Hz. Muhammed (asv) Miraç hadisesinde rüyete/Tanrı’ı görmeye mazhar olmasına rağmen, Hz. Musa (as)’ın bu isteği niçin reddedilmiştir? Birbirinden ayrı görünen durumlara iyi mi bakmalı, bu konulardan neyi anlamalıyız?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Miraç vakası insanlık toplumunda Hz. Adem (as)’den itibaren başlamış ve Hz. Muhammed (asv)’de zirveye ulaşmıştır. Kâinatta cari olan tedriç ve tekâmül kanunu -insanların kendi yaratıcısını yakından tanıma, onu görme merakını- gidermeye yönelik ilahî bir lütuf olan miraç hadisesinde de söz mevzusudur.

Buna gore, Hz. Adem (as) “Talim-i esma / adların öğretilmesi” unvanıyla bir miraca mazhar olduğu benzer biçimde, Hz. İbrahim (as), “göklerin ve yerin melekutuna” vakıf kılınarak miraca mazhar kılınmıştır. Keza, Hz. Musa (as) da “ilahî kelam’a muhatap” olarak bir miraca mazhar kılınmıştır. Hz. İsa (as) da göklere çıkarılarak başka yönden bir miraca mazhar kılınmıştır. Bu değişik derecelerde gerçekleşen miraçlar bir taraftan bir tekâmül kanunu içinde cereyan etmiş, öteki taraftan ilgili peygamberlerin bir nevi durumlarına paralel olarak gerçekleşmiştir.

Miracın zirvesini temsil eden “Tanrı’ı görme” miracı, Tanrı’ın tecellilerine tahammül gücünün olup olmadığıyla da alakalıdır. Hz. Musa (as), dağa tecelli eden ilahî tecelli karşısında bayılıp yere yığılmış, Hz. Muhammed (a.s.m) ise, miraçta Zat-ı Akdes’in tecelli-i zatına mazhar olmuştur.

O şekilde anlaşılıyor ki, ilahî hikmet, dünyada yalnız bir tek kuluna “cemalini görmekle şereflendirmeyi” uygun görmüştür. Bu bahtiyarlığa erdirdiği kulunu, bir nevi kâinatın temsilcisi olarak kabul etmeyi planlamıştır. Bu şekilde bir kul, sadece, velayetiyle bir “abd-i özgü” unvanının almış, varlık ağacının aslî çekirdeği, risaletiyle tüm peygamberlerin hakikî varisi, tüm semavî dinlerin esaslarına cami bir dinin elçisi ve tüm peygamberlerin efendisi ve insanlık topluluğunun en muhteşem meyvesi olan Hz. Muhammed (as) olabilirdi.

Bu sebeple, Hz. Musa (as)’ın “cemalini görme” teklifini reddeden Tanrı, Hz. Muhammed (asv)’i huzuruna almak için hususi davetiye yollamış, onun haberi olmadan -adeta bir sürpriz kabilinden- Hz. Cebrail (as)’i ayağına kadar göndermiş ve mışıl mışıl uyuduğu uykusundan uyandırmış, buraka bindirmiş, Mescid-i Aksa’ya götürüp orada toplanmış peygamberlere namaz kıldırarak onlara imam yapmış, sonrasında da refrefe bindirerek göklere gezi ettirmiş, nihayet “Sidre-i münteha”ya çıkarmış, “kab-ı kavseyn ev edna” makamına yükseltmiş ve cemaliyle müşerref kılmıştır. 

Ozan ne güzel söylemiştir:

“Muhammed’den başka yok dahil olmuş kab-ı kavseyn’e
Kibar-ı enbiyadan girmedi bir fert o mabeyne

    Haremgâh-ı visale Ahmed’i tenha alup Mevla
    O halvet oldu mahsus hazret-i sultan-ı kevneyne”

İlave informasyon için tıklayınız:

Cennette rü’yet yani Allah’ı görme olacak mıdır? Rü’yet hakkında İslâm alimlerinin görüşü nasıldır?

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Pt, 13/09/2010 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir