Hz. Ömer (ra)’in içtihadı doğrultusunda gelen vahiyler, ayetler hakkında informasyon verir misiniz?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Hak ile bâtılı ayırt eden mânâsına “Faruk” unvanının sahibi Hz. Ömer (ra), peygamberâne kabiliyetlerle donatılmış lisanına hakkın konulduğu mülhemun’dan bir zat idi. Elbet bu mantık, bu basiret ve bu firasete haiz insanoğlunun yaşamı da biteviye bir yaşam yaşayan düz insanların algı sınırlarını aşacak olağanüstülüklerle doluydu. Bu hakikate işaretle Abdullah b. Mes’ud diyor ki: “Şüphesiz Ömer hepimizden daha oldukça Tanrı’ı tanıyan, hepimizden daha oldukça Tanrı’ın kitabını okuyan ve bilen kimse idi.” Hz. Huzeyfe ise, “Bizlere o şekilde geliyor ki, tüm insanların bilgisi sanki Ömer’in kafasında saklıdır.” der. Evet, cevher kadrini bilen cevherfürûşânların değerlendirmeleri bunlar. Bu kervana Hz. Ali (ra) de bir yakarış ile katılır. Ramazan’da mescidin kandillerle parıl parıl parıldadığını ve halkın Kur’ân okuduğunu gören Hz. Ali (ra) “Ey Hattaboğlu sen Tanrı’ın evlerini iyi mi ışıklandırdınsa, Tanrı da senin kabrini ışıklandırsın.” der. 

Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer hakkında İbnu Abbas: Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)’in “iki havarisi ve iki veziri” olarak tavsif eder (İbnu Kesir, Tefsir, 3, 143). ifadesini kullanır. 

Resulullah (aleyissalâtu vesselâm)’ın devlet işlerinin yürütülmesinde bu iki zata ne kadar önem verdiğini: “Ebu Bekr ve Ömer benim nazarımda, bir baş için göz ve kulak mesabesindedir.” hadisinden anlayabiliriz.( Münavi, Feyzu’l-Kadir 1, 189) Hz. Peygamber (asv) bu kulak ve göz benzer biçimde kıymetli tuttuğu müşavirlerin görüşlerini ne kadar üstün tuttuğunu, “Ebu Bekr ve Ömer istişare esnasında bir meselede ittifak edip birleştiler mi asla itiraz etmem” sözüyle ifade eder (Heysemi, Mecmeu’z-Zevaid, 9, 53) Hz. Peygamber (asv)’in “İkinizle beni takviye eden Tanrı’a hamd olsun.” söylediği de rivayetler içinde gelmiştir. (Usdü’l-Gabe, 6, 10.) 

Hz. Ömer (ra) için oğlu Abdullah: “Ömer’in birşey için: “Zannederim bu şöyleki olmalıdır” deyip de onun zannettiği şekilde hasıl olmadığı vaki değildir.” der.( Buhari, Menakıb 35) Gene Abdullah İbnu Ömer’in ifadesiyle ortaya çıkan bir meselede hepimiz bir görüş beyan ederken Hz. Ömer bir başka görüş beyan edecek olsa meseleyle alâkalı olarak gelen ayet her seferinde Hz. Ömer’i te’yid etmiştir(İbnu Hacer, Fethu’l-Bari, Kahire, 1959, 2, 51). 

İşte yapageldiği uygulamalarla on dört asırdır tüm inananları adeta teshir eden Hz. Ömer’in bir başka özelliği ise tevafukâtıdır. Bu, kendi beyanına nazaran üç, İbn­i Hacer’e nazaran on beş, İmam­ı Suyutî’nin tahkikine nazaran ise yirmi bir kez Hz. Ömer’in düşüncesi istikametinde ayet­i kerimelerin nüzul etmesi anlama gelir. Rabbani hükme muvafık düşen Hz. Ömer’in görüşlerinden bazıları şunlardır:  

1) Makam­ı İbrahim’in namazgah edinilmesi. 

2) Ezvâc­ı tâhirâtın tesettüre bürünmesi 

3) Ezvâc­ı tâhirâtın kıskançlık adına birleşmeleri suretiyle “O’nun Rabbi sizleri boşar ve sizden daha hayırlı zevcelerle değiştirir.” demesi ve aynı çizgide ayetin gelmesi. (Buharî, Salât, 32; Müslim, Fedâilü’s­Sahabe, 24) 

4) Bedir esirlerine ne yapılacağı hakkında, istişare esnasında arz etmiş olduğu görüşü. (Enfal, 8/67) 

5) Meşhur münafık Abdullah b. Übeyy b. Selul üstüne, Hz. Peygamber’in cenaze namazı kılmamasını istemesi. (Tevbe, 9/84) 

6) İçki hakkında kati ve net bir hükmün gelmesini istemesi. (Mâide, 5/90) 

7) İnsanın yaratılışını özetleyen ayeti ilk kez dinlerken Tanrı’ın kudretine hayranlığın ifadesi olarak kendinden geçip, ayetin fezlekesini aynen söylemesi. (Mü’minun, 23/14) 

8) İfk hadisesinde kendisi ile istişare eden Hz. Peygamber (asv)’e bunun bir karacılık bulunduğunu söylemesi ve aynı ifadelerle ayetin nüzulü. (Nur, 24/16) 

9) Hz. Peygamber (asv)’in hükmüne razı olmayan kişiyi öldürmesi, bunun üstüne Hz. Ömer’in haklılığına delâlet eden ayetin inmesi. (Nisa, 4/65) 

10) Cibril’e “Bizim düşmanımızdır.” diyen Yahudilere karşı Hz. Ömer’in söylediği aynı sözlerle ayetin nazil oluşu. (Bakara, 2/98) 

Burada bu tevâfukâtların hepsini uzun uzadıya anlatmamıza imkân yok. Onun için bir düşünce vermesi açısından bir tek Bedir esirleri ile ilgili ayeti, nüzul sebebi ile birlikte özetlemek gerekirse arz etmeye çalışalım:

Bedir Savaşı sonrası Tanrı Rasûlü (sas) elde edilmiş esirlere ne yapılması gerektiği hakkında ashabıyla istişare etti. Tutsak meselesi o güne kadar Müslümanların ilk kez karşılaştıkları bir durumdu. Bu mevzuda Tanrı’tan gelen bir beyan da yoktu. Hz. Ebu Bekir esirlerin fidye karşılığı salıverilmesi görüşünde bulunduğunu söylemiş oldu. Hz. Ömer ise “Ben Ebu Bekir’in görüşünde değilim. Bunlar Kureyş’in liderleri, imamları, komutanları. Onun için bana, Ali’ye, Hamza’ya en yakınlarımızı ver, onları öldürelim. Ta ki Tanrı, akrabamız bile olsa müşriklere karşı kalplerimizde bir sevgi taşımadığımızı bilsin.” dedi. Tanrı Rasûlü, Hz. Ebu Bekir’in görüşüne nazaran hareket etti. Ve devamını Hz. Ömer konu alıyor. “Ertesi gün Tanrı Rasûlü’nün yanına gittim. Yanında Ebu Bekir vardı ve birlikte ağlıyorlardı. Israrla niye ağladıklarını sormuş oldum. Tanrı Rasûlü nihayet alınan fidyeler karşılığında şu ayetin indiğini söylemiş oldu: “Yeryüzünde ağır basıp (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere tutsak bulundurması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Tanrı (sizin için ebedî olan) ahireti istiyor. Tanrı, Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Enfal, 8/67)

Aslına bakarsak küfrün beli kırılıp, hak düşüncesi hakim olduktan sonrasında esirler o günkü şartlara nazaran tutulur, salıverilir yada fidye karşılığı özgür bırakılabilir. Muhammed suresinin dördüncü ayeti bunu âmirdir. Fakat bu, düşman kuvvetlerinin kımıldayamaz hale getirilmelerinden sonradır. “Oysa Bedir’de düşman ordusu üstünde tam bir egemenlik, gerçek anlamda bir kayra hasıl olmuş değildi, hemen hemen İslâm’ın gücü tüm katılığıyla ağır basmış değildi. O sırada düşmanın birazcık uyanık davranması büyük bir felâket getirebilirdi.” İşte o engin dehasıyla, firasetiyle, basiretiyle bunu sezen Hz. Ömer, fıtratındaki celadetin de tesiriyle esirlerin öldürülmesi görüşünde bulunduğunu söylemişti. Aslına bakarsak Tanrı Rasûlü de bir ihtimal aynı düşüncedeydi. Fakat af ve hoşgörme ikliminin yegâne temsilcisi, Kehf Sûresi 6. ayetinde bildirilen şekliyle başkalarının inanç etmemesi karşısında neredeyse kendini helak edecek derecede üzülen Nebiler Serveri (asv), bi’setten bu yana Müslümanlara kan kusturan bu azılı müşriklerin kalplerine girme, onları ebedî azaptan kurtarma adına bir yol olabilir düşüncesi ile Hz. Ebu Bekir’in görüşüne meyletmişti. Fakat İlahî irade, Hz. Ömer’e muvafakat etti.  

Sair tevafukât için, daha teferruatlı informasyon edinmek isteyenleri ilgili kitaplara havale edip, bu faslı Abdullah b. Ömer’in sözleriyle kapatmış olalım: “Hiçbir sorun meydana gelmemiştir ki, insanoğlu bir türlü, Ömer de bir türlü görüşte bulunmuş olsunlar da Kur’ân, Ömer’in söylediğine uygun nazil olmuş olmasın.”

Merhaba ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Sa, 28/07/2009 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir