Her insanı Allah yarattığına nazaran içindeki cevher Nasıl ortaya çıkıyor?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

Şeytanın insanoğlunun içindeki cevheri çıkarması diye bir şey var konuşulan.
Peki sorum şu: Her insanı Allah yarattığına nazaran bu cevher Nasıl ortaya çekiyor? Mesela iki kardeş duşunun ikiz, biri kafir oluyor biri mümin oluyor, cevherler ortaya çıkıyor, peki bu cevher neye nazaran çıkıyor, ikisini de Allah yarattığına nazaran birisinin içinden niçin mümin olmak çıkıyor ötekinden kafir olmak? Netice olarak ikisine de irade ikisine de ruh ikisine de akıl verilmiş?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Allah canlı yada cansız istisnasız hiçbir şeyi, her yönüyle aynı ve eşit yaratmamıştır.

İki tane cansız oksijen atomu dahi birbirinin aynı değildir; bir ihtimal kimyevi özellikleri aynı görülebilir sadece, kainatta bulundukları konum, ısı, tazyik, o esnada protonun çevresinde dönen elektronların konumu ve şekli, bu atomları birbirinin aynısı olmalarını engelliyor. Aslına bakarsanız bir şeyden iki tane yaratmak abes olacağı ve – haşa – Allah’ın da abes iş yapmayacağı hem aklen hem de Kuran’ın net ifadeleriyle ortadadır.

Cansız bir oksijen atomunda bu şekilde olur da, Allah’ın arzda halifesi kıldığı insanda bu şekilde olmaz mı?

Normal olarak! Tamamen bizim bilgimiz, ilgimiz ve fikrimiz haricinde olan Allah’ın mutlak kaderi gereği, gelmiş, geçmiş ve gelecek her bir insan birbirinden hem fizik olarak hem de ruhen farklıdırlar.

Kimi zaman bakıyorsunuz, alakasız iki insanda fiziki yada ruhi benzerlikler bulabiliyorsunuz, kimi zaman dediğiniz şeklinde bir bakıyorsunuz taban tabana zıt ikizler.

İşte bizim denetim edemediğimiz ve hem doğuştan, hem de büyüdüğümüz çevreden gelen bu özellikler bizlere meccanen verilmiş. Demek ki, bu mutlak kaderimiz de bizim dünya sonrası vereceğimiz hesabın nisap miktarını oluşturuyor.

Örnek olarak, Bolivya’da dünyaya gelen bir kişiye kıyamet vakti Allah’ın sorgusu ile Bursa’da dünyaya gelen bir kişiye sorgusu aynı olmayacak.

Yada, İslam’ın zirve zamanı olan Kanuni devrinde İstanbul’da yaşamış bir mümin ile günümüz İstanbul’unda yaşayan bir müminin sorgusu aynı olmayacak.

Yada, nafakasının ardında olan bir mümin simitçi ile, ailesinden mal mülk kalıp bunun kiralarıyla geçinen bir müminin sorgusu aynı olmayacak.

Yada, doğuştan kör biriyle, gözleri gören birinin de sorgusu aynı olmayacak.

Bizlere dünyada verilen yada verilmemiş, sağlığımızdan, mali durumumuza kadar olan maddi şeyler ortada.

Bunların haricinde bir de her birimizin, madden ölçülemeyen aklı, ruhu, algı kabiliyeti, zekâsı, hisleri, cesareti, korkuları, tercihleri, beğenileri ve benzerlerini tamamına cevher demişsiniz, fakat aslına bakarsak “fıtrat” diyoruz. Sonuçta aynı manaya geliyor.

Fıtrat; özetlemek gerekirse bizlere yüklenen yaratılış özellikleri demek, öteki bir deyişle bizde tecelli eden Allah’ın isim ve sıfatlarının oluşturduğu kişiliğimiz diyelim.

Kimimizde Rahim adı ağır basıyor; Oldukça merhametli oluyor.

Kimimizde Kerim adı ağır basıyor; Eli açık oluyor.

Kimimizde Celal adı ağır basıyor; Sert ve haşin yapılı oluyor.

Kimimizde Adl adı ağır basıyor; Oldukça adil oluyor… ilahir…

Bizlere ve bilhassa başlangıçta Müslüman ailelere düşen, evlatlarının bu yapılarının farkına varmak, Allah’ın, evlatlarında tezahür eden ve öne çıkan isim ve sıfatlarını tespit edip onları bu yönlere kanalize etmek.

Örnek olarak “Celal” adı ağır basan bir evladı, öğretmen yapmak yanlış olur, onu “polis yada asker” yapmak doğru olacaktır.

“Rahman” adı ağır basmış birinden hakim olmaz, merhameti sebebiyle adil olmayabilir, hakim olmak için “Adl” isminin ağır basması gerekir…. ilahir…

Şimdi bu fıtri özelliklerden, Allah’ın isim ve sıfatlarının her yaratılmış üstündeki tecellisinden haberdar olmayan, bir ihtimal islam’ı da bilmeyen yada yanlış bilen aileler, kendi isteklerine, kendi doğrularına nazaran çocuklarını yönlendiriyorlar yada daha kötüsü, yönlendirmeyip rüzgârda savrulan yaprak misali başı boş bırakıyorlar; sonunda atalarımızın söylediği şeklinde; “ya zurnacıya varıyor ya davulcuya!” Ya da günümüzün moda tabiriyle “kendi tercihlerini yaşıyorlar!”

Yaşıyorlar da, Allah’tan, yaratılış amacından, doğal olarak olduğu imtihandan, hesaptan, adetullahtan, Esma’dan, onların tecellilerinden gafil yaşarsan, sonunda nasıl sonuçlanacağı ortada, bunun misalleri ile dolu etrafımız:

Adam çalışmış, çabalamış, adeta sıfırdan bir fabrikalar imparatorluğu kurmuş, sonrasında vefat ediyor, iş çocuklarına kalıyor, 3-5 senede işi batırıyorlar.

Yada adam üniversitede hoca olmuş, kürsü başkanı olmuş, evladı da kendi şeklinde okusun istiyor, bir bakıyorsunuz çocuk lise terk, gidiyor bir yerde tezgahtar olarak sıfırdan hayatına başlıyor.

Yada insanın hiçbir maddi yaşam başarısı yok, üstelik bir ihtimal alkolik ve kumarbaz, fakat oğluna bir bakıyorsun mevzusunda allame ve dünyaya örnek olmuş bir şahsiyet çıkıyor.

Bunlar işin dünyaya bakan kısmı, peki ya ahiret? Oralara asla girmeyelim!

İşte biz müminlere düşen, Allah’ın dinini bildiri etmenin yanı sıra, hem kendimizde, hem evladımızda hem de çevremizde fıtri özelliklerini müşahede ettiğimiz insanları, bu mevzuda şuurlandırmak, Allah’ın kendilerinde tecelli etmiş esmasına uygun bir yöne sevk olmalarını teşvik etmektir; doktora gerekseme olduğu şeklinde, çöpçüye de gerekseme var. Askere gerekseme olduğu şeklinde, fizik hocasına da gerekseme var.

Netice itibarıyla ne olursak olalım, şunu unutmayacağız;

Hepimizin önünde bir sınav kağıdı var, tamamımız elimize verilmiş kalemin, mürekkebin ve kağıdın kalitesine nazaran kağıdımızı doldurabiliyoruz.

Normal olarak yazdıklarımız fazlaca mühim, zira kitabın temel öğretileri hepimiz için aynı. Hele Kuran’dan sonrasında, kıyamete kadar kitap da öğretmeni de hepimiz için tekrar değişmemecesine aynı; mevzular belli, sorular belli, cevaplar bile belli. Üstelik, sınav açık kitap ve de her türlü kopya çekmek özgür! Eh artık bu dersten kalana ne denir?

Fakat kimimiz kitabı internette, elektrik altında, ısıtmalı-soğutmalı klimalı odalarda çalışabilir ve öğretmenden neredeyse hususi ders alabilirken, kimimiz de samanlıkta, haşeratın içinde karanlıkta çalışıyor; fakat Hoca o denli adil ve merhametli ki, bu tarz şeyleri en minik detayına kadar biliyor ve her insanın final notunu da buna nazaran verebiliyor: çan eğrisini buna nazaran yapıyor!

Bizim önümüze saman kağıt konulmuşsa ve bu kağıtta mürekkep dağılmışsa bu inşallah mazur görülebilecektir. Şu demek oluyor ki 90 gram A4 beyaz kağıt üstüne, marka bir dolma kalemle yazı yazanın yazısının dağılması pek mazur görülmez, kendisine o imkânları tanıyana nankörlük etmiş olur, fazlaca dikkat etsin!

Fakat ne mutlu onlara ki, saman kağıtta, 3. derslik uyduruk ve mürekkep akıtan bir dolma kalem ile yazıp mürekkebi dağıtmama becerisini gösterenlere! 

Bu da sadece Allah’tan ve O’nun istediklerinden gafil olmayıp, O’na olan imanını devamlı arttırma gayreti içinde olanlara ve böylece hakikati hem kafa hem de kalp gözüyle görenlere nasip olur!

İlave data için tıklayınız:

İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. Cahiliye devrinde …

Allah kullarını imtihan ederken adaletsizlik yapar mı? Dünyada …

Şu dünya imtihanı tam olması gerektiği gibi midir? İmtihanın en ideal …

Mekke’de doğan bir çocukla, dünyanın herhangi bir yerinde doğan …

Slm ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Editör

(ahmet) tarafınca Sa, 02/07/2019 – 11:43 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir