Hakiki dava adamı iyi mi olunur?..

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Dava adamı, davasına inanan, davasını anlayan, davasını kendi hayatında fiilen yaşayan ve gücü nispetinde davasını başkalarına özetleyen, inanç ve amel sahibi kimsedir. Ergonomik yaşamı, inanılmış olduğu ve savunduğu dava ile çelişen ve çatışan bir kimse, dava adamı olması imkansız. Rabbimiz, dava adamından kendi davasını nefsinde hakim kılmasını istemekle beraber, davasını kendi hayatına hakim kılamamış, “dava adamı taslağı”nı akılsızlıkla, ahmaklıkla vasıflandırmıştır.

“Siz insanlara iyiliği emreder de, kendi nefsinizi unutur musunuz?” (Bakara, 2/44)

İyiliğe çağrı edip de iyilikten kaçmak, iyilik yolunda olanlara karşı çıkmak, yalnız dava adamlarında değil, bizzat davasının kendisinde şek ve kuşku afetlerinin belirmesine sebep olur. Aslına bakarsan umumi efkarı karıştıran, kalpleri şüpheye düşüren de budur. Zira halk, bir kimseden güzel bir söz işitir de çirkin fiiller müşahede ederse, söz ile iş arasındaki bu ayrılıktan tereddüte kapılarak, itikadın ruhlarında alevlendirdiği meşaleler söner. İmanın kalplere serptiği nurlar kaybolur. Söz ne kadar heyecanlı, ne kadar canip ve sonsuz olursa olsun, inanan bir kalpten gelmedikçe sönüklükten kurtulamaz, ölüdür. Muhatabına etki edemez.

Bir insan, ağzından çıkan sözün canlı bir tercümanı, konuştuğunun müşahhas bir numunesi olmadıkça, söylendiğinin hakiki bir temsilcisi olması imkansız. Bir hiç kimseye güven eden de bulunmaz. Sadece bu hallerden kurtulup, içi ile dışı bir olduğu takdirde, sözler parlak, kelimeler cazip olmasa da, halkın imanı ve itimatı temin edilebilir. Zira o süre kelimeler kuvvetini nağmelerden değil, bizzat hakikatten alır.

Sözün güzelliği parlaklığında değil, sadakatinden ötürüdür. Bu yüzden diyoruz ki, dava adamı, kendi davasının canlı tercümanıdır.

Dava adamı, bir yanda yaşam havuzuna şeriat suyunu akıtırken, diğer tarafta havuzun çatlaklarından su kaçıran hırsız değildir. Aksine dava adamı, kendi davasını insanlara kabul ettirmek için bizzat amelini tanık gösteren cengaverdir. Şu bir hakikattir ki, bin şahıs hakkında bir kişinin yapmış olduğu iş, bir şahıs hakkında bin kişinin söylediği sözden daha etkilidir. Bundan ötürüdür ki, dava adamı kalden ziyade hâle ehemmiyet veren ve tanrısal teklifleri yaşama mevzusunda takvayı şekvaya yeğleyen bir şahsiyetin sahibi olmuştur.

Davanın iktidarı, dava adamının fedakarlığı ile doğru orantılıdır Davası uğrunda fedakarlık göstermeyen bir kimsenin, kendi davasının iktidarı mevzusunda ümitvar olması, safi bir aldanıştan ibarettir.

Dava adamı, Allah yolunda cihad etmekten usanan değil, şehadet sevdasına susayan kimsedir.

Dava adamı hevanın değil, Hüda’nın savaşçısıdır.

Dava adamı kendi yaşamını Rasulullah (asm)’ın getirmiş olduğu nizama doğal olarak kılmaya çalışan fedaidir. Şahıs hevasını şeriatı Garra’ya doğal olarak kılmadığı müddetçe dava adamı olması imkansız. Zira bu ölçü Rasul’ün (asm) koyduğu bir ölçüdür. Efendimiz (asm), İmam-ı Nevevi’nin Kitabül Erbain’inde geçmiş olduğu benzer biçimde şu şekilde buyurur:

“Sizden birisi kendi hevasını benim getirdiğim şeriata doğal olarak kılmadıkça mümin olması imkansız.”

Bunun için diyoruz ki, dava adamı, hevayı Hüda’ya feda eden kimsedir.

Dava adamı, vahiy ile dirilen, zikrullah ile mutmain olan, çağrı ile davasını tanıtan, bildiri ile insanlara ulaşan, harp ile düşmanlarını avutan, hablullah ile tefrikadan kurtulan, çile ile inancının bedelini ödeyen, cihad ile şundan ile enfusi düşmana karşı dikilen teslimiyet ile davasını, damgasını zamana ve çağa vuran ve salih amelleriyle yürüyen, yeryüzünde dolaşan şehiddir. Allah Teala’ya verdiği ahdi değiştirmeyen hakikat şahididir.

“Mü’minlerden o şekilde erler vardır ki, Allah (c.c.)’a verdikleri sözde sadakat ettiler, kimi adağını ödedi, kimi de şehit olmayı bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştirmediler.” (Ahzap, 33/23)

Dava adamı, davası uğrunda yaşamayı ve ölmeyi bilen ve başaran kimsedir. Davası uğrunda yaşamayı ve ölmeyi göze almanın derdini dert edinen kimsedir. Bundan ötürüdür ki, dava, dava adamının sıhhat ve varlık sebebi olmuştur. Davanın yaşam bekçisi Dava, dava adamının varlık ve sıhhat sebebi ise, dava adamı da davanın yaşam bekçisidir.

Dava adamı, müstekbirler ordusunun sertlik ve baskıları karşısında kendi davasını eti ve kanıyla besleyen, kalbi Allah korkusuyla titreyen, Allah’ın ayetleriyle imanını kuvvetlendiren firaset sahibidir.

“Gerçek mü’minler yalnız o kimselerdir ki, Allah anıldığı süre kalpleri korkarak ürperir, onlara Allah’ın ayetleri okunduğu süre, onların imanlarını artırır. Onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar.” (Enfal, 8/2)

Dava adamı; kendi davasının özelliklerini gösteren bir rahmet aynasıdır. Başka bir ifadeyle dava adamı; İslam’ın hükümlerini hayatıyla çeviri eden, bir numunei hasenedir. Tevhidin bekçisi, vahyin düşünce işçisi, sevgi ve muhabbetin kurumayan çeşmesidir.

Dava adamı, yaşamın her cephesinde İslam’ın metodunu uygulayarak insanları Allah (c.c.)’a kul olmaya çağrı edendir. Amaç, Rabbe kul olmaktır. Bir tek O’na yakarma etmektir. Davranışta, insani ilişkilerde, fikirde, özetlemek gerekirse yaşamın tüm yönlerinde Allah (c.c.)’a kul olmak…

İşte dava bu, dava adamı da bunu uygulayandır. Bu da kolay olmayacaktır. Hevayı Hüda’ya feda etmekle bunu başarabiliriz.

İlave informasyon için tıklayınız:

Dava Adamı

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

zikri tarafınca Per, 14/12/2006 – 15:53 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir