Hz. Peygamber, oldukca eşliliğin dörtle sınırlandırılmasından sonrasında, aynı anda dörtten fazla hanımla evli bulunmuş mudur?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Peygamberimiz (asm)’in dörtten fazla eşi olmuştur. Evliliklerinin tamamı da dört evliliğin sınırlanmasından öncedir. Nur suresindeki en fazla dört birlikteliği bildiren ayet, Peygamberimiz (a.s.m)’in vefatından üç yıl ilkin nazil olmuştur. Bundan sonrasında da peygamberimiz (a.s.m), tekrar evlilik yapmamıştır.

Aynı anda dörtten fazla hanımla evli olmasına ulaşınca:

1. Bilinmiş olduğu benzer biçimde, Peygamberimiz (asm)’in hanımlarının, boşanmış olsalar bile bir başkasıyla evlenmesi ayet-i kerimeye nazaran haramdır. Bu sebeple dört birlikteliği sınırlandıran ayet inince, Peygamberimiz hanımlarını boşasaydı, başkaları ile evlenemeyeceklerinden mağduriyetleri söz mevzusu olacaktı.

2. Peygamberimiz (asm)’e özgü bazı özellikler vardır. Bu özelliklerin bir kısmı ümmetine haramdır. Dörtten fazla evli olmakta Peygamberimize ilişkin hususi hükümlerdendir. Bu sebeple bir başkası bu noktadan Peygamberimizi örnek alamaz.

Peygamberimiz (asm) aynı anda dörtten fazla hanımla evliliğe ilk adımını atmıştır. Bir adamın dörtten fazla bayanı nikahı altında bulundurması caiz değildir. Sadece Peygamberimiz bu hususta müstesnadır. Nitekim başka hususlar vardır ki Hz. Peygambere haram olmasına rağmen ümmetine helal kılınmıştır. Sözgelişi Peygamberimize ve onun ailesine zekat verilemez. Ek olarak Peygamberimiz miras bırakmamıştır. Teheccüd namazı Peygamberimize farz olmasına karşın ümmetine sünnettir.

“Peygamber müminlere canlarından ileridir. Onun eşleri de müminlerin anneleridir.” (Ahzab, 33/6)

Peygamberimiz (asm)’in hanımları müminlerin anneleri olarak bidirilmiş ve onlarla evlenilmesi yasaklanmıştır. Bu sebebten evlilik dörtle sınırlandırıldığında öteki sahabeler dörtten fazla olan eşlerini boşadıklarında, bu hanımlar başkalarıyla evlenebiliyorlardı. Sadece Hz. Peygamber’in hanımları için bu şekilde bir serbestiyet yoktur. Onlar başkalarıyla evlenemez. Bu durumda Hz. Peygamber dört eşle sınırlandırılma mevzusunda kural dışı tututlmuştur.

Ahzab Suresi, Ayet 51-52:

51. Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Tanrı kalblerinizdekini bilir. Tanrı her şeyi bilir ve yumuşak davranır.

52. Bundan başka hanımefendiler sana helâl olmaz. Bu tarz şeyleri başka eşlerle değişiklik yapmak de olmaz. İsterse güzellikleri hoşuna gitsin. Sadece haiz olduğun cariyen başka. Tanrı her şeye gözcü bulunuyor.

Ayetlerin Tefsiri:

51. Onlardan dilediğini geriye bırakırsın. Dilediğini de yanına alırsın. Birden oldukca hanımı olanlara, sıra ile bir nöbet seyretmek vaciptir. Buna “kasm” denilir. Fakat Peygamber (asm)’in özelliklerinden olmak suretiyle ona “kasm” vacip kılınmayıp kendi dilemesine bırakılıyor. Azlettiğin, şu demek oluyor ki bıraktığın veya boşadığından arzu ettiğine dönmen durumunda da üzerine bir günah yoktur. Bu yargı, şu demek oluyor ki tertib suretiyle nöbetle “kasm” sana vacip kılınmayıp bu şekilde senin arzu ve dilemene bırakılması onların gözlerinin aydın olmasına ve gözleri aydın olup da üzülmemelerine ve senin kendilerine verdiğin ile yaptığın davranış ve kayra ile hepsinin hoşnud olmalarına daha elverişlidir. Şundan dolayı o, bir kere hepsinin eşit oldukları bir hükümdür, sonrasında sen aralarını eşit meblağ “kasm” yaparsan, onu senin bir ihsanın bilerek sevineceklerdir. Ve eğer bazısını tercih edecek olursan, onu da Tanrı’ın bir hükmüyle yaptığını bilecekler, gene gönülleri hoş olacaktır. Bundan anlaşılır ki hanımları sevindirmek, gönüllerini hoş etmek de şeriatın gözettiği maksatlardandır.

Kalblerinizdekini Tanrı bilir. Hatırınızdan neler geçiyor, gönüller neler istiyor, ne duyguda, ne niyette bulunuyor hepsini bilir. Onun için kalplerinizi de güzel tutmaya çalışın. “Tanrı her şeyi bilir ve yumuşak davranır.” ALÎM, mübalağa ile alîm, oldukca, pek oldukca bilir; onun için gizli saklı açık neyiniz var ise bilir. Fakat halimdir, ceza vermekte acil edivermez, mühlet verir, dikkatsizlik etmez; o halde cezanın geri bırakılmasından dolayı aldanmamalı ve oldukca titizlik etmemelidir.

52. Sana bundan öte hanımefendiler helal olmaz. Muhayyer kılınıp da seni yeğleyen dokuz hanımından başka hanımla evlenmek caiz olmaz. Bu hanımlar, Aişe binti Ebi Bekr, Hafsa binti Ömer, Ümmü Habibe binti Ebî Süfyan, Sevde binti Zem’a, Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye, Safiyye binti Huyeyyi’l-Hayberiye, Meymune binti’l-Harisi’l-Lilâliye, Zeyneb binti Cahşi’l-Esediye, Cüveyriye binti’l-Hârisi’l-Mustalikıyyedir. Tanrı hepsinden razı olsun. Onları başka hanımlara değiştirmen de olmaz. Şu demek oluyor ki bu tarz şeyleri boşayıp yerlerine başka hanımlarla evlenmen de caiz olmaz. Onlar Tanrı ve Resulü’nü seçtikleri için Tanrı Teâlâ da onlara bu şekilde ikram ve lutufda bulunmuş, Resulullah (asm) de vefatına kadar bir tek bu hanımlarla evli kalmış, vefatında da onlar müminlerin anaları olarak kalmışlardı.

Güzellikleri hoşuna gitse bile. Alacağın bayanların güzellikleri, senin takdirine layık olmaları varsayılsa bile helal olmaz. İbni Atiyye tefsirinde der ki: Bu ifade, bir insanın evlenmek istediği hanıma bakmasının caiz olduğuna delildir. Nitekim Mugire b. Şu’be ve Muhammed b. Mesleme hadisleriyle Sünen’de de varid olmuştur. Sadece elinin altında bulunan cariyeler hariç. Şundan dolayı onlar helal bununla beraber Tanrı her şeyi gözetliyor. Onun için O’ndan korkmalı, koyduğu sınırları aşmamalı, helalden harama geçmemeli. Yukardaki ayetin eki mahiyetinde olan bu son cümle, yukarsını tamama erdirirken aşağısına bir ön giriş oluyor.

Peygamber (asm)’e bu seslenişten sonrasında evi ve hanımları hakkında hukukî düzenlemelerle ilgili olmak suretiyle, insanların gözetmekle yükümlü oldukları görevleri beyan için, genel olarak tüm inanç edenlere şöyleki sesleniliyor:

Meâl-i Şerifi

53. Ey inanç edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız zaman girin. Yemeği yediğinizde de derhal dağılın. Söyleşi etmek için de izinsiz girmeyin. Şundan dolayı bu haliniz Peygambere eziyet veriyor, fakat o sizden utanıyor. Fakat Tanrı gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O’nun hanımlarına bir gerekseme soracağınız zaman de perde arkasından mesele. Bu şekilde yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah’a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonrasında hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Şundan dolayı bu Tanrı katında oldukca büyük bir günahtır.

54. Siz bir şeyi açıklasanız da gizleseniz de kuşku yok ki Tanrı her şeyi bilmektedir.

55. Onlar (peygamberin eşleri) için babaları, oğulları, kardeşleri, adam kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi bayanları (hanım dostları) ve haiz oldukları köleleri hakkında bir günah yoktur. Bununla birlikte (ey Peygamberin hanımları) Tanrı’tan korkun. Şundan dolayı Tanrı her şeye tanık bulunuyor.

56. Hakkaten Tanrı ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey inanç edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.

57. Şüphesiz ki Tanrı’a ve Resulü’ne eziyet verenlere Tanrı hem dünyada, hem ahirette lânet etmiştir. Onlara aşağılayıcı bir azab hazırlamıştır.

58. Mümin erkeklere ve mümin hanımefendilere yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler de bir karacılık ve açık bir günah yüklenmişlerdir.

“Peygamber müminlere canlarından ileridir. Onun eşleri de müminlerin anneleridir.” (Ahzab, 33/6)

Buyurulmakla, Peygamber (asm)’in müminlere canlarından daha ileri ve hanımlarının onların anneleri olması, müminlerin Resulullahı’ın evine kendi evleri benzer biçimde izin almaksızın girebilmelerine caizlik verecek zannedilebilirdi. İşte bu ayet hem bu şekilde bir zanna yer olmadığını konu alıyor, hem bu vesileyle Resulullah’ın eşlerine “hicab”ı (tesettürü) emrediyor, hem de müminlerin anneleri olmalarının mânâsını açıklıyor. Âyetten anlaşıldığına ve İbnü Abbas’tan rivayet olunduğuna nazaran, bazı kimselere ara sıra Resulullah’ın evinde yiyecek yediriliyordu. Bunlar kimi zaman, yemekten ilkin yetişinceye kadar bekliyorlar, yemekten sonrasında da derhal çıkıp gitmiyorlar, Resulullah (asm) sıkılıyordu, bu ayet nazil oldu. Hz. Zeyneb ile evlendirilmiş olduğu vakit meydana getirilen düğün yemeğinde nazil olduğu da Buharî, Tirmizî ve başka kitaplarda Hz. Enes’ten rivayet olunmuştur.  اِلَّا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلى طَعَامٍ  Sizin için yemeğe izin verilmedikçe, لِطَعَامٍ denilmeyip اِلَى طَعَامٍ denilmesi, izin kelimesinin içine çağrı manasını da yüklemek içindir. Beydâvî’nin ifadesine nazaran bu mânâ yüklemenin sebebi de, izin verilse bile yemeğe çağrılmadan varmanın güzel olmayacağına imlemek içindir.  غَيْرَ نَاظِرِينَ اِنَاهُ Yiyecek zamanına bakmaksızın yada yemeğin olmasını gözetmeksizin yada gözetmemek suretiyle girmeyin.

Hz. Peygamber (asm) müminler için canlarından ileridir. Tüm işlerinde kendilerinden daha elverişlidir. Şundan dolayı o, onlar için sadece iyilikleri, yararları, kurtuluşları ne ise, onu gözetir, onu emreder, kötülüklerine ve zararlarına razı olmaz. Oysa insan nefsi o şekilde değildir.

O halde Peygamber onlara kendilerinden daha sevgili ve onun emri kendilerinin emrinden daha geçerli ve ona karşı şefkatleri nefislerine şefkatlerinden daha muhteşem olmalıdır. Rivayet olunur ki Resulullah (asm) Tebük gazasına gidilmesini emrettiği vakit bazı kimseler analarımızdan, babalarınızdan izin isteyelim demişlerdi, bu âyet bunun üstüne indi.

Peygamberin eşleri de onların analarıdır. Şu demek oluyor ki saygı ve saygıda müminlerin anaları mesabesindedirler. Onları nikâh etmek haram, kendilerine saygı etmek farzdır. Bunun dışındaki hususlarda ise, diğeri yabancı hanımefendiler gibidirler.

Onun için Hz. Âişe, “Biz bayanların anaları değiliz.” buyurmuştur. Rahim sahipleri şu demek oluyor ki akraba olanlar da bazısı bazısına daha yakın, daha önceliklidir. Tanrı yazısında, bu âyette yada miras âyetlerinde, “Müminlerden ve Muhacirlerden” bu kayıtlamada iki olasılık vardır. Birisi rahim yönünden akrabaları beyan etmesidir.

Şu demek oluyor ki genel olarak müminlerden ve bilhassa Muhacirler’den olan rahim akrabaları, bundan dolayı kâfirlerden olan akraba mümine varis olmaz. Diğeri “iptidaiye” olarak âyet metninde geçen “evlâ”nın sılası olmaktadır.

Şu demek oluyor ki akrabalar birbirlerine Tanrı yazısında öteki müminlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Din hakkı bulunan müminlerden, hicret hakkı olan muhacirlerden, daha öncelikli olarak miras alırlar. İslâm’ın başlangıç yıllarında, hicret ve dinde kardeşlik sözleşmesi ile meşru kılınmış olan mirasçı olma, bu âyet ile neshedilmiş (yürürlükten kaldırılmış), akraba olanlar, diğerlerine öncelikli duruma getirilmiştir. Sadece dostlarınıza bir “maruf” yapmanız hariçtir.

Burada “maruf”tan maksat vasiyettir. Şu demek oluyor ki akrabaya değil de akrabalık bağları haricinde olan dostlara meydana getirilen vasiyet, o öncelikli olma hükmünden müstesnadır. Şundan dolayı üçte bir miktarında vasiyet, mirastan önceliklidir. Kitapta bunlar yazılmış bulunuyor.

Nitekim Nisâ Sûresi’nde miras âyetlerinde:

“(Fakat tüm bu hükümler ölenin) edeceği vasiyetin (yerine getirilmesi)nden yada borcunun (ödenmesin)den sonradır.” (Nisâ, 4/11)

diye yazılı olduğu benzer biçimde, burada da bu âyetle yazılıdır. Onun için Tanrı’ın kitabındaki bu hükümlere doğal olarak olup Tanrı’a tevekkül et.

Slm ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Çar, 05/02/2014 – 10:21 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir