FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR)

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Bu bahse dair konuşmamız, “Miras kimlere kalır, kimlere kalmaz? Ka­lanlardan da kimlere her zaman kalır? Kimlere her zaman kalmaz da ancak, bazı varislerle beraber bulundukları zaman kalır? Kimler yalnızken ve baş­kalanyla beraber olduklan zaman miras hisseleri değişir? Her varise ne ka­dar kalır?” konuları hakkındadır. Bu da her bir sınıfın hükmünü ve her bir sı­nıfa yalnızken ne kadar ve başkalanyla birlikte bulunduğu zaman ne kadar hisse düştüğünü ayn ayrı anlatmakla mümkün olur. 

  1. 1 MİRASÇILAR KİMLERDİR

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) MIRAS

    1. Genel Olarak:

    Önce şunu söyleyelim ki: Varisler -ölünün soy bakımından yakınları, koca veyahut karısı, azatlayıcısı veyahut azatlısı olmak üzere- üç grupturlar. Birinci grup olan, Ölünün yakınlarından kimisinin varis olduğunda ittifak, kimisinde de ihtilaf etmişlerdir. Varis olduğunda ittifak ettikleri ölünün ço­cuk ve torunları, ana, baba ve dedeleri, erkek ve kızkardeşleri, amca ve amca-oğullandır. Buna göre erkeklerden on, kadınlardan da yedi kişinin varis olduğunda ittifak vardır. Erkek varisler: Ölünün oğlu, oğlunun oğlu (aşağıya doğru ne kadar inerse insin), Ölünün babası, babasının babası (bu da yukarı­ya doğru ne kadar yükselirse yükselsin), ölünün erkek kardeşi (bu da ister ana bir, ister yalnız baba bir, ister yalnız ana bir kardeşi olsun), erkek karde­şin oğlu (bu da aşağıya doğru ne kadar inerse insin), ölünün amcası, ölünün amcası oğlu (bu da aşağıya doğru ne kadar inerse insin), ölünün kocası ve ölüyü azatlayan efendisi veyahut azatladığı kölesidir. Kadın varisler de; ölü­nün kızı, ölünün oğlunun kızı (aşağıya doğru ne kadar inerse insin), ölünün annesi, ölünün ninesi (yukarıya doğru ne kadar yükselirse yükselsin), Ölü­nün kız kardeşi, ölünün karısı ve ölüyü azatlayan hanımı veyahut azatladığı cariyesidir.

    Varis olduklarında ihtilaf edilenler ise, -kızların oğullan, erkek kardeş­lerin kızları, kız kardeşlerin oğullan, amca kızlan, yalnız ana bir amca, ana bir kardeşlerin oğullan, halalar, teyzeler ve dayılar olmak üzere «Zevi'1-er-ham» denilen ve Asabe olmadıkları gibi Kuran-ı Kerim'de kendilerine hisse belirtilmeyen akrabalardır. İmam Mâlik, İmam Şafiî, fukahanın çoğu ve ashâbtan Zeyd b. Sabit, bunlann varis olmadığını demişlerse de, ashâbtan diğerleri, Irak, Küfe ve Basra fukahası ile ulemadan bir cemaat, varis pldukla-nnı söylemişlerdir. Varis olduklannı söyleyenler de, varis oluş şeklinde ihti­laf etmişlerdir. İmam Ebû Hanife ile tabileri «Bunlar asabenin tertibine göre miras alırlar» demişlerdir. Diğerleri ise, «Herkes ölüye, vasıtasıyla ulaştığı kimsenin yerine geçmektedir» demişlerdir.

    İmam Mâlik ile onun görüşünde olanlar, «Feraizde kıyas yapmak müm-kün olmadığına göre herhangi bir kimsenin varis olduğuna dair, Kur'an, sıh­hatli hadis veyahut icma'dan bir delil bulunmadığı zaman o kimseyi varis kıl­mak asla uygun değildir. Zevi'l-erhamın varis oldukları hakkında ise, bun­lardan hiçbirinde delil yoktur» demişlerdir. Diğer grup ise, zevi'l-erhamın varis olduğuna dair, hem kitap, hem sünnet ve hem icma'dan delil bulundu­ğunu ileri sürmüşlerdir. Kitaptan "Akraba olanlar, miras hususunda bir­birlerine, Allah'ın kitabında müminler ve muhacirlerden daha yakın­dırlar" [2] ve "Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere de. kadınlara da az çok, hisse vardır" [3] âyet-i kerimeleridir. Çünkü zevil-er-ham da, diğerleri gibi birbirlerine akrabadırlar. Bunlar hadisten de, Hz. Ömer'in Ebû Ubeyde'ye gönderdiği bir mektupta Peygamber Efendimiz'in,

    «Allah ile Peygamberi kimsesi bulunmayanın kimsesidirler. Dayı da varisi bulunmayanın varisi­dir» [4] diye buyurduğunu yazdığına dair Tirmizi'nin rivayetine dayanmış­lardır, îmam Ebû Hanife'nin kadim olan tabileri onun görüşüne, aklî yönden de, «Ölünün zevil-erham denilen akrabaları, ölüme diğer müslümanlardan daha yakındırlar. Çünkü ölü ile onlar arasında hem akrabalık, hem din bağı Vardır. Şu halde diğer müslümanlar Ölünün yalnız baba bir kardeşi gibidirler. Zevil-erham ise, hem baba, hem ana bir kardeşi yerindedirler. Ana baba bir kardeş bulunurken de, yalnız baba bir kardeşe miras düşmez» diye delil ge­tirmişlerdir. Ebû Zeyd ile Müteehhir olan tabileri ise, mirası da velayete kı­yas ederek, «Ölünün teçhiz ve tekfini, namaz ve defin velayeti, ölünün Zevü-furuz ve asabe olan akrabaları bulunmadığı zaman, zevil-erham olan akraba­larının hakkı olduğuna göre, zevil-erham olan akrabalarının, bu durumda miras velayeti hakkına da sahip olmaları lazım gelir» demişlerdir. Diğer grup ise, bu kıyaslara birtakım zayıf itirazlarda bulunmuşlardır.

    işte bu, böylece anlaşıldıktan sonra, varislerden herbirine mirastan ne kada hisse düştüğünü ve bu konu ile ilgili olarak ulemanın ittifak ve ihtilaf et­tikleri meşhur mes'elelerden ana kaideler mesabesinde olanları anlatmaya başlıyoruz. [5]

  2. 2 Çocukların Mirası:

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) v2webptruesig075b098a9c3290bf48a36f51f73bcfb8cfd5bfbb780267e0c2dde3c7aa1b9acd 3

    Cenâb-ı Hak, «Allah, çocuklarınız hakkında erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçteikisi onlanndır. Şayet bir ise yarısı onundur» buyurduğu için bütün İslâm uleması, ölen anne veyahut babadan kalan çocuklar içinde eğer hem erkek, hem kadın bulunuyorsa, her bir erkeğe iki kadının hissesi, eğer yalnız bir erkek ise, ken­disine mirasının hepsi, eğer bir kadın ise mirasın yansı ve eğer üç veyahut üçten çok kadın iseler kendilerine mirasın üçteikisi kaldığında müttefik ise­ler de, kadınlann sayısı iki olduğu zaman kendilerine düşen mirasın miktan hakkında ihtilaf etmişlerdir. Cumhur, "İki kıza da mirasın üçteikisî düşer" [6] diye söylemiş ise de, İbn Abbas'tan, iki kıza mirasın yansının düştüğünü söylediği rivayet olunmuştur.

    Bu ihtilafın sebebi, yukanda geçen âyet-i kerimede meskût geçen iki kadın üç kadının mı, yoksa bir kadının mı hükmüne tabidir diye ihtilaf etme­leridir. Fakat âyetteki Delüü'l-Hitab'tan, bir kadının hükmüne tâbi olduklan, daha çok anlaşılmaktadır. Kimisi de «Meşhur rivayete göre İbn Abbas da Cumhur gibi söylemiştir» demiştir. Abdullah b. Muhammed b. Akil tarikiy­le Hatim b. Abdullah ile Câbir'den Peygamber (s.a.s) Efendirniz'in iki kıza terekenin üçteikisini verdiği rivayet olunmuştur [7]. Tahmin ederim ki, Ebû Ömer b. Abdilberr, «Hadis ulemasından bir cemaat, Abdullah b. Akil'in ha­disini kabul etmiş ise de, diğer bir cemaat buna muhalefet etmiştir» demiş­tir.

    Ulema, çocuğun oğullannın da öz oğullar gibi aynı mirasa sahip olduk-lannda ve aynı kimseleri hacip ettiklerinde müttefiktirler. Ancak Mücâ-hid'ten, «Çocuğun çocuklan, ölünün öz çocuklan gibi ölünün kocasının his­sesini dörttebirden sekizdebire ve annesinin hissesini üçtebirden altıdabire düşürmezler» dediği rivayet olunmuştur.

    Ulema şunda da müttefiktirler ki, ölünün öz kızlan terekenin üçteikisini aldıklan zaman, beraberlerinde bulunan kız torunlara bir şey düşmez. Fakat eğer kız torunların beraberinde, kendi derecelerinde veyahut daha aşağı bir derecede erkek torun da bulunursa, bu erkek torun kız torunları asabeleştirir mi asabeleştirmez mi diye ihtilaf etmişlerdir. Cumhur, «Asabileştirir ve öz kızlann hissesi olan üçteikiden artan kısmı onlarla ikili birli olarak paylaşır» demiştir. Ashab'tan Hz. Ali ile Zeyd b. Sabit de bu görüştedirler. Ebû Sevr ile İmam Dâvûd ise, «Öz kızlar terekenin üçteikisini aldıktan sonra -erkek to­runlar ister kız torunların derecesinde, ister daha aşağı derecede olsunlar- ar­ta kalan yalnız erkek torunlanndır» demişlerdir. Abdullah b. Mes'ud da, «Eğer kız torunlann hissesi terekenin altıdabirini aşmazsa, erkek torunlar ar­ta kalan kısmı onlarla ikili birli olarak paylaşırlar. Eğer terekenin altıdabirini aşarsa o zaman onlara altıdabirden fazla bir şey verilemez» dedi.

    Cumhurun dayanağı, "Allah, çocuklarınız hakkında erkeğe iki kızın hissesi kadar tavsiye eder" [8] âyet-i kerimesindeki umumdur. Cumhur aklî yönden de, «Kişinin torunlan da çocuklan sayılırlar. Çocuklar ise, bir kısmı erkek bir kısmı kız olduğu zaman terekenin tamamını ikili birli olarak pay­laştıklarına göre, terekenin arta kalan kısmını da o şekilde paylaşmaları la­zım gelir» diye delil getirmişlerdir. Ebû Sevr ile îmam Dâvûd ile, Peygam­ber Efendimiz'in buyurduğu îbn Abbas'tan rivayet olunan,

    «Malı, Allah'ın kitabına göre, önce pay sahipleri arasında bölünüz. Eğe onlardan bir şey artarsa onu da, Ölüye en yakın olan erkeğe veriniz» [9] hadisine dayanmışlardır.

    Bunlardan aklî yönden de, «Ölünün kız torunu tek başına olduğu zaman terekenin üçteikisinden arta kalan kısımdan ona bir şey düşmezken, başka-sıyle birlikte bulunduğu zaman, ona bir şey düşmemesi evleviyetle lazım ge­lir» diye ihticac etmişlerdir. Buna göre ihtilafın sebebi, kıyasların birbir­leriyle çelişmesidir. Îbn Mes'ud'un görüşü ise, «Kız torunlar yalnızken ken­dilerine altıdabirden fazla bir hisse düşmediğine göre başkalanyle birlikte bulunurken de altıdabirden fazla hisse düşmez» kuralına dayanmaktadır. îbn Mes'ud'un bu delili de îmam Davud'un deliline yakındır. Cumhura göre er­kek torunlar -ister kız torunların derecesinde, ister daha aşağı derecede ol­sunlar- kız torunları asabeleştiriyorlarsa da, sonraki fukahadan kimisi cumhurdan ayrılarak, «Eğer erkek torunlar kız torunların derecesinde ol­mazlarsa, onları asabelesürmezler» demiştir.

    Ulemanın cumhuruna göre ölünün erkek çocukları bulunmayıp sadece bir kızı ile, bir veyahut birden çok kız torunları bulunursa, kızına terekenin yansı, kız torunlarına da terekenin altidabiri -ki cem'an üçteikisi eder- düşü­yorsa da, Şiîler bunda cumhurun görüşüne katılmayarak, «Ölünün öz oğlu bulunduğu zaman, nasıl erkek torunlarına bir şey düşmüyorsa, Ölünün öz kı­zı da bulunduğu zaman oğlunun kızlarına bir şey düşmez» demişlerdir.

    Buna göre, kız torunlar hakkındaki ihtilâf iki konuda olup, biri kız to­runlar ölünün erkek torunları ile, biri de ölünün öz kızı ile beraber bulunur-kendir. Ölünün erkek torunları ile beraber bulunurken, kimisi «Varistirler», kimisi «Varis değillerdir», «Varistirler» diyenlerden de kimisi «Muklaka asabedirler», kimisi «Kendilerine düşen hisse eğer terekenin alndabirini aş­mazsa asabedirler», kimisi «Eğer erkek torunlar onlann derecesinde olurlar­sa varistirler», kimisi de «Mutlaka varistirler» demiştir. Beraberlerinde er­kek torunlar bulunmadığı zaman da, kimisi «terekenin yansını ölünün öz kı­zı aldıktan sonra, terekenin üçteikisini tamamlamak üzere altıdabirini kız to­runlar alırlar», kimisi de «Bir şey alamazlar» demişlerdir. [10]

  3. 3 Eşlerin Mirası'.

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) v2webptruesiga9ce370e4226adf368f65f8398ae05ae0b45407712ad02ffb2332e5f7f4ca902 2


    Cenâb-î Hakk "Karılarınızın çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa bıraktıklarının -ettikleri vasiyyetten veya borçtan arta kalanın- dörtte bîri sîzindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiği­niz vasiyyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörttebiri kan-Iarmızindır, çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizdebiri onlarındır" [11]buyurduğu için ulema, çocuğu bulunmayan erkek ile çocuğu bulunan ka­dının eşlerine terekenin dörttebiri, çocuğu bulunmayan kadının eşine de terekenin yansı ve çocuğu bulunan erkeğin de eşine terekenin sekizdebiri düştüğünde ve eşlerin hiçbir suretle mirastan mahrum olamadıklarında, an­cak ölünün çocukları bulunduğu zaman, hisselerinin, çocukları bulunmadığı zamana nisbetle az olduğunda müttefiktirler. [12]

  4. 4 Baba ve Annenin Mirası:

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) v2webptruesige13e627c4f5af15889a1698fb37224f5d5a5b7ccbdd2ffe389277f6b00529528 1

    Ulema müttefiktirler ki, eğer babadan başka mirasçı bulunmazsa mira­sın hepsi babaya ve eğer baba ile annenin ikisinden başka mirasçı bulunmaz­sa, mirasın üçtebiri anneye, gerisi de babaya düşer. Zira Cenâb-ı Hakk, "Eğer ölünün çocuğu bulunmaz da ona, sadece anne ve babası mirasçı olurlarsa, annesine üçtebir düşer" [13] buyurmuştur. Ulema şunda da mütte­fiktirler ki, eğer ölünün öz çocukları veyahut torunları bulunurlarsa anne ve babasından her birine mirasın altıdabiri düşer. Zira Cenâb-ı Hakk, "Eğer ölünün çocuğu bulunursa, anne ve babasının her birine bıraktığının aî-tıdabirî düşer" buyurmuştur. Ulema, ölünün kardeşleri bulunduğu zaman annesinin hissesi üçtebirden altıdabire iner, diye müttefik iseler de, kardeşler kaç tane olurlarsa annenin hissesi üçtebirden altıdabire iner diye ihtilaf et­mişlerdir. Hz. Ali ile îbn Mes'ud, «Kardeşler birden çok oldukları zaman an­nenin hissesi altıdabire düşer» demişlerdir. îmam Mâlik de bu görüştedir, îbn Abbas ise, «Kardeşlerin sayısı üçten aşağı olursa annenin hissesi üçtebir-dir» demiştir.

    Bu ihtilafın sebebi, Arapça'da çoğulun en az kaç kişiye denildiği hu­susunda ihtilaf etmeleridir. Çoğulun en az üç kişiye delalet ettiğini söyleyen­ler, «Kardeşlerin sayısı üçten aşağı olursa annenin hissesi üçtebirdir. Çünkü âyet-i kerimede geçen 'kardeşler' kelimesi çoğul olduğu için en az üç kardeş demektir» demişlerdir. Diğerleri ise, «İki kardeşe de 'kardeşler denilir' de­mişlerdir. «Kardeşler demek olan «İHVE» kelimesinin erkek ve kız kardeş­lerin ikisine de şamil olduğunda ise ihtilaf yoktur. Ancak sonraki fukahadan

    kimisi, «Ölünün kardeşleri arasında erkek bulunmadığı zaman -sayılan çok da olsa- annenin hissesi üçtebirden altıda bire inmez. Zira kız kardeşler yal­nızken çoğulları 'ÎHVE' değil 'EHAVAT' dır» demişlerdir.

    Ölünün kardeşleri bulunduğu için annenin hissesinde indirilen altıda birin kime düştüğü hususunda edilen ihtilaf da bu babtandır. Cumhur «Eğer ölünün kardeşleriyle birlikte hem anne ve hem babası bulunursa, kardeşleri bulunduğu için annesine altıdabir verilir ve geri kalanın hepsi babasınındır» demiştir. İbn Abbas (r.a.)dan ise, «Babasına mirasın üçteikisi verilir. Anne­nin hissesi, kardeşler yüzünden üçtebirden altıdabire düştüğü için o altıda­bir, kardeşlere düşer» dediği rivayet olunmuştur. Fakat kimisi, îbn Ab-bas'tan gelen bu rivayetin zayıf olduğunu söylemiştir. Bununla beraber İbn Abbas'ın bu görüşü kıyasa daha uygundur.

    Anne ve babasıyla karısını veyahut anne ve babasıyla kocasını bırakan ölü hakkındaki ihtilaf da keza bu babtandır. Cumhur birinci surette, «Karıya dörttebir, anneye geri kalanın üçtebiri -ki terekenin dörttebiridir- geri kalanı da -ki terekenin yansıdır- babaya kalır», ikinci surette de, «Kocaya terekenin yansı, anneye de geri kalanın üçtebiri -ki terekenin altıdabiridir- terekenin geri kalanı da -ki üçtebiridir- babaya kalır» demiştir. Zeyd b. Sabit (r.a.) de bu görüşte olduğu gibi, bu görüş Hz. Ali (r.a.)'den de rivayet olunmuştur. İbn Abbas (r.a.)'dan ise, birinci surette, «Kanya dörttebir, anneye de -Kur'an'da hissesi belirtildiği için- üçtebir, babaya da -asabe olduğu için- geri kalanı dü­şer», ikinci surette de «Kocaya terekenin yansı, anneye üçtebiri, babaya da-geri kalanı düşer» dediği rivayet olunmuştur, ki Kadı Şüreyh, İmam Dâvûd, îbn Şîrîn ve bir cemaat da bu görüştedirler.

    Cumhurun dayanağı şudur: Baba ile anne yalnız oldukları zaman anne­ye terekenin üçtebiri, babaya da geri kalanı düştüğüne göre, anne ile babanın yalnız olmadıklan zaman da, geri kalanından aynı oranda hisse almalan la­zım gelir. Cumhur herhalde, annenin babadan fazla hisse almasını usule ay-kın görmüştür. Diğer grup da, «Anne, hissesi Kur'an'da belirtilmiş bir varis­tir. Baba ise, asabe olduğu için -hisselerden ne artarsa- ister az, ister çok ol­sun kendisine o düşer» demişlerdir.

    Babanın anneye tercih edilmesinin gerektiği nazara alındığı zaman bi­rinci grubun, buna bakılmadığı zaman ise, ikinci grubun görüşü daha açık­tır. [14]

  5. 5 Anneleri Bir Kardeşlerin Mirası:

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) v2webptruesig6b50967caaa77dd27175d7f4ee819422342b396f219f1475d1fa424733ffa13e 4

    Ulema müttefiktirler ki, yalnız ana bir kardeşler eğer bir tane olursa -is­ter erkek, ister kız olsun- kendisine terekenin alüdabiri, eğer birden çok olur­larsa kendilerine terekenin üçtebiri düşer ve hepsi -ister erkek, ister kız olsunlar

    şunlar- üçtebirde eşit olarak ortaktırlar. Ulema şunda da müttefiktirler ki, yalnız ana bir kardeşler -baba, babanın babası (ne kadar yükselirse yüksel­sin), çocuklar (ister erkek, ister kız olsunlar) ve oğulların çocuklan olmak üzere- dört grup varislerle beraber bulundukları zaman kendilerine bir şey düşmez. Zira Cenâb-ı Hakk, «Eğer erkek kardeşi veya kız kardeşi bulu­nan bir erkek veya kadın, ikînterekeceden mirasçı bırakırsa, ikisinden her birine altıdabir düşer. Eğer kardeşler ikiden çok olurlarsa, tereke­nin üçtebirinde ortaktırlar» [15] buyurmuştur. Çünkü bu âyette geçen «Kar­deş» kelimesinden, yalnız ana bir kardeşin murad olduğunda icma vardır. Hatta bir kıraata göre âyet, "Eğer yalnız anasından bir erkek kar­deşi veya kız kardeşi bulunursa" şeklindedir. [16]

  6. 6 Ana-Baba Bir Kardeşlerle Baba Bir Kardeşlerin Mirası:

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) neseli cocuklar by graf zuzum 3

    Cenâb-ı Hakk "De ki: Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkın­da bilgi veriyor: Çocuğu olmayıp bir kız kardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşine kalır. Fakat kendisi, kız kardeşinin ço­cuğu yoksa ona tamamen varis olur. Eğer kalan kız kardeşler iki tane olurlarsa, bıraktığının üçteikisi onlarındır. Eğer erkek kadın, karışık kardeşlerse, erkeğe iki kadının hissesi kadar düşer" [17] buyurduğu içir ulema, ana baba veyahut yalnız bababir kardeşlerin varis olduklarında ve bir kız kardeşe terekenin yansı, birden çok olan kız kardeşlere -ölünün kızları birden çok olmaları halinde olduğu gibi- terekenin üçteikisi ve erkek kadın, karışık kardeşlere de -Ölünün çocuklan içinde erkek ve kadının bulunması halinde olduğu gibi- bir erkeğe iki kadının hissesi kadar düştüğünde müttefik iseler de, âyet'te geçen ve «ikinci dereceden mirasçılar» diye terceme ettiği­miz KELALE kelimesinin anlamı ile ilgili olarak birkaç mes'elede ihtilaf, birkaç mes'elede de -geleceği üzere- ittifak etmişlerdir.

    ittifak ettikleri mes'elelerden biri şudur: Eğer bir kimse öldüğü zaman ya babası, ya bir erkek çocuğu veyahut torunu bulunursa kardeşleri -ister er­kek, ister kadın olsunlar- kendisinden miras alamazlar.

    ihtilaf ettikleri mes'elelere gelince: Biri, ana baba bir kız kardeşler ölü­nün bir veyahut birden çok kızlan ile beraber bulunduklan zaman miras alır­lar mı, alamazlar mı diye ettikleri ihtilaftır. Cumhur, «Kız kardeşler kızlarla beraber bulunduklan zaman asabedirler, kızlardan arta kalan miktar ne ise,-onlara kalır» demiştir, imam Dâvûd ile bir cemaat ise, «Ölünün kızı bulunduğu zaman kız kardeşine birşey düşmez» demişlerdir. Cumhurun bu husus­taki dayanağı, Ibn Mes'ud'un, «Birisi ölmüş, bir kızı, bir oğlunun kızı ve bir kızkardeşi kalmıştı. Peygamber Efendimiz, terekenin yarısı, kız toruna -terekenin üçteikisini tamamlamak için- altıdabiri düşer. Geri kalanı ise, kız kardeşindir' buyurdu» [18]mealin­deki hadisidir. Cumhur aklî yönden de, "Erkek kardeşler, ölünün kızlarıyla beraber bulundukları zaman varis olduklarında icma' bulunduğuna göre, kız kardeşlerin de ölünün kızları ile beraber bulunduklan zaman varis olmaları lazım gelir» diye ihticac etmişlerdir. Diğer grubun dayanağıda, yukarıda metni geçen «Çocuğu olmayıp bir kız kardeşi bulunan kimse ölürse..."[19] âyet-i kerimesinin zahiridir. Zira âyet'in zahirinden, kızkardeşe miras düş­mesi için ölünün çocuksuz olmasının şart olduğu anlaşılmaktadır. Cumhur ise bu âyet'te geçen "Çocuk" kelimesini erkek çocuklara hamletmiştir.

    Ulema, ölünün oğullan ile erkek torunlannın bir arada bulunmalanna kıyas ederek, «Ana baba bir kardeşler, yalnız baba bir kardeşlerle beraber bulunduklan zaman onları hacb, yani mirastan mahrum ederler, diye icma' etmişlerdir»

    Ulema -ölünün öz kızları terekenin üçteikisini aldıklan zaman nasıl oğ­lunun kızîanna mirastan bir şey düşmüyorsa- ölünün ana baba bir kız kardeş­leri de terekenin üçteikisini aldıktan sonra, yalnız baba bir kız kardeşlerine bir şey düşmediğinde de müttefiktirler. Ancak eğer ölünün ana baba bir kız kardeşi yalnız bir tane olursa, ona terekenin yansı düştüğü için -terekenin üç­teikisini tamamlamak üzere- altıdabiri de -kaç tane olurlarsa olsunlar- yalnız baba bir kardeşlere kalır. Fakat eğer ölünün ana baba bir kız kardeşleri terekenin üçteikisini aldıktan sonra, yalnız baba bir kız kardeşlerinin berabe­rinde bir erkek kardeş de bulunursa, ihtilaf etmişlerdir. Cumhur; «Öz kızlarla torun kızlar beraber bulunduklan zaman eğer torun kızlar arasında bir erkek torun bulunursa, nasıl onlan asabe kılıyorsa, erkek kardeş de, kız kardeşleri­ni asabe kılar ve terekenin geri kalan üçtebirini onlarla ikili birli olarak payla­şır» demiştir. Ancak İmam Mâlik, kız torunlarla erkek torunun aynı derecede olmalannı şart koşmuştur. Ibn Mes'ud ise, «Ana baba bir kız kardeşler terekenin üçteikisinin tamamını aldıktan sonra, terekenin geri kalan üçtebiri, yalnız baba bir erkek kardeşlere kalır, yalnız baba bir kız kardeşlere arak bir şey düşmez» demiştir, ki Ebû Sevr de bu görüştedir. İmam Dâvûd da ölünün Öz kızları ile kız torunları mes'elesindc Ibn Mes'ud'ıın görüşüne katıldığı hal­de, bu mes'elede ona muhalcfer etmiştir. Fakat eğer ana baba bir kız kardeş yalnız bir tane olursa -İbn Mes'ud'a göre- terekenin geri kalan yarısını, yalnız baba bir erkek ve kız kardeşler ikili birli olarak paylaşırlar. Meğer -ölünün öz kızı ile kız torunlan meselesinde olduğu gibi- kız torunların hissesi terekenin altıdabirini aşarsa, altıdabirden fazlası onlara verilemez. Her iki tarafın da-yanaklan da yukarıda geçenlerin aynısıdır.

    Ulema -ölünün öz çocuklan bulunmadığı zaman oğlunun çocuklan na­sıl öz çocuklan yerine geçiyorlarsa- ana baba bir kardeşleri de bulunmadığı zaman yalnız baba bir kardeşlerin, ana baba bir kardeşlerin yerine geçtikle­rinde müttefiktirler. Yani eğer baba bir kardeşler de aralannda bir erkek bu­lunursa, o erkek vasıtasıyla asabe olurlar. Eğer varisler arasında pay sahipleri varsa, pay sahiplerinin paylan verildikten sonra geri kalan miktarı aralannda ikili birli olarak bölüşürler.

    Ulema kardeşler hakkında yalnız, kendisinden kocası, annesi ve ana ba­ba bir kardeşleri ile yalnız ana bir kardeşleri kalan kadının mirasında ihtilaf etmişlerdir.

    Hz. Ömer, Hz.Osman ve Zeyd b. Sabit, kocaya terekenin yansını, anne­ye altıdabirini ve ana bir kardeşlere de üçtebirini verirlerdi. Ancak ana baba bir kardeşlere bir şey kalmadığı için onlan da, yalnız ana bir kardeşlerin his­sesine onak kılarlardı. Ana baba bir kardeşler de, kendilerine düşen miktan -erkeğe iki kadının hissesi kadar verilmek suretiyle- aralannda bölüşürlerdi. Fukahadan îmam Mâlik, îmam Şafiî ve Süfyan Sevrî de bu görüştedirler.

    Hz. Ali, Ubey b. Ka'b ve Ebû Mûsâ el-Eş'arî ise, ana baba bir kardeşleri ana bir kardeşlere ortak kılmaz ve ana baba bir kardeşlere bir şey vermezler­di. İmam Ebû Hanife, îbn Ebî Leylâ, imam Ahmed, Ebû Sevr, îmam Dâvûd ve bir cemaat da bu görüştedirler.

    Birinci grup, «Ana baba bir kardeşler de, yalnız ana bir kardeşlere miras sebebinde ortaktırlar. Zira ölünün yalnız ana bir kardeşleri nasıl annesinin çocuklan iseler, ana baba bir kardeşleri de keza annesinin çocuklandırlar. Miras sebebinde ortak olup da, mirasta ortak olmamak ise, mantığa sığma­yan bir şeydir» demişlerdir.

    İkinci grup da, «Ana baba bir kardeşler asabedirler. Asabelere ise, an­cak pay sahiplerinden arta kalan miktar düşmektedir. Şayet pay sahipleri te­rekenin tamamım alırlarsa asabelere bir şey düşmez. Nitekim kocasını, an­nesini ve yalnız ana bir, bir kardeşiyle ana-baba bir, on kardeşini bırakan ka­dının yalnız ana bir kardeşine terekesinin altıdabiri kaldığı halde, ana baba bir on kardeşine ise, sadece arta kalan altıdabirinin düştüğünde icma' vardır. Bu ise, o demektir ki ana baba bir kardeşler asabe olup eğer pay sahiplerin­den bir şey artarsa onlara kain-, bir şey artmadığı zaman ise, mahrum kalırlar» demişlerdir. O halde miras mes'elelerinin çoğundaki ihtilafın sebebi kı­yaslar arasında bulunan çelişme ile, nasslarda geçen deyimlerin birden çok mânâlarda kullamlmalandır. [20]

  7. 7 Dedenin Mirası:

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) ruyada dedeyle konusmak 2

    Fukaha, babanın dedeyi hacib ettiğinde (mahrum bıraktığında) ve baba­nın bulunmadığı zaman dedenin baba yerine geçtiğinde ve dedenin pay sa­hipleriyle beraber bulunduğu zaman asabe olduğunda müttefik iseler de -baba gibi- ana baba bir veyahut yalnız baba bir kardeşleri hacib edip etmediğin­de ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas, Ebû Sevr, Şafiî ulemasından Müzeni ile îbn Şüreyh, İmam Dâvûd ve bir cemaat bu görüştedirler. Hz. Ali, Zeyd b. Sabit ve İbn Mes'ud ise, dede ile beraber bulunan kardeşlerin de mirasçı oldukla­rında ittifak etmişlerdir. Ancak -geleceği üzere- mirasçı olmalarının keyfi­yetinde ihtilaf etmişlerdir.

    Dedeyi baba hükmünde görenlerin dayanağı, dede ile babanın aynı vas­fa sahip olmaları, yani ikisinin de ölünün babası oldukları ve birçok hüküm­lerde ortak bulunmalandır. Hatta rivayet olunmaktadır ki; İbn Abbas (r.a.) «Zeyd b. Sabit, Allah'tan korkmuyor mu? Oğlun oğlunu oğul kabul eder de, babanın babasını baba kabul etmez» demiştir. Baba ile dedenin -mirastan başka- ortak olduklarında ittifak edilen hükümlerden biri, babanın oğluna şahitliği nasıl kabul olunmuyorsa, dedenin de, torununa şahitlik etmesinin kabul olunmamasıdır. Biri de şudur: Bir kimse, köle olan babasını satın aldı­ğı zaman satın almasıyla dedesi azatlanmış olur. Biri de, oğul adına babadan nasıl kısas alınamıyorsa, torun adına da dededen kısas alınamaz.

    Dede ile beraber bulunan kardeşlere miras verenler ise, «Ölünün karde­şi, ölüye dedesinden daha yakındır. Çünkü dede, ölünün babasının babasıdır. Kardeş, ölünün babasının oğludur. Oğul ise, babadan daha yakındır. Ayrıca ulema, yeğenin amcadan daha yakın olduğunda müttefiktirler. Bu da karde­şin dededen yakın olduğunu göstermektedir. Çünkü kişi, amcasına dedesi vasıtasıyla, yeğenine kardeşi vasıtasıyla ulaşır» demişlerdir. Buna göre, ih-tilafın sebebi, iki kıyas arasında bulunan çelişmedir. Şayet, iki kıyastan hangisinin daha kuvvetli olduğu sorulacak olursa, «Baba ile dedeyi bir tutan­ların kıyası daha kuvvetlidir» diyeceğiz. Çünkü dede ya ikinci, ya üçüncü derecede babadır. Nasıl ki oğulun oğlu da, ya ikinci, ya üçüncü derecede oğuldur. Oğul ise, kardeşleri hacbettiği halde dedeyi hacbetmediğine göre, hacbettiği kimseleri dedenin de hacbetmesi lazım gelir. Kaldı ki kardeş, ne ölünün kökü, ne de dalıdır. Ancak aynı kökten çıkan ikinci bir dalıdır. Şeyin kökü ise, şeye kökünden çıkan daldan daha yakındır. Ayrıca dede, bizzat Ölünün kökü olmayıp kökünün köküdür. Kardeş ise, ölünün kökünden çıkan bir dal olduğu için ölüden miras alır. Kökün kökü ise, kökten çıkan daldan daha yakındır. Bunun içindir ki, «Kardeş kişiye oğulluk yolu ile, dede de ba­balık yolu ile ulaşır» diyenlerin sözü manasızdır. Çünkü kardeş, ölünün oğlu değil, ölünün babasının oğludur. Dede ise, ölünün babasıdır. Oğulluğun ba­balıktan kuvvetli olması da ancak, her iki vasfın da bir kimsede, yani kendi-

    sinde miras alınan kimsede bulundukları haline mahsustur. Kendisinden mi­ras alman kimsenin babasına oğul olmak ise, o kimse için babasına baba ol­maktan daha kuvvetli değildir. Çünkü babasının babası ona, bir vasıta da ol­sa, babadır. Fakat babasının oğlu, dolaylı da olsa, ona oğul değildir. O halde, «Kardeş, dededen mirasa daha müstehaktır. Çünkü kardeş, ölüden, babası­nın oğlu olmak yolu ile miras alır. Dede ise, kendisinden babalık yolu ile mi­ras alır. Mirasta ise, oğulluk babalıktan kuvvetlidir» diyenlerin sözü yanlıştır ve yanıltıcı bir sözdür. Çünkü dede, uzak da olsa ölünün babasıdır. Kardeş ise, ölünün ne uzak, ne de yakın oğlu değildir. Kısacası: Kardeş, ölünün bir yakınıdır. Dede ise, varlığının bir sebebidir. Şeyin sebebi ise, yakınından da­ha kuvvetlidir.

    Dede ile beraber kardeşlere de miras verenler de, miras almaları keyfi­yetinde -yukarıda da söylediğimiz gibi- ihtilaf etmişlerdir. Zeyd b. Sâbit'in bu konudaki görüşünün özeti şudur:

    Dede ile beraber, kardeşlerden başka ya pay sahibleri bulunur, ya bulun­maz. Eğer bulunmazsa, dedeye, terekenin üçtebirini vermekle, onu terekede kardeşlere ortak kılmaktan hangisi iyi ise, o yapılır. Mesela: Eğer ölünün bir erkek kardeşi olursa, dede için onunla terekeyi paylaşmak daha iyidir. Eğer iki kardeşi olursa, terekenin üçtebirini almakla, kardeşlerle terekeyi paylaş­mak arasında fark yoktur. Eğer ölünün üç ve üçten çok kardeşi olursa, dede için terekenin üçtebiri daha kârlıdır. Ölünün kız kardeşleri de bulunduğu za­man, sayılan üçe vanncaya kadar kendileriyle terekeyi paylaşmak dede için daha kârlıdır. Sayılan dört olduğu zaman da, terekeyi paylaşmakla üçtebirini almak arasında fark yoktur. Kız kardeşler dörtten yukan olduklan zaman, ise, dede için üçtebir daha kârlıdır. Kardeşlerden başka, pay sahipleri bulunmaz­sa hüküm böyledir. Eğer kardeşlerden başka, pay sahipleri de bulunursa, o zaman pay sahiplerine paylan verildikten sonra, dedeye, ya geri kalanın üç­tebirini almak, ya kardeşlerden biri olmak, ya da terekenin tamamının alüda-birini almaktan, dede için hangisi daha kârlı ise, o yapılır. Geri kalan kısım da kardeşler arasında -erkeğe iki kadının hissesi kadar verilmek suretiyle-tak-sim edilir. Zeyd b. Sâbit'in görüşü, EKDERİYYE mes'elesi hakkında ise, başka şekildedir. Bu mes'ele hakkında gerek kendisinin ve gerek diğer fuka-hanın görüşleri gelecektir.

    Hz. Ali ise -ister dede ve kardeşlerle beraber pay sahipleri de bulunsun, ister bulunmasın- dede için terekenin tamamının altıdabiri ile, terekeyi kar­deşlerle paylaşmaktan hangisi daha kârlı idi ise onu yapardı. Çünkü ölünün çocuklan, dedenin hissesini altıdabirden daha aşağıya düşüremediklerinde ıcma' bulunduğuna göre, kardeşlerin, dedenin hissesinin altıdabirden aşağı­ya düşürememeleri evleviyetle lazım gelir. Zeyd b. Sabit, «Yalnız ana bir kardeşler terekenin üçtebirini aldıklan halde, dede onlan hacbeder. Şu halde bedenin hissesi -hiç değilse- üçtebirden aşağı olmaması gerekir» diye düsunmuştur. İmam Mâlik,. İmam Şafiî, Süfyan Sevrî ve bir cemaat, Zeyd b. Sâbit'in görüşündedirler. îmam Ebû Hanife ise, Hz. Ali'nin görüşüne katı­lır.

    EKDERİYYE denilen meseleye gelince: Bu, ölmüş ve kocasını, anne­sini, ana baba bir kardeşini ve dedesini bırakmış olan kadın mes'elesidir. Hz. Ömer ile îbn Mes'ud kocaya terekenin yansını, anneye altıdabirini, kız kar­deşe yansını ve dedeye altıdabirini -mes'elede avl yapmak suretiyle- verir­lerdi. Hz. Ali ile Zeyd b. Sabit ise, «Kocaya terekenin yansı, anneye üçtebiri, kız kardeşe yansı, dedeye de -pay olarak- altıdabiri düşer» derlerdi. Ancak Zeyd b. Sabit, kız kardeşle dedenin hisselerini birbirine karıştırarak araların­da ikili birli olarak bölerdi. Kimisi de «Zeyd b. Sabit bunu yapmamış ve böy­le bir şey söylememiştir» demiştir.

    Bütün bunlar, AVL'i caiz görenlerin görüşüne göredir, ki ashâb-ı kira­mın cumhuru ve fukahanın tümü avli benimser. Ancak rivayet olunmaktadır ki, İbn Abbas, «Hisseleri avleden, Ömer b. Hattab'dır. Allah'a yemin ederim ki, eğer Ömer, Allah'ın öncelik verdiği kimselere öncelik verseydi ve geriye bıraktığı kimseleri de geriye bıraksaydı, hiçbir hisse AVL olmazdı» demiş ve kendisine «Allah'ın öncelik verdiği ve geriye bıraktığı hisseler hangileri­dir?» diye sorulunca, «Bir hisse ki gerektiğinde büsbütün ortadan kalkmaz, ancak başka bir hisseye dönüşür, o hisse Allah'ın öncelik verdiği hissedir. Bir hisse ki gerektiğinde büsbütün ortadan kalkar ve sahibi, ancak ne kalırsa onu alır, o hisse de Allah'ın geriye bıraktığı hissedir. Eşin ve annenin hissele­ri, birinci kızlann ve kız kardeşlerin hisseleri de ikinci kısımdandırlar. Bir mes'elede bu her iki kısım hisseler de bulunduğu zaman, önce birinci kısım­dan başlanır. Eğer bir şey artarsa, ikinci kısım hisse sahiplerine verilir. Şayet birşey anmazsa, ikinci kısım hisse sahiplerine mirastan bir şey yoktur» diye cevap vermiştir. Ona «Öyle ise sen bunu Hz. Ömer'e niçin söylemedin?» de­nilmiş o da, «Ben cesaret edemedim» cevabını vermiştir. Zeyd b. Sâbit'e gö­re eğer dede ile beraber, ana baba bir kardeşlerden başka, yalnız baba bir kar­deşler de bulunurlarsa kendileri miras alamadıkları halde, dedenin aleyhinde miras alıyorlarmış gibi sayılırlar ve dedenin çok hisse almasına mani olurlar. Ancak eğer ana baba bir kardeşler yalnız bir kız kardeş olursa, o zaman ken­disi terekenin yansını alabilinceye kadar yalnız baba bir kardeşler onun Öz kardeşleri sayılırlar ve terekenin üçteikisini tamamlamak üzere altıdabiri yalnız baba bir kardeşlere verilir. Baba bir kardeşler de onu aralannda ikili birli olarak paylaşırlar.

    Hz. Ali ise, burada baba bir kardeşlere önem vermezdi. Zira ana baba bir kardeşlerin yalnız baba bir kardeşleri hacbettiklerinde icma' vardır. Hem de, yalnız baba bir kardeşlere bir şey verilmediği halde onlan hesaba katmak usule aykırıdır.

    Ashab-ı Kiram HARKA' denilen mes'elede de ihtilaf ederek beş çeşit

    görüşte bulunmuşlardır. HARKA' mes'elesi: Annesini, bir kız kardeşini ve dedesini bırakan kimsenin miras mes'elesidir. Hz. Ebû Bekir ile îbn Abbas, «Anneye üçtebir, gerisi de dedeye düşer. Çünkü dede, kız kardeşi hacbeder» demişlerdir. Onlann bu görüşü, dedenin de -baba gibi- kardeşleri hacbettiği görüşlerine dayanır. Hz. Ali de «Anneye terekenin üçtebiri, kız kardeşe yan­sı, gen kalanı da dedeye düşer» demiştir. Hz. Osman, anneye üçtebir, kız kar­deşe üçtebir, dedeye de üçtebir düştüğünü söylemiştir. İbn Mes'ud da kız kardeşe yansının dedeye üçtebirin, anneye de altıdabirin düştüğü görüşünde idi. İbn Mes'ud, «Allah, beni anneyi dededen üstün tutmaktan korusun» di­yordu. Zeyd b. Sabit de «Anneye üçtebir düşer. Geri kalanı da dede ile kız-kardeş aralannda ikili birli olarak paylaşırlar» derdi. [21]

  8. 8 Büyük Annelerin Mirasi

    feraİz nedİr, ÇeŞİtlerİ nelerdİr genİŞ aÇiklama ( 1 mİrasÇilar) FERAİZ NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR GENİŞ AÇIKLAMA ( 1 MİRASÇILAR) 2017013111401619 11369d90f5f2e53ce382a1a02beb4bd6 1

    Ulema, anne olmadığı zaman annenin annesine ve baba bulunmadığı zaman babanın annesine terekenin altıdabirinin düştüğünde ve bu iki büyük annenin beraber bulunduklannda altıdabirin aralannda müşterek olduğunda müttefik iseler de, bu konu ile ilgili başka hususlarda ihtilaf etmişlerdir. Zeyd b. Sabit ile Medine fukahası, «Anneanneye hisse olarak altıdabir takdir edilir. Eğer ikisi bir arada bulunurlarsa -ya her ikisinin de ölüye aynı derece­de, ya da babaannenin daha yakın olması şartı ile altıdabir, aralannda müşte­rek olur. Eğer anneanne ölüye daha yakın olursa, altıdabirin hepsi onun olup babaanneye bir şey yoktur» demişlerdir. Zeyd b. Sâbit'ten «İki büyük anne­den hangisi daha yakın olursa, altıdabir hissesi onundur» dediği de rivayet olunmuştur, ki Hz. Ali ile fukahadan îmam Ebû Hanife, Süfyan Sevrî ve Ebû Sevr de bu görüştedirler. Bunlann hepsi, yalnız bu iki büyükanneye miras verirler. Evzaî ile îmam Ahmed ise -bir tanesi anne, iki tanesi de baba tarafın­dan olmak üzere- üç büyük anneye miras verirlerdi, ki bunlar annenin anne­si, babanın annesi ve dedenin annesi idiler. İbn Mes'ud ise -annenin annesi, babanın annesi, dedenin annesi ve annenin babasının annesi olmak üzere-dört büyük anneye miras verirdi. Hasan Basrî ile İbn Şîrîn de bu görüştedir­ler. İbn Mes'ud, uzak yakın büyük anneleri altıdabir hissesinde ortak kılardı. Fakat kızı veyahut kızının kızı tarafından hacbedilmemiş olmak şan ile. İbn Mes'ud'tan, «Eğer ikisi de aynı taraftan olurlarsa, uzak büyük anne yakın bü­yük anne ile hacbolunur» dediği de rivayet olunmuştur. İbn Abbas'tan da, «Anne bulunmadığı zaman, büyük anne onun hükmündedir» dediği rivayet olunmuştur. Fakat cumhura göre bu şâzz bir görüştür. Bununla beraber kıya­sa uygundur.                                                                     

    Zeyd b. Sabit ile îmam Şafiî ve Medine fukahasının dayanağı, İmam Mâlik'in «Bir büyükanne, Hz. Ebû Bekir'e gelip ölen torununun mirasını istedi. Hz. Ebû Bekir ona, 'Senin hakkında Allah'ın kitabında bir hüküm yok­tur. Bu hususta Peygamber Efendimiz'den de bir şey işitmedim. Sen şimdi git. Ta ki ben sorayım' dedi. Bunun üzerine Muğire b. Şu'be, 'Ben bir defa Peygamber Efendimizin yanında idim. Büyükanneye altıdabir hisse verdi' dedi. Hz. Ebû Bekir ona 'Senden başka kim vardı orada?' diye sordu. Bu se­fer Muhammed b. Mesleme 'Ben orada idim. Muğire'nin dediği doğrudur' dedi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir ona altıdabir verdi. Sonra öteki büyü­kanne de Hz. Ömer'e gelip mirastan hissesini istedi. Hz. Ömer ona 'Senin hakkında Allah'ın kitabında bir hüküm yoktur. Senden önce altıda bir hisse­si bir başka büyükanneye verilmiştir. Ben kendiliğimden herhangi bir kim­seye bir şey veremem. Diğer büyük anneye verilen hissede ikiniz ortak olma­yı kabul ediyorsanız, ikinize olsun. Eğer sadece biriniz olsaydınız, bu altıda bir hissesinin hepsi ona olurdu' dedi» mealindeki hadisidir.. İmam Mâlik aynca «Her iki büyükanne de Hz. Ebû Bekir'e geldiler. Hz. Ebû Bekir, yalnız anne tarafından olan büyükanneye miras verdi. Adamın biri ona 'Kendisine miras vermediğin büyükanne, eğer kendisi ölüp de torunu sağ kalsaydı, to­runu ondan miras alacaktı' dedi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir altıdabiri ikisi arasında müşterek kıldı» [22] mealinde bir hadis daha rivayet etmiştir. Derler ki: Ashâb-ı Kiram yalnız iki büyük anneye miras verilmesi hakkında icma' etmişlerdir. Ashabın bu icma'mı aşmamak gerekir.

    Üç büyük anneye miras verenlerin dayanağı da, İbn Uyeyne'nin Mansûr'dan, Mansûr'un da İbrahim'den «Peygamber Efendimiz -ikisi baba tarafından, biri de anne tarafından olmak üzere- üç büyük anneye miras verdi» [23] mealinde rivayet ettiği hadistir.

    Abdullah b. Mes'ud ise kıyas'etmiştir. Fakat hadis onun kıyası ile çeliş­mektedir.

    Ashâb, babaannenin baba ile hacbolunup olunmadığında da ihtilaf et­mişlerdir. Zeyd b. Sabit, «Hacboîunur» demiştir. İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ebû Hanife ve İmam Dâvud da bu görüştedirler. Başkalan da «Baba­anne oğlu ile beraber mirasçıdır» demişlerdir. Bu görüş de Hz. Ömer, İbn Mes'ud ve ashâb'dan bir cemaattan rivayet olunmuştur. Kadı Şüreyh, Ata, İbn Şîrîn ve İmam Ahmed de bunu benimsedileri gibi, bu görüş aynı zaman­da Mısır fukahasının da görüşüdür.

    Babaannenin baba ile hacbolunduğunu söyleyenler, «Babanın babası baba ile hacbolunduğuna göre, babaannenin de baba ile hacbolunması evle-viyetle lazım gelir. Ayrıca anneannenin anne ile beraber bulunduğu zaman varis olmadığında icma' bulunduğuna göre, babaannenin de baba ile beraber bulunduğu zaman varis olmaması gerekir» demişlerdir. Diğer grubun daya­nağı da, Şa'bî'nin Mesruk'tan, Mesruk'un da Abdullah'tan, «Peygamber

    Efendimizin, kendisine altıdabir hisse verdiği ilk büyükanne, oğlu ile birlik­te Peygamber Efendimizin yanına gelmişti ve oğlu sağdı»  mealinde riva­yet ettiği hadistir. Bunlar aklî yönden de, «Anne ile annenin annesi, erkekler­le hacbolunmadıklanna göre, bütün büyükannelerin erkeklerle hacbolun-maması lazım gelir» diye delil getirmişlerdir.

    Şu da bilinmelidir ki İmam Mâlik miras ahkâmında -bir mes'ele dışında-Zeyd b. Sâbit'e muhalefet etmemiştir. İmam Mâlik'in Zeyd b. Sâbit'e muha­lefet ettiği mes'ele şudur: Bir kadın öldüğü zaman eğer kendisinden kocası, annesi, yalnız ana bir, birkaç kardeşi, ana baba bir, birkaç kardeşi ve dedesi kalırsa, İmam Mâlik, «Kocaya terekenin yansı, anneye altıdabiri, dedeye de geri kalanı -ki terekenin üçtebiridir- düşer. Ana baba bir kardeşlere bir şey yoktur» demiştir. Zeyd b. Sabit de, «Kocaya terekenin yansı, anneye altıda­biri, dedeye altıdabiri, geriye kalanı da ana baba bir kardeşlere düşer» demiş­tir. İmam Mâlik bu mes'elede kendi kaidesine de muhalefet etmiştir. Çünkü ona göre dede, ne ana baba bir erkek kardeşleri, ne de yalnız baba bir kız kar­deşleri hacbetmez. Fakat îmanı Mâlik burada «Dede, yalnız ana bir kardeşle­ri kendi hisseleri olan terekenin üçtebirinden menettiğine göre, belli bir his­sesi bulunmayan ana baba bir kardeşleri menetmesi evleviyetle lazım gelir» demiştir. Zeyd b. Sabit ise, kendi kaidesi hFmuhalefet etmemiştir. Çünkü ona göre dede, ana baba bir kardeşleri hacbetmez. [24]

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir