Gençler bu ümmet için neler yapabilir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Sual Detayı

– Gençlerin sorumlulukları nedir?

Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Bu suali “Milletimizin Müslüman gençleri, ümmet ve hatta insanlık için neler yapabilir ve neler yapmalı?” olarak anlıyoruz.

Şunu bilelim ve kati olarak inanç edelim ki, “İnsanlığın en önemli meselesi, sonsuz bir mutluluk yurdunu kazanmak yada yitirmek davasıdır. Doğrusu cehennemden kurtulmak meselesidir. Bunların haricinde insanlığın büyük zannettiği her sorun küçüktür.”

Buradan hareketle, Yüce Allah katında yegane hak dinin de İslam (Al-i İmran, 3/19) olması ve cehennemden kurtuluşun tek anahtarının da İslam olması sebebiyle genç olsun, yaşlı olsun, avam olsun, havas olsun her Müslüman’ın en birinci vazifesi İslamı Yüce Allah’ın emrettiği ve Peygamber (asm)’in gösterdiği şekilde yaşamaktır.

Maalesef iki asrı geçkin zamandır, İslam dairesinden adım adım uzaklaşan ümmet, sonunda içinde bulunduğumuz duruma düşmüş, tefrikalara ayrılmış, millet millet parçalanmıştır.

Yanlış anlaşılmasın, kabahati hiç kimseye atmıyoruz. Kabahati kendimizde arıyoruz, bu sebeple Kur’an’da mealen buyurulur;

“…Kendilerinde olan iyi hali değiştirmedikçe, şüphesiz ki Yüce Allah, bir kavme olan nimetini değiştirmez. Fakat Yüce Allah, bir kavme kendi isyanları yüzünden fenalık dilediği vakit, artık onu geri çevirecek kimse yoktur. Onlar için O’ndan başka bir dost da yoktur.” (Rad, 13/11)

İslam alemi Kur’an ve Sünneti yavaş yavaş terk etmiş, son olarak da başta milletimiz, eğer olmazsa olmaz namazı terk etmiş ve ümmet bugünkü hazin duruma düşmüştür. Aynen aşağıdaki ayette ifade edilmiş olduğu benzer biçimde;

“Sonrasında onların arkasından yerlerine o şekilde bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler ve nefsani arzularına uydular; onlar artık ileride cehennemdeki Gayya Vadisini boylayacaklardır.” (Meryem, 19/59)

Bir ihtimal asla farkına dahi varmadan dizgesel bir halde İslami doğru bilgilerden yoksun ve tefekkürsüz yetişen dedelerimizin, ana-babalarımızın ekseriyeti sonunda namazı da namazı emretmeyi de vakit içinde terk etmiş ve hem kendi hem de evlatlarının ve nesillerinin istikbalini büyük tehlikelere atmışladır.

Oysa Kur’an kıyamete kadar şu şekilde buyurmaktadır;

“Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et! …” (Tâhâ, 20/132)

Evet. Bir şey bilmemek, o şeyin cahili olmak anlama gelir. O şeyin cahili olduğumuzu bilmek de bir nevi ilimdir.

Sadece bir şeyi bilmemek ve onu biliyorum zannetmek, olabilecek en fena şeydir. Bundan dolayı hem bilmez hem de kendini alim zanneder. Böylece hem kendini hem de etrafındakileri mutlak cehalete götürür.

İşte hem İslam dininin cahili olan hem de İslam dinini en iyi şekilde biliyorum zanneden nesiller, bilmeden, istemeden kendilerini ve evlatlarını felakete sürüklemişler.

Bu şekilde yalan, yanlış bir din öğrenenlere, öğretenlere mealini verdiğimiz şu aşağıdaki ayet-i kerime ne güzel hitap eder;

“Hem onlara, ‘Yüce Allah’ın indirdiğine, Kur’an’a ve peygambere, sünnetine gelin!’ denildiği vakit: ‘Ana-babamızın, atamızın üstünde bulduğumuz şeyler bizlere yeter!’ dediler. Ya ana-babaları, ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler idiyse, gene de onlara mı doğal olarak olacaklar?” (Maide, 5/104)

O vakit yalnız gençler değil tüm Müslümanlar için yapılacak ilk iş İslam dinini doğru öğrenmek ve yaşamaktır.

Nasıl ki bilgisayara virüs girince derhal format attırıp sıfırlıyoruz, aynen içimize girmiş tüm çarpık ve kulaktan duyma bilgilerden sıyrılarak Kur’an ve sünnet ile kendimizi formatlamalıyız.

Burada aman dikkat edelim!

Bundan dolayı burada en mühim mevzu dinimizi doğru kaynaktan öğrenmek ve temeli sağlam oluşturmaktır.

İşte bizlere en başta düşen dinimizin esaslarını, bahusus fıkhi konulardaki esaslarını, birbirinden kıymetli alimlerimizin Kur’an ve Sünnet’ten aldıkları derslere, icma ve ölçme ile oluşan içtihatlara bakılırsa kabul eden sahih bir ilmihalden -örneğin Diyanet İlmihalinden, Ömer Nasuhi Bilmen İlmihalinden- öğrenmektir.

Ve doğal ki başta beş zaman namazı kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmak, ilk fırsatta hacca gitmek ve büyük günahlardan / haramlardan kaçınmaktır.

Başka zaman da hayatımızın sonuna kadar imanımızı mütemadiyen kavileştirmektir.

Bunun için de hayatımızdaki boş, faydasız ve bizlere kabirde hiçbir işe yaramayacak işleri ve uğraşları bir kenara bırakmak, anlamaya çaba ederek Kur’an, Kur’an mealleri, Kur’an tefsirleri ve Risale-i Nur benzer biçimde imanımızı arttırıcı çok önemli eserleri okumak ve tefekkür etmektir.

Ayrıca şunu da unutmayalım ki bu devrin insanı, “Ben Kur’an okumasını bilmiyorum.” deme lüksüne haiz değildir. İnternet ve gene gerek diyanetimizin gerek bazı hususi teşebbüslerin sağlamış olduğu imkanlar bu işi kökünden halletmiştir, hiçbir bahane kalmamıştır.

Bilahare yakın akraba ve çevremizden adım atmak suretiyle, ulaşabildiğimiz tüm insanlara, güzel, yerinde ve etkili sözlerle İslam dinini bildiri etmektir. Bu bildiri vazifesi cihadın oldukça mühim bir rüknü olup, her müminin elinden geldiği ve gücünün yettiği seviyede görevidir.

Nitekim ayet-i kerimede bu şu şekilde buyurulur:

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Yüce Allah’a inanç edersiniz! …” (Al-i İmran, 3/110)

Elbet burada “iyilik”ten kasıt, “Yüce Allah’ın emrettikleri”, “fenalık”ten kasıt da “Yüce Allah’ın nehy ettikleridir.” Doğrusu Yüce Allah’ın rızası doğrultusunda iş yapmayanlara ve o doğrultuda yaşamayanlara gerçeği, şu demek oluyor ki İslam’ı bildiri etme ve göstererek anlatma vazifesi her mümin üstüne bu ve buna benzer başka ayetlerle farz kılınmış, bu da azca evvel dediğimiz benzer biçimde İslamın “cihad” emrinin kim bilir en önemli rüknü sayılmıştır.

Sadece unutulmamalıdır ki hidayet Yüce Allah’tandır. Biz karşımızdaki kişinin kalbinin gerçek durumunu ve ihlasını bilemeyiz. Onu sadece Yüce Allah bilir. O şahıs kalbini samimiyetle Yüce Allah’a açmışsa, kesinlikle Yüce Allah onun kalbine imanı yerleştirecektir. Bu şekilde eğer olmazsa üzülmemeli ve Yüce Allah’ın hikmetli işlerine sakın karışmamalı, niçin karşımızdaki hidayete ermiyor diye ümitsizliğe düşmemeliyiz.

İşte…

Özetlemek gerekirse, genç olsun, yaşlı olsun, canı tende olan her mümin yaşamının sonuna kadar, İslam’ı öğrenecek, yaşayacak, öğretecek ve inanç hakikatleri mevzusunda kendisini her daim mutmain edecek tefekkürler meydana getirecek, tefekküre yarar veren eserler okuyacak ve böylece ulaşabildiği her insana başta inanç hakikatlerini, İslam’ın şartlarını ve güzelliklerini, Yüce Allah’ın komut ve nehiylerini bildiri edecek ve inşallah ömrünü Yüce Allah’ın rızası uğrunda geçirecektir.

Ayrıca, sakın ola ki dünya ile ilişkisini kesmeyecek; boş ve faydasız işlerden yüz çevirecek, fakat helal dairede çalışacak, para kazanacak, aile kuracak, buralardaki mesuliyetlerini gene İslam’ın öğrettiği şekilde yerine getirmeye çaba edecektir.

Doğrusu bilhassa gençler hayatlarına İslam’ı monte edecek, her an sona ermesi olası olan şu kısacık hayatlarının her anını İslam’a bakılırsa şekillendireceklerdir.

Tüm bu tarz şeyleri yaptıktan sonrasında da sabır edecek, Yüce Allah’a tevekkül edecek ve yalnız O’ndan yardım dileyecektir. Kendini de sakın dünyaya ve dünyalık işlere kaptırıp ahiretini mahvetmeyecektir.

Bundan dolayı Kur’an der ki;

“Oysa bu dünya yaşamı, bir eğlence ve bir oyundan başka bir şey değildir. Şüphesiz ahiret yurdu ise, normal olarak aslolan yaşam odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut, 29/64)

Ayrıca gençler ümmetin içine düşmüş olduğu ve kısmen yukarıda açıklamaya çalıştığımız menfi durumdan sakın meyus olmamalı. Bundan dolayı başta milletimiz sonrasında ümmet gerçek İslam’ı yaşamaya çaba gösterdikçe, Yüce Allah’ın yardımı arttıkça artacaktır, bu sebeple bu Yüce Allah’ın vaadidir, O asla vaadinden dönmez.

Son yıllarda bunun ışıklarını da basiret sahipleri net bir halde görmektedir. Artık kış bitmiş bahar adım atmıştır. Sadece unutmayalım ki bahar mevsimi kimi zaman sıcak kimi zaman soğuk olur, fakat önümüz inşallah yazdır!

İnşallah mealini vereceğimiz ayette müjdelenen gelecek kavim de bizim milletimizdir ve ikimiz de onlardan oluruz:

“Ey inanç edenler! Sizden kim di­ninden dönerse bilsin ki, Yüce Allah ileride on­ların yerine o şekilde bir kavim getirir ki, O onları sever ve onlar da O’nu se­ver­ler; o bahtiyar insanoğlu mü­min­lere karşı alçak gönüllü, kafir­le­re kar­şı şiddetlidirler! Yüce Allah yolunda ci­had ederler ve hiçbir dil uza­tanın kınamasından korkmazlar!”

İşte bu, Yüce Allah’ın bir ihsanıdır ki, onu kendi lüt­fundan rızâsına yönelen kul­la­rın­dan dilediğine verir. Bundan dolayı Yüce Allah, Vasi, ihsanı bolca olandır, Alîm hakkıyla bilendir.” (Maide, 5/54)

İlave data için tıklayınız:

– Gençlik ve Önemi.
– En Hayırlı Gençler.
– Gençlerle ilgili hadisler var mıdır?
– Peygamberimiz’in gençliğe verdiği önem hakkında bilgi verir misiniz …
– Gençliğin Tehlikelerinden Sakınınız.
– Buluş ve Bulunuş Desteğimiz Gençlik.
– İnsanların en hayırlısı gençken yaşlı gibi görünmek isteyendir, en …
– Peygamberimiz’in çocukluk ve gençlik yıllarındaki erdemli …
– Anarşi ve Gençlik.
– Tebliğ herkese farz mıdır? Tebliğin farz olduğunu söyleyen hadis …
– Tebliğ vazifesini yapmayan, muhtaç olan insanlara bazı gerçekleri …
– Etrafımdaki insanlara karşı İslam’ı tebliğ etmekteki sorumluluğum ne …

Slm ve {dua} ile…
KuraniKerimde.com

Jsjd jdjdjd

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions