımız birine doğal olarak olsaydık ve ona şunu sorsaydık:

“Ey Allahın elçisi! Hepimiz, elimizdeki Kur’an haram kıldığı için içki içmiyor, faiz yemiyoruz. Sana indirilen ayetler içinde bu ikisini haram kılan bir şey var mı?”

O da bu soruya şu cevabı verseydi:

“Hayır! Sözünü ettiğiniz mevzularda haram kılıcı bir ayet bana hemen hemen vahyedilmiş değil. Ben size bunlar haram diyemem.”

Bu şekilde bir nebîye hangimiz doğal olarak olurduk? Kur’an haram kıldığı için dün sakındığımız şeyleri yeni bir nebîye doğal olarak olduğumuz için bugün yapar mıydık? Kendimiz için hayal edemediğimizi başkaları için hayal edebiliyor olmamızın sebebi, her şeyin miladi 610 yılıyla başladığına dair oluşturulan idrak olmalıdır. Miladi 610 yılından ilkin, herhangi bir mevzuda yargı her neyse hakkında yeni bir yargı gelene kadar da yargı o olmalıydı. Dolayısıyla, sözgelişi içki ve faiz benzer biçimde mevzularda tedricilik iddiaları ve bu iddialara dair rivayetler yine düşünülmeli, gözden geçirilmelidir. Bir nebîye doğal olarak olmanın en başta gelen gerekçesinden olan onay ilişkisini ortadan kaldıran bir kurgunun temeli, öncesi olmayan bir din algısına dayanmaktadır. Bunun sebebi de şeriatlar arasındaki bütünlük ve süreklilik ilkesinin göz ardı edilmesi olmalıdır. Bu yanlış düşüncenin ara sıra günümüzde de tesirleri görülmektedir. Bir ekip hükümlerin tedricen tamamlandığı iddia edilerek bu ilkenin bazı mevzularda günümüzde de uygulanabileceği söylenmektedir.

KAYNAK: Fatih Orum, Onay Tebyin ve Nesih, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2016, s. 20-22.

Şeriatlarda bütünlük ve süreklilik ilkesine dair aşağıdaki linkte bulunan soru-cevabı da gözden geçirmenizi tavsiye ederiz:

www.fetva.net/yazili-fetvalar/peygamberler-hep-ayni-seyleri-mi-teblig-etmislerdir.html

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir