Geçmişten günümüze güvenilir ve tanınmış İslam tarihçileri ve eserleri hakkında informasyon verir misiniz?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

​Geçmişten günümüze güvenilir ve tanınmış İslam tarihçileri kimlerdir? Eserleri Nedir?
Bu güvenilir ve tanınmış kişilerin aktardığı rivayetlerin hepsini sağlam kabul edebilir miyiz?
Tamamen sahih bilgiler veren İslam tarihçileri var mıdır?
Yoksa bile tamamen sahih bilgiler vererek muntazam bir İslam zamanı eseri çıkarılabilir miydi?
İslam tarihini yazarken Şii kaynaklarını kullanmak mecburi mu?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Yanıt 1:

Mevzuya birkaç açıdan yanıt verilebilir:

– Güvenilir ve tanınmış İslam tarihçilerini ve kitaplarını burada tek tek anmak ve kaydetmek mümkün değildir. Fazlaca uzun sürer. Bu mevzuda lazım olan bilgiyi, İslam tarihinin kaynakları yada ana kaynaklarını ele alan kitaplarda bulmak mümkündür. 

– Bu kaynakların aktardıklarının hepsini doğru ve sağlam kabul etmek doğru olmaz. Her müellifin kitabında bazı hata ve kusurlar olabilir. Bu her ilimde böyledir.

– İslam zamanı kitaplarında ve kaynaklarında bir vaka hakkında birbirini nakzeden rivayetler de olabilir. 

– Tamamen sahih, eksizsiz ve kusursuz kitap her şeyi eksiksiz bilen Allah’ın inzal etmiş olduğu Kuran-ı Kerimdir.

Bundan sonrasında -ufak tefek bazı hata ve kusurlarıyla- Kütüb-i Sitte ve öteki güvenilir hadis kaynakları gelir. Başka kitap ve çalışmalarda da eksikler ve  kusurlar olabilir.

Bir mevzu çalışılırken, değişik ana kaynaklar ve İslam tarihçilerinin aynı konudaki rivayetleri incelenir. 

– Şu iyi bilinmeli ki; beşerin ilgi alanına giren zamanı mevzularda münakaşa ve farklılıklar olabilir.

Ayetlerin tefsirlerinde ve hadislerin şerhlerinde bile en kamil alimler ihtilaf edebilirler, müçtehitler değişik içtihatlarda bulunabiliriler. Dini en iyi bilen Müçtehitlerin görüşlerinde  ihtilaflar var ise ve yerine bakılırsa gerekliyse ve bu durum birer zenginlik ve rahmet ise, diğerlerinin eserlerinde niçin olmasın?

– Yerine bakılırsa Şii kaynaklardan da istifade edilebilir.

Yanıt 2:

Hz. Peygamber (asm) Efendimizin verimli yaşamını öğrenme ve bu alanda eserler ortaya koyma, daha işin başından itibaren âlimlerimizin en mühim uğraşısı olmuştur.

Ashabın büyüklerinden ve Aşere-i Mübeşşere’nin yıldızlarından olan Sa’d b. Ebi Vakkas bigün şöyleki diyecekti: “Biz çocuklarımıza Kur’an’dan herhangi bir süre öğretir şeklinde, Efendimiz’in savaşlarını öğretirdik.” Bu sözden de anlaşıldığı şeklinde Sahabe, Kuran talimine gösterdikleri ilginin bir benzerini siyer talimine karşı gösteriyor ve bu mevzuda ellerinden gelen gayreti ortaya koyuyorlardı. Şundan dolayı son vahyin ilk muhatapları olan o güzide nesil, oldukca iyi biliyorlardı ki; Kuran; Allah’ın satırlara yazdığı ayetler, Efendimiz (asm) ise bu ayetleri hayatında dirilten bir Kuran’dır. Doğrusu Efendimiz (sav) bir Kuranu’n-Natık/Konuşan Kuran ve Kuranu’l-Hay/Yaşayan Kuran’dır.

Bu şekilde olduğundan de O’nun (asm) ümmeti olmakla onur kazanan Müslümanlar, en ince ayrıntısına kadar o verimli yaşamı kayıt altına almayı en mühim vazife olarak görmüş ve hakikaten bu alanda tarih süresince başka bir şahsiyete nasip olmayacak bir düzeyde, ortaya binlerce yaratı koymuşlardır.

Siyer alanında oldukca mühim rivayetleri bizlere sunan en mühim şahsiyet, asla şüphesiz Hicri 94 senesinde vefat eden Urve ibn Zübeyr’dir.

Hz. Urve, Efendimizin halası Safiye’nin torunu, doğrusu büyük sahabi Zübeyr ibn Avvam’ın erkek evladıdır. İki büyük İslam kadının ellerinde yetişmiştir. Biri anası Hz. Esma, diğeri ise teyzesi Hz. Aişe’dir. Hz. Urve bu yakınlığın verdiği pozitif yanları sonuna kadar kullanmış, bilhassa Aişe validemizin engin bilgisinden oldukça istifade etmiş ve bu tarz şeyleri sonraki nesillere aktarmıştır. Hafız Zehebi, Hz. Urve’nin bu alandaki bilgisinin düzeyini belirtme adına onun için; “Siyer ilmini oldukca iyi bilen biriydi” demektedir.

Hz. Urve’nin bu alanda söyledikleri ya da yazdıkları ne yazık ki, şu an elimizde bağımsız bir kitap halinde yoktur. Çoğu zaman çeşitli kaynaklarda dağınık bir halde ondan nakiller yapılmıştır. Fakat bu alanda ilk olması hasebi ile Urve ibn Zübeyr’in yeri siyer ilminde hep değişik olmuştur.

Urve ibn Zübeyr’den, İmam Zühri’ye gelene kadar onlarca âlim siyer alanında takdire şayan gayretler ortaya koymuşlardır.

Örnek olarak, bu alanda en başa yazacağımız adlardan biri de asla şüphesiz meşhur sahabî Hz. Osman’ın oğlu, Eban ibn Osman’dır. (ö.105)

Gene Şa’bî (ö.109), Vehb b. Münebbih (ö.114), Asım b. Ömer b. Katade (ö.121) ve Hz. Urve’nin oğlu Hişam b. Urve b. Zübeyr (ö.146) bunlardan bir kaçıdır.

Burada adı geçen ilk dönem âlimlerimizin de ne yazık ki, yazıp söyledikleri tam metinleri ile elimizde yoktur. Sadece sonraki dönemlerde yazılmış eserlerde bu âlimlerden oldukça bolca oranda nakiller yapılmıştır.

Muhammed b. Müsellem b. Şihab ez-Zühri’ye (ö.124) ulaşınca, bu âlimimizin bir ilke imza attığını görüyoruz. İmam Süheyli’nin de belirttiği şeklinde İmam Zühri, siyer branşında yazılmış ilk eserin sahibidir. Soy olarak Kureyş’e mensup olan ve onlarca sahabî ile görüşmüş olan İmam Zühri, tahmin edilmiş olduğu suretiyle Halife Ömer ibn Abdulaziz’in emri ile Kitabü’l-Meğazi adlı eserini kaleme almış, bilhassa isminde de anlaşıldığı şeklinde Efendimizin savaşlarına ve hayatına dair oldukca mühim detayları bu eserinde kaydetmiştir.

İmam Zühri’nin başlatmış olduğu bu yeni çığır, gene onun talebeleri olan ve her biri ilim dünyamızın bir yıldızı olan üç büyük âlim ile devam etmiştir. Bunlar; Musa b.Ukbe (ö.141), Ma’mer b. Raşid (ö.153) ve bu alanın en meşhuru olan Muhammed b. İshak’tır. (ö.151)

İbn Ukbe’nin değindiği yaratı ne yazık ki elimizde yoktur. Fakat neredeyse ilk dönem siyer kitaplarının hepsinde ona atıflar vardır. İmam Malik’in de hocası olan İbn Ukbe, bu alanda mühim bir çaba ortaya koymuştur. İmam Malik hocasının bu yönünü anlatmak için; “Siyer ilmini öğrenmek isteyen biri, kesinlikle Musa b. Ukbe’ye müracaat etmelidir” demiştir.

Ma’mer b. Raşid ise dönemin en meşhur hadisçi ve fakihlerinden biridir. Güvenirliği mevzusunda negatif hiçbir şey duyulmamıştır. Siyer alanında yazdığı Kitabü’l-Meğazi adlı eseri her ne kadar bizlere ulaşmamışsa da, daha sonraki eserler, ondan çokça bahsetmişlerdir. Abdürrezzâk es-San’âni ve İbn Nedim onun eserinin bu alanda ne kadar mühim bulunduğunu bizlere nakletmektedirler.

İmam Zühri’nin en gözde talebelerinden olan Muhammed İbn İshak (ö.151) hakikaten siyer alanında oldukca mühim bir isimdir. Her ne kadar bazı cerh ve ta’dîl âlimlerinin oldukca sert eleştirilerine ve tenkitlerine maruz kalmışsa da, başta hocası İmam Zühri olmak suretiyle, birçok meşhur âlimin takdirlerini kazanmıştır. Örnek olarak hocası İmam Zühri onun hakkında; “Meğazi ilmini öğrenmek isteyen İbn İshak’a müracaat etsin” demektedir.

Talebesini bu alanda kendinden daha bilgili sayan İmam Zühri, siyer mevzusunda ara sıra kendisine sorular sormuş ve onun verdiği detayları insanlarla paylaşmıştır.

Gene İmam Şafiî; “Meğazide derinleşmek isteyen kimse, İbn İshak’a muhtaçtır” derken, Süfyân ibn Uyeyne; “İbn İshak yaşamış olduğu müddetçe Medine’de ilim yok olmaz” demektedir. İbn Adiyy ise birazcık daha iddialı bir ifade ile: “Bu ilim branşında hiçbir yaratı onun eserinin seviyesine ulaşmamıştır” demiştir.

Bu büyük üstadın Siretü İbn İshak adı ile meşhur olan, fakat aslolan adı Kitabü’l-Mübtede ve’l-meb’as ve’l-meğazi olan eserine ulaşınca, ne yazık ki bu yaratı örneksiz hali ile günümüze kadar ulaşmamıştır.

Gerek zamanında, gerek zamanından sonrasında, büyük bir şöhrete ermiş olan bu eserin günümüze ulaşmaması büyük bir yitik iken, İbn Hişam’ın bu eserin büyük bir bölümünü nakletmesi ve gene başta Muhammed Hamidullah olmak suretiyle, birkaç uygar âlimimizin noksan nüshalar ve bölümler üstünde yaptıkları araştırmalar, neredeyse Siretü İbn İshak’ın tamamını ortaya koyacak düzeyde olması ise sevindiricidir.

İbn İshak’ın es-Sire’sinin bizlere ulaşmasında büyük emeği olan İbn Hişam’a (ö.218) ulaşınca, o bu eseri İbn İshak’ın en mühim talebelerinden ve bu eserin ravilerinden önde gelen Ziyad b. Abdullah el-Belkâî’den almıştır. el-Belkâî’nin Kûfî-Bağdâdi diye meşhur olan nüshasını esas alan İbn Hişam, bazı bölgeleri kısaltmış, bazı bölgeleri tamamen çıkartmış, bazı bölgelere ise çeşitli ilavelerde bulunmuştur. İbn Hişam’ın bu müdahaleleri ile yaratı her ne kadar sahibi tarafınca hep İbn İshak’a oran edilmişse de, Siretü İbn Hişam, Tezhîbü İbn Hişam şeklinde anılmış ve bu hali ile meşhur olmuştur. Bugün siyer bilimsel sahasında, en kadim ve en meşhur kitap işte bu eserdir. Hakkında oldukca şey söylenip, birçok araştırma yapılmış olan bu yaratı, siyer bilimsel ile uğraşan her talibin başucu kaynaklarının sertacıdır.

Siyer ve tarih alanında minimum İbn İshak kadar meşhur olmuş ikinci bir âlimden bahsedeceksek o kesinlikle Vakıdî’dir.

Aslolan adı Muhammed ibn Ömer el-Vakıdî (ö. 207) olan bu âlimimiz, başta Hadis, Kıraat, Tefsir ve Edebiyat olmak suretiyle birçok alanda eserler vermiş olsa da, onun en meşhur iki eseri, el-Megaziyü’n-Nebeviyye ve Tarih-i Kebir’dir.

Bilhassa meğazi kitabı siyer mevzusunda oldukça mühim bilgiler ihtiva etmektedir. Yalnız Vakıdî, hem yaşamış olduğu son zamanların, hem de daha sonraları gelen âlimlerin oldukca sert ve şiddetli eleştirilerine muhatap olmuştur. Birçoğu onun verdiği detayları sahih olarak görmemiş ve ondan meydana getirilen nakilleri kabul etmemişlerdir. Fakat onu eleştirenlerin bile kabul edip, takdir ettikleri bir talebesi vardır ki, o öğrenci hocasının bile en büyük itibarı olmuştur. O öğrenci Tabakâtü’l-Kübrâ’nın sahibi, İbn Sa’d’dan başkası değildir.

İbn Sa’d (ö. 230) hocası Vakıdî’nin yanında bir taraftan ilim eğitim ederken, bir taraftan da onun eserlerinin kâtipliğini yapmıştı. Aralarında hoca-talebe ilişkisinin oldukca ötesinde müthiş bir sevgi bağları tesis edilmiş ve İbn Sa’d, vefatına kadar hocasının yanından ayrılmayarak, ona karşı müthiş bir vefa sergilemiştir.

Onun meşhur kitabı Tabakât, bugün 13 cilt halinde kütüphanelerimizin en kıymetli eserlerinden biri olarak İslam ilim evveliyatına büyük bir hizmet vermektedir. Bu mühim eserin ilk iki cildi risaletin genel bir tarihinden başlayarak, Efendimiz’in doğumuna, sonrasında da vefatına kadar oldukca mühim bilgiler içermektedir. Öteki ciltlerinde ise binlerce Sahabî ve Tabiîn hakkında malumatlar mevcuttur. Onun eserini değerlendiren meşhur âlim Hatîb el-Bağdadi şöyleki diyecektir: “Her ne kadar hocası Vakıdî güvenilir bir şahıs değilse de, kendisi oldukca güvenilir birisidir.”

Siyer ilminde İbn Sa’d’ı anlatıp da, onun en mühim talebelerinden olan el-Belâzurî’yi (ö. 279) anlatmasak bir şeyleri noksan bırakmış oluruz.

Belâzuri, siyer alanında yazdığı iki kıymetli eseriyle bizlere oldukca mühim bilgiler sunmaktadır. Ensâbu’l-Eşraf adlı kıymetli eseri, hocası İbn Sa’d’ın Tabakat’ı şeklinde, birçok şahsiyet hakkında bilgiler verirken, hususi olarak da, Efendimiz’in dedeleri, amcaları ve amcaoğullarından başlayarak, Emeviler periyodunun sonlarına kadar büyük bir İslam zamanı niteliği taşımaktadır. Bilhassa Efendimiz’i anlattığı bölümlerde oldukca orjınal ve başka hiçbir eserde olmayan bilgiler aktarmaktadır.

Belâzurî’nin ikinci kıymetli eseri ise Fütühu’l-Buldân’dır. Beldelerin fetihleri anlamında olan bu eserde, Efendimiz’in hicretinden başlayarak, Hz. Ömer dönemindeki fetihlere kadar geçen süreci anlatır. Bu eserde de gene birçok eserde olmayan bilgilere rastlamak mümkündür.

Yanıt 3:

Siyer kaynakları dediğimiz süre aklımıza ilk gelen doğumundan vefatına kadar Efendimiz’in (asm) verimli yaşamını bizlere özetleyen tüm kitaplardır. Fakat O’nun (asm) din binasındaki yerini bilen, peygamber demenin ne demek bulunduğunun bilincinde olan biri, aslına bakarsak tüm dini ve insani metinlerin O’nunla şöyleki yada bu şekilde ilgili bulunduğunu itiraf edeceklerdir. Şundan dolayı Allah Resulü demek; din, inanç, islam, yaşam ve ahiret anlama gelir. Dolayısı ile siyer kaynakları dediğimiz anda bu şekilde büyük bir sermayenin karşısında olduğumuzun bilincinde olmalıyız.

Bu mühim noktanın altını çizdikten sonrasında, gene de istifade imkânlarını arttırmak için bir kaynak tasnifi yapmak durumundayız. Bu tasnifi iki temel başlık altında yapabiliriz.

Bunlar:
1. Aslolan Kaynaklar.
2. Destek Kaynaklar

Aslolan Kaynaklar, direkt Efendimiz’i mevzu alan tüm kitaplardır. Bunlar adları ne olursa olsun muhtevası Efendimiz’in verimli yaşamı olan; Siyer, Meğazi, Tabakat, Delâil/Hasâis ve Şemâil kitaplarının hepsidir.

Fakat burada gözden kaçan ve dikkatsizlik edilen bir nokta var ki, o da; Kuran, Sünnet ve Hadis kitaplarının da siyer meselesinde aslolan kaynaklar olduğu gerçeğidir.

Bugün doğru bir peygamber anlayışının tesisi, aslına bakarsanız temelini Kuran’ın atacağı ilkeler üstünde oluşturmalıdır. Dolayısı ile doğru bir siyer okuması, sadece başta Kuran, Sünnet ve Hadis kitapları olmak suretiyle, hususi olarak da bu alanda yazılmış tüm aslolan kaynaklardan kifayet miktarı istifade edilerek sağlanacaktır.

Destek Kaynaklara ulaşınca, bunlarda direkt Efendimiz’i mevzu almasa da, bir halde siyeri doğru anlamamıza katkı sağlayacak öteki tüm kaynaklardır. Örnek olarak; Arapları mevzu alan yazınsal ve şiirsel metinler, zamanı ve coğrafi kitaplar, nesep/soy ve çeşitli lügatler, tefsir, fıkıh, kelam ve tasavvuf alanında yazılmış kitaplar, destek kaynaklar başlığının altında sayılabilir.

Kaynaklar meselesinde mühim olan bu hususa değindikten sonrasında, başta kendi istifade ettiğimiz kaynaklar olmak suretiyle, siyer ilminde mühim bir bölgeleri olan bazı kitapların bir tek isimlerini sizlerle paylaşalım.

1. Siretü İbn İshak (ö.151) ve Siretü İbn Hişam (ö.218)

2. Vakıdî (ö. 207), el-Megaziyü’n-Nebeviyye ve Tarih-i Kebir

3. İbn Sa’d (ö. 230), Tabakâtü’l-Kübrâ

4. el-Belâzurî (ö. 279), Ensâbu’l-Eşraf ve Fütühu’l-Buldân

5. Taberî (ö. 310), Tarihu’t-Taberî

6. İbn Hazm (ö.456), Cevâmi’u’s-Sire ve Cemheretü Ensâbi’l-Arab

7. İbn Tutsak (ö.630), el-Kamil fi’t-Tarih

8. İbn Seyyidünnâs (ö.734), Uyûnü’l-Yaratı

9. İbn Kayyim el-Cevziyye (ö.751) Zadü’l-Me’ad

10. İbn Kesir (ö.774), el-Bidâye ve’n-Nihâye

11. Markîzî (ö.845), İmtâu’l-Esma ve el-Haber ani’l-beşer

12. Semhûdî (ö.911), Vefâu’l-Vefa

13. İmam Kastalani (ö.924), Mevâhibü Ledünniye

14. Muhammed b. Yusuf ed-Dimeşki (ö.942) Siretü’ş-Şâmiyye

15. Nûreddin Halebî (ö.1044), es-Siretü’l-Halebiyye (İnsanü’l-Uyûn)

Normal olarak siyer alanında yazılmış eserler bir tek bunlarla sınırı olan değildir. Bu eserlere ilave olarak aslına bakarsak direkt siyer ile ilgili olmayıp, hususi olarak sahabeyi özetleyen kitaplardan dört mühim eseri de burada anmamız gerekmektedir.

Değil mi ki; talebeyi idrak etmek, muallimi anlamaktır; değil mi ki her sahabîye Efendimiz’den bir iz düşmüştür, o halde sahabeyi özetleyen bu kitaplar bizlere siyere dair birçok bilgiye ulaşmamıza imkân elde edecektir. Bu alanda yazılmış önemli dört yaratı ise şunlardır:

1. İbn Kâni (ö.351), Mu’cemu’s-Sahabe

2. İbn Abdilberr (ö.463), el-İstiâb fî Ma’rifeti’l-Ashab

3. İbn Tutsak (ö.630), Usdu’l-Ğabe fî Ma’rieti’s-Sahabe

4. İbn Hacer (ö.852), el-İsâbe fî Temyizi’s-Sahebe

Burada önerdiğimiz kitapların birçoğunun ne yazık ki, Türkçe tercümelerinden şuan için mahrumuz.

Yanıt 4:

Efendimiz’in (asm) verimli ve örnek hayatına dair meydana getirilen çalışmaların ne kadar fazla olduğu işin ehline malumdur. İlk günden itibaren başlayıp, ne boyuta vardığını fark etmişlerdir. Bu listedeki kitapların yarısından fazlasının şu an Türkçe tercümelerinin yapıldığını biliyoruz. İsteyenler bu kitapların tercümelerine ulaşabilirler.

Son dönemlerde vatanımızda hem alan içi, hem alan dışından birilerinin siyer literatürüne karşı ya “sorgulanamaz/hepsi sahihtir” ya da “uğraşılmaz/hepsi uydurmadır” şeklinde iki uç yaklaşım sergiledikleri görülmektedir. Bu iki kabulün de temelden sorunlu bulunduğunu, ilmî olmadığını kaydetmeliyiz. Ne bizim geleneğimizde ne de uygar metodoloji verilerine bakılırsa bir ilmin haiz olduğu tüm veriler hakkında genellemeci bir yaklaşımın karşılık bulmadığı muhakkaktır. Her ne kadar bu tür söylem sahiplerinin, ilmî yaklaşım şeklinde bir kaygılarından anlatmak güç ise de dile getirdikleri hususlardaki şatafatlı ve üst perde ifadelerin informasyon zemininden yoksun kitleler üstünde etkili bulunduğunu maalesef kaydıyla eklemek durumundayız.

Netice itibariyle Siyer literatürünün güvenilirliği meselesinde şu hususları kaydedebiliriz:

a. Siyer literatürünün güvenilirlik ölçeği Hadîs, Tefsîr şeklinde öteki İslâmî ilimlerden daha aşağıda yada yukarıda değildir. Onların yaşamış olduğu problemler aynıyla Siyer için de söz mevzusudur.

b. Siyer metinlerine karşı, toptan sahih yada toptan mevzû şeklinde genellemeci bir yaklaşım içine girmek ilmî değildir.

c. Siyer literatürünün güvenliğini negatif manada etkileyen unsurların biliniyor olması, bu etkenlerin müdahalelerini tespit açısından önemlidir. Yapılması ihtiyaç duyulan bu grupların amaçları ve emek verme şekilleri perspektifinde metinlerin ciddi bir halde incelenmesidir.

d. Öteki disiplinlerin kendi metodolojileri, yaklaşımları çerçevesinde Siyer’i değerlendirmeye kalkışmaları sıhhatli bir yaklaşım değildir.

e. İslâmî ilimler birbirlerinden doğmadıkları şeklinde, birbirlerinin şubesi, temsilcisi de değillerdir. İslâmî ilim geleneğinin tekrardan inşası adına disiplinlerin birbirleriyle ilişkileri suçlamak, ötelemek değil destek olmak ve yararlanmak ekseninde sürdürülmelidir.

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

muhayyel genç tarafınca Sa, 11/06/2019 – 20:01 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir