Hz. Adem (as)’in meleklere üstünlük vesilesi olan adların öğretilmesi vakasını iyi mi anlamalıyız? Bu öğretilen adlardan maksat nedir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Tanrı, yerde bir halife yaratacağını meleklere bildirdiğinde, onlar bunu hayretle karşılarlar ve bu ilâhî iradenin hikmetini, kendilerine mahsus bir lisanla merak ederler. Bunun üstüne Cenâb-ı Hakk, Âdem peygambere tüm adları öğretir ve melekleri O’nunla bir imtihana tâbi meblağ.

Bu hadise ilâhî Fermanda şöyleki haber verilir:

“Ve Âdem’e tüm esmâyı talim eyledi. Sonrasında (varlık âlemlerini) melaikeye gösterip, ‘haydi davanızda sadık iseniz, bana şunları, isimleriyle haber verin’ dedi.” (Bakara, 2/31)

Âyet-i kerimede geçen “biesmâi” ifadesini bir çok âlimlerimiz “isimlerini” şeklinde açıklamışlar, sadece Elmalılı Hamdi Yazır, bu ibareyi “isimleriyle” şeklinde çeviri etmiştir. Her iki çeviri de doğru olmakla beraber, bu ikincisinde daha geniş bir mânâ söz mevzusudur. “İsimleriyle” denilince, o varlıkların yalnız isimlerinin değil, daha başka şeylerinin de sorulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Nur Külliyatında bu ifade, “kâinatın ihtiva etmiş olduğu tüm nevilerin isimlerini, sıfatlarını, hassalarını beyan” (İşarât-ül İ’caz) şeklinde yorumlanmış ve bir başka risalede de, şöyleki buyrulmuştur:

“Şahs-ı Âdem’e talim-i esmâ ünvanıyla nev-i benî-Âdeme esin olunan tüm ulûm ve fünunun talimini ifade eder.” (Sözler, s.401)

Gene Nur Külliyatında, Hz. Âdem’e(a.s.) öğretilen adların icmalî olduğu, kısaca çekirdek mânâsında öz bilgilerden meydana geldiği, bu adların ahir süre Peygamberinde (a.s.m.) ise tafsilatlı ve muhteşem şekilde gerçekleşme etmiş olduğu şöylece anlatılır:

“Hazret-i Âdem’e (aleyhisselâm) icmalen talim olunan tüm esmânın tüm meratibiyle tafsilen mazharı (aleyhissalâtü Vesselâm)…” (Sözler, s.263)

Eşyanın isimlerini, ya da fizikî özelliklerini bilmekten daha mühim olan bir ilim vardır: O da o eşyada tecelli eden ilâhî adları bilmek, eserde sanatı okumak, nimette kayra ve ikramı görmek ve onlardan ilâhî isimlere intikal etmektir.

İşte ahir süre Peygamberi (a.s.m.) Hazretlerinin ilâhî adlar ile alakalı ilim ve marifeti en ileri derecededir. İnsanın tüm isimlere mazhar bulunduğunu dikkate alarak şöyleki de diyebiliriz: Hz. Adem’in(a.s.) kendisinde tecelli eden ilâhî adlar ile alakalı marifeti bir çekirdek kadar idiyse, bu ilim ve bu marifet Peygamber Efendimizde (a.s.m.) görkemli bir ağaç hâlini almıştır.

Âhir süre Peygamberi (a.s.m.) tüm isimlere en kâmil mânâda mazhar olmuş, “Yaratan Rabbinin ismiyle oku!”(Alâk Sûresi, 96/1) direktifiyle tüm eşyayı, Tanrı’ın isimlerinin tecelligâhı olarak en kâmil mânâda okumuş ve inanç, marifet, muhabbet, takva ve salih amelde en ulvî mertebelere çıkmış olduğu şeklinde, tefekkür, şaşkınlık, tespih ve hamd şeklinde ulvî vazifeleri de en ileri seviyesiyle icraya muvaffak olmuştur.

Kâinatı ve insanı okumak da aslına bakarsanız bu ulvî mânâlara ulaşmak ve bu kutsî hizmetleri yerine getirmek için değil midir? (Prof. Dr. Alaadddin Başar)

İnsanlardan ilkin cinler vardı, meleklerin cinlerden dolayı bu adları biliyor olmaları gerekmez mi?

Öğretilen adlar, yalnız eşyanın adları değildir. Kâinat çapında Tanrı’ın bin bir isminin tecellilerini gösteren maddî-manevî alemlerin aynalarından bu yansımaların bilimsel de söz mevzusudur. Talim-i esma hadisesi, cismaniyetten uzak olan meleklerin bilmedikleri bir oldukca şeyi, -hem ruhanî hem de cismanî bir varlık olan- Adem’in bildiğini göstermek suretiyle, onların “kan dökücü olarak gördükleri ve bu sebeple yaratılış hikmetini sorguladıkları- insan oğlunun yaratılmaya kıymet bulunduğunu öğreten bir vakadır.

Oldukca rahat bir misalle; melekler, ağzın tadını, gözün iyi mi gördüğünü, kulağın iyi mi işittiğini, bedenin iyi mi bir mekanizma bulunduğunu, metabolizmanın iyi mi çalıştığını insan kadar bilemezler. Bunlar da öğretilen isimlerdendir. İbn Abbas’ın da işaret etmiş olduğu şeklinde, bu adlar, yalnız nesnelerin değil, bununla beraber tekvinî / ontolojik fiillerin de isimleridir.(Taberî, ilgili ayetin tefsiri)…

Ayetten öyleki anlaşılıyor ki, melekler, gördükleri bir oldukca varlığın adını bilmiyorlardı. Kim bilir ilahî hikmet, insanoğlunun yaratılmasıyla ilgili meleklerin -kan dökücü bir millet olarak- insanların yaratılmasını hazmetmeyeceklerini göz önünde bulundurduğu için, Adem (as)’e öğrettiği bir oldukca eşyanın isimlerini onlara bilhassa öğretmemişti.

Taberî’nin de ifade etmiş olduğu şeklinde, Tanrı bu imtihanla, meleklerin her şeyi bilmediklerini, bizzat gördükleri pek oldukca nesnenin isimlerini bile bilmezken, kalkıp insanların bazı kusurlarını nazara alarak yaratılmalarını sorgulamalarının ne kadar yanlış bulunduğunu onlara göstermiştir. Adem ve neslinin varlık sebebinin ilim bulunduğunu bu vesile ile her insana açıklamıştır.(bk. age.).

İlave informasyon için tıklayınız:

Dünya dilleri nasıl meydana geldi?

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Sa, 27/07/2010 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir