Gözü görmeyen (âmâ) peygamber gelmiş midir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Peygamberlerin varlık sebebi yada peygamberlerin gönderiliş gayesi, insanoğlunun yaratılış gayesiyle aynı noktada birleşir. O da, Tanrı’a kulluktur. Cenâb-ı Hak (c.c.), Kur’ân-ı Kerîm’de,

“Ben cinleri ve insanları sadece Bana kulluk yapsınlar diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)

buyurarak, bu hususa işaret etmektedir. Bir başka âyet-i kerimede,

“Senden ilkin hiçbir resûl göndermedik ki, ona “Ben’den başka ilâh yoktur; o halde Bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ, 21/25)

denilerek, aynı hususa işarette bulunulur.

Sıdk (doğruluk), emanet (her hususta mutlak manâda güvenilir olmak), bildiri, fetanet (peygamberî akıl), ismet (günahsızlık) ve aklî-fizikî arızalardan berî olmak şeklinde altı temel sıfatla mevsuf bulunan peygamberlerin, bu ana gönderiliş gayesi çerçevesindeki vazifeleri yada gördükleri fonksiyonlar, dini bildiri (Âhzab, 33/39, Mâide, 5/67), insanlara güzel örnek olmak (En’âm, 6/90, Ahzâb, 33/21), dünya-ahiret dengesini oluşturmak (Kasas, 28/77) ve insanların ahirette haklarındaki yargı dolayısıyla Tanrı’a itiraz haklarının olmamasının yolunu hazırlamaktır.(Nisa, 4/165). 

Bu özellikleriyle büyük bir görevi üstüne alan peygamberlerin akli arızalardan uzak olması iyi mi lüzumlu ise, fiziki arızalardan da uzak olması hikmetin gereğidir.

Peygamberliğin Arapça karşılığı nübüvvet olup, tüm peygamberler ilk olarak nebîdir. Nebî, Tanrı’tan vahy alan, ek olarak Tanrı’ın kendisini yargı ve ilim ile serfiraz kıldığı seçkin zattır (Âl-i İmran, 3/69; En’âm, 6/89). Nebîler içinde kendilerine kitap yada sahifeler verilenler vardır ki, bunlara resûl denir. Resûl olmayan, kısaca kendilerine kitap yada sahifeler verilmemiş nebîler, kendilerinden ilkin gelen yada kendi zamanlarında yaşayan resûlün çizgisinde dinin anlaşılıp uygulanması, insanlara anlatılması ve kitapla insanoğlu içinde hükmetme vazifesiyle yükümlü kılınmış (Bakara, 2/213; Mâide, 5/44); Tanrı onlardan, kendi zamanlarında bir resûl gelirse ona ne olursa olsun inanıp destek olacakları sözünü almıştır. (Âl-i İmrân, 3/81).

Resûller dahil tüm nebîlere, içlerinde Hz. Yahya (as) şeklinde bazılarına daha sabî iken (Meryem, 19/12), Hz. Yusuf (as) şeklinde bazılarına gençliklerinin ilk döneminde (Yûsuf, 12/22), Hz. Musa (as) şeklinde bazılarına ise gençliklerinin ikinci devresinde (Kasas, 28/14) verilen yargı, kitabı anlama, onu uygulama, onunla hükmetme, uygulayıp hükmetme işinde ve doğru ile hatası ayırmada şüpheye düşmeme, dolayısıyla her meselede doğru ve yerinde karar verebilme, üstün algı ve anlayış gücüdür (Râzî, Kurtubî).

Kur’an-ı Kerim, peygamberlere hükümden başka ek olarak hikmet (Âl-i İmrân, 3/81) ve hususî bir ilmin de verildiğini vurgular (Yusuf, 12/22; Enbiyâ, 21/74; Meryem, 19/12). Peygamberlere verilen yargı iyi mi kendisinde asla şüpheye ve nefsânîliğe yer olmayan yargı ise, onlara verilen ilim de, kendisinde asla cehaletin yeri bulunmayan, eşya ve hadiselerin manâ ve hakikatine nüfuz, insanoğlunun iç dünyasını, nefsin hallerini tanıma ve onu terbiye ilmidir (Râzî).

Her ne kadar peygamberlik Cenab-ı Tanrı’ın bir lûtf u ikramı ise de, onda en azından onun derinlikleri, hattâ lâzımı olan yargı ve ilim, söz mevzusu âyetlerde (Yusuf, 12/22; Kasas, 28/14) açıkça ifade buyrulduğu suretiyle, peygamberlerin kayra sahibi, kısaca Tanrı’ı görüyormuşçasına yakarma etmelerinin (Müslim, İman, 1; Tirmizî, İman, 4), yaptıkları her işi muhteşem yapmalarının mükâfatıdır. Dolayısıyla, onlara verilen yargı ve ilimde, ihsanının, takvasının derecesine bakılırsa başka mü’minler de hisse sahibi olabilirler (Bakara, 2/269; Mâide, 5/44; En’âm, 6/122; Enfâl, 8/29; Hadîd, 57/28).

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

adba tarafınca Pt, 19/03/2007 – 16:23 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir