“Doğrusu onların İbrahim´e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve inanç edenlerdir.” (Al-i İmran, 3/68) mealindeki ayete gore, Hz. İbrahim (as) öteki peygamberlere gore daha üst bir mevkide miydi?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Hz. İbrahim (as)’in hususi bir makam ve mevkiye haiz olduğunda kuşku yoktur. Ekser peygamberlerin ceddi olması, her üç büyük semavî dinlerin ortak simgesi olması, “Tevhid” inancının bayraktarlığını yapması, oldukca çetin imtihanlardan başarıyla geçmesi ve “Allah’ın dostu” unvanıyla taltif edilmesi, onun ayrıcalıklı konumunun delilleridir.

Peygamberler içinde “yüce’l-azim” doğrusu azimet, kararlılık, sabır, şecaat, içtenlik ve sebatın zirvesinde olan  peygamber olarak anılanlar, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (Aleyhimüsselam)’dir.(bk. Taberî, İbn Kesir, Alusî, Ahkaf, 46/35. ayetin tefsiri). 

“Bir zaman, Biz peygamberlerden, güçlü bir söz almıştık: Senden, Nuh’tan, İbrâhim’den, Mûsâ’dan ve Meryem’in oğlu Îsa’dan. Evet onlardan pek sağlam söz almıştık ki vakti erişince O, sadıklara sözlerine bağlılıklarını sorsun. Kâfirlere ise oldukça acı bir azap hazırladı.”(Ahzab, 33/7-8)

mealindeki ayetlerde bu beş peygamberin adı geçmektedir.

İslam fikir sistemine gore, Hz. Muhammed (asv) peygamberlerin en üstünüdür, bunda hiçbir kuşku yoktur. Diğerlerin kendi aralarındaki makamları değişik değerlendirilmiştir. Bazılarına gore Hz. Muhammed (asv) hariç, onların en büyüğü Hz. İbrahim (as)’dir, öteki bazılarına gore ise, en büyüğü Hz. Musa (as)’dır.

Soruda geçen ayete erişince, bu ayetin daha iyi anlaşılması için önceki ayetlerin mealleriyle birlikte görmekte fayda vardır:

“De ki: “Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda ortaklaşa olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları öteki bazılarını rab edinmesin.” Eğer gene yüz çevirirlerse, “Tanık olun ki biz müslümanlarız.” deyin.”

“Ey Ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Tevrat da İncil de kesinlikle ondan sonrasında indirildi. Asla düşünmüyor musunuz?”

“İşte siz böylesiniz; hadi hakkında bilginiz olan mevzuda tartıştınız, fakat asla informasyon sahibi bulunmadığınız bir mevzuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz. İbrahim ne Yahudi ne Hristiyan idi; bilâkis o hanîf bir Müslümandı; müşriklerden değildi.”

“Doğrusu insanların İbrahim’e en yakın olanı, ona tâbi olanlar, şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve inanç edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur.” (Al-i İmran, 3/64-68)

64. âyette Ehl-i kitap “tanrı” telakkisiyle ilgili ortak ilkeden hareketle diyaloga çağrıldıktan sonrasında, burada üç büyük ilâhî dinin mensuplarınca saygıyla anılan ve kendisine yüce bir mevki tanınan büyük bir peygamberin, doğrusu Hz. İbrahim (asv)’in durumuna açıklık getirilmekte, böylece bu dinlerin mensuplarının “peygamberlik” kurumu etrafındaki telakkilerde de buluşmalarının sağlanması hedeflenmektedir.

Hristiyan Necran heyeti Medine’ye ulaştığında, Yahudi hahamları da tanrı bilim meselelerinin konuşulmuş olduğu toplantılara katılmışlar ve Hristiyanlarla Yahudiler Resûlullah (asv)’ın huzurunda tartışmışlardı. Yahudiler Hz. İbrahim (as)’in Yahudi bulunduğunu, Hristiyanlar ise onun Hristiyan bulunduğunu iddia ediyorlardı. (İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, II, 197, 201, 202) Bilhassa Hristiyanlar, Mekke müşriklerinin kendilerini İbrahim (as)’in dininin vârisleri ve onun inşa etmiş olduğu Kabe’nin hizmetçileri olarak gördüklerini dikkate alarak Araplar içinde Hristiyanlığı yayabilmek için “İşte bu da İbrahim’in dini!” diye propaganda yapıyorlar ve bu sebeple bazı Arap kabileleri içinde Hristiyanlık yayılıyordu.

Ehl-i kitabı bu şekilde bir iddia ile ortaya çıkmada cesaretlendiren mantıkî istidlal muhtemelen şuydu: İbrahim (as)’in dinine ilâveler yapılması onun dininden çıkma anlamına gelmezse, ikimiz de bu çerçeve haricinde sayılmayız; onun dininden çıkma anlamına geldiği takdirde ise Müslümanlar da onun dinine tâbi addedilemezler.

Fakat onlar kendilerini de Hz. İbrahim (as)’e oran etmeye kalkarlarken iki büyük hata yapıyorlardı: Birisi Hz. İbrahim (as)’in “Yahudi” yada “Hristiyan” bulunduğunu söyleyebilecek kadar ileri gitmeleri, diğeri kendi mukaddes kitaplarını dahi göz önüne almadan kendi dinleriyle ilgili bir iddia ileri sürmeleri. Zira Müslümanların Hz. İbrahim (as)’e mensubiyet iddialarıyla Yahudilerin ve Hristiyanların bu konudaki iddiaları içinde köklü bir fark vardı: Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim (as)’in öğretilerine (Hanîflik) açık bir gönderme yapılmış ve Hz. Muhammed (as)’in de onun dini suretiyle olduğu belirtilmiş olmasına karşılık, Tevrat ve İncil’de bu yönde bir atıf yer almıyordu. (bk. Râzî; İbn Âşûr, ilgili ayetlerin tefsiri)

Bu âyetlerde şu hususlara dikkat çekilerek bir taraftan “münazara” esaslarıyla ilgili uyarılarda bulunulmakta, bir taraftan da karşı tarafı bağlayan açıklamalar yapmak suretiyle diyalogun sürdürülebileceği bir zemin oluşturulmaktadır:

a) Hz. İbrahim (as)’in Yahudilik yada Hıristiyanlığa oran edilerek irdelemenin içine çekilmesi tarihî gerçeklerle bağdaşmaz; bundan dolayı Tevrat’ın da İncil’in de ondan sonrasında inmiş olduğu ortadadır.

b)
Kişinin, görüş ve yorumlarında yanlışlıklar bulunsa bile, haiz olduğu bilgiler çevresinde münakaşaya girmesi kabul edilebilir; fakat hakkında bilgisi olmadığı mevzularda iddia ortaya atması onaylanamaz. Şu halde Ehl-i kitabın ellerinde mevcut Tevrat ve İnciller’de yer edinen bilgilerden hareketle, bazı tanrı bilim mevzularında ileri sürdükleri görüşler enine boyuna ele alınıp tahlil edilebilir ve karşı görüş bu yolla ortaya konabilir (nitekim yukarıdaki âyetlerde bu yol tutulmuştur). Fakat onların Hz. İbrahim (as) hakkında Kitâb-ı Mukaddes metihlerine ve zamanı verilere dayanmayan iddialarını çürütmek için, bunların dayanaktan yoksun ve sübjektif bir yaklaşım bulunduğunu hatırlatmak yeterlidir.

c) Ehl-i kitabın bu konudaki iddiaları sağlam bir bilgiye dayalı olmadığına gore, vahyin sağlamış olduğu bilgiye kulak verilmelidir: Hz. İbrahim (as) ne Yahudi ne Hristiyan ne de müşrik idi; o tevhid inancına yürekten bağlı biriydi. Onun inancıyla ilgili bir niteleme yapılacaksa, söylenecek şey onun “Hanîf” ve “Müslüman” olduğudur. Eğer Yahudiler ve Hristİyanlar kendileriyle Hz. İbrahim (as) içinde bir bağ oluşturmak isterlerse bunun yegâne yolu, kendi peygamberlerinin de tevhid inancına çağrıda bulunmuş olduğu gerçeğini itiraf etmeleri ve Hz. İbrahim (as)’i, dolayısıyla Hz. Muhammed (asv)’i kendilerine tâbi kılma gayreti içine girme yerine, tüm İlâhî dinlerin geniş anlamıyla “İslâm” dairesi içinde buluştuğunu görmeleridir.

d) Eğer İbrahim (as)’e yakınlık tespiti yapılacaksa, kuşkusuz ona en yakın olanlar onun getirmiş olduğu mesaja uyanlarla Hz. Muhammed (asv) ve müminlerdir. Şu sebeple ona yakınlığın ölçütü onun öğretilerine canı gönülden bağlanmış olmaktır. Ona uyanların yanı sıra Hz. Muhammed (asv) ve onun ümmeti tevhid inancına sımsıkı sarılarak bu bağlılığı kanıtlama etmişlerdir. Tüm evrenin yaratıcısı olan Allah’ı millî bir tanrı şeklinde takdim etme gayreti içine giren Yahudilerle Hz. İsâ (as)’ı O’nun oğlu sayarak Allah’a ortak koşan Hristiyanlar ise Hz. İbrahim (as)’in öğretilerinden oldukca uzaklaşmış bulunmaktadır.

Öte taraftan, Hz. İbrahim (as) tarafınca inşa edilen Kabe’yi tavaf etmenin İslâm’ın şartlarından önde gelen haccın mühim bir unsuru olmasına karşılık, Yahudilik’te ve Hıristiyanlık’ta -bu anlamda- “hac farizası”nın bulunmayışı da, Yahudiler ve Hristiyanlara nazaran Hz. Muhammed (asv) ve ona uyanların Hz. İbrahim (as)’in bildiri etmiş olduğu dinî esaslara daha yakın olduklarının açık bir göstergesi sayılır. (bk. İbn Âşûr, ilgili ayetlerin tefsiri) Kur’ân-ı Kerîm’de “Hac” adını taşıyan bir sûre ve haccın hükümlerini açıklayan, Makam-ı İbrahim’den söz eden başka âyetler (bk. Bakara 2/125, 196)  bulunmakla birlikte, bu amaçla bina edilen ilk evin Mekke’de (Kabe) bulunduğunu, orada İbrahim makamı bulunduğunu ve İslâm’da haccın farziyetini bildiren âyetlerin bu sûrede yer almış olması (bk. Âl-i İmrân 3/96-97) bu yorumu destekleyici niteliktedir.

e) Allah’a yakınlık sadece O’nun varlığına ve birliğine yürekten inanmakla ve yalnız O’na kulluk etmekle sağlanabilir; zira Allah “müminler”in dostudur.

68. âyette Yahudilerin ve Hristiyanların iddialarının çürütülmesiyle ilgili ifadeleri müşrik Arapların istismar edip kendilerine hisse çıkarmalarına imkân bırakılmamış ve Hz. İbrahim (as) hakkında ek olarak “müşriklerden değildi” buyurulmuştur. (bk. Bakara, 2/135; Kur’an Yolu, Kurul, ilgili ayetlerin tefsiri)

Merhaba ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Per, 26/08/2010 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir