İçki, kumar ve faiz şeklinde haram kazançtan meydana getirilen ikram kabul edilir mi?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

İkram edenin helal olan kazancı var ise, helal kazancı niyet ederek meydana getirilen ikramlar yenilebilir.

Meşru ve helâl dairede rızkını temin etmek, her insanın tabiî bir hakkı ve vazifesidir. Dinimiz, kendi geçimi ve çoluk çocuğunun maişeti için geçen emek verme zamanını ibâdet saymıştır. Bu vesileyle kazanç yollarından meşru olanları belirlediği ve teşvik etmiş olduğu şeklinde, gayrimeşru ve haksız kazancı da yasaklamıştır.

Bilinmiş olduğu şeklinde, sanat, tecim, ziraat şeklinde geçim yolları akla gelen ilk kazanç vesileleridir. Faiz, rüşvet, karaborsacılık şeklinde yollar ise gayrimeşrudur ve haramdır.

Helâlle haram arasındaki mesafenin daraldığı, istikametli bir yaşamın güçleştiği zamanımızda, mü’minin oldukça dikkatli ve titiz hareket etmesi lâzımdır. İlâhî bir emanet olan midesine haram ve şüpheli lokmanın girmemesine âzamî seviyede dikkat gösterilmesi gerekmektedir. İnsanı harama çağıranların oldukça ve çeşitli olması, helâle ve kanaate çağrı edenlerin de o nisbette azca olması zamanımızın bir fitnesidir.

Çevrenin tesirinde kalmış olarak yada hırs aldatmacasıyla tadılan haram lokma bir sefere bağlı kalmamaktadır. Bazan düşülen hatâya bahane uydurulup, teviller yapılabilmektedir. Zaman içinde haramla iç içe kalınabilmektedir.

Mü’minleri dikkate sevk eden, onların imânlı hayatlarının devamını isteyen şu hadis-i şerif mânidardır:

Cennetle müjdelenen Sa’d bin Ebi Vakkas’ın,

“Ya Resulallah, dualarımın kabul olması için bana yakarış et.” demesine karşılık, Resul-i Ekrem (a.s.m.) Efendimiz şöyleki buyururlar:

“Yediklerin helâlden olsun. Helâl yiyenin duası makbuldür. Allah’a vallahi billahi ki, kişinin haram lokma yediğinde kırk gün duası kabul olmaz. Eti, haksız yoldan ve faizden meydana gelen hiç kimseye ateş daha lâyıktır.”(Muhtasar İbni Kesir, I/149)

Hal bu şekilde olunca, dünya ve âhiret saadetimizi gölgeleyen gayrimeşru vasıtalara tevessül etmemek, dualarımızda da Allah’tan daima helâl rızık talep etmek durumundayız. İnsanın kendi şahsında gösterdiği bu dikkat, asla şüphesiz, çevresine de etki edecektir. İstikametli yaşayışı örnek alınacaktır. Öteki taraftan, bu dikkat neticesinde mü’min, dost ve yakınlarıyla olan münasebetlerinde zor duruma düşmeyecektir. Tutum ve davranışları yadırganmayıp, aksine takdir de edilecektir.

Kendi aile hayatımızda riayet ettiğimiz esaslara, herhangi bir halde meydana gelen ziyafet, çağrı ve dost meclislerinde de medenî münasebetler içinde uymamız bizi rahatlatacak ve huzurumuzu kaçırmayacaktır.

Harama teşvik eden, tatlı gösteren vesileler çoktur. Başta şeytan ve nefsimiz bizi o yola sürüklemeye çalışır. Bazan geçim sıkıntısı ve ailevî sebepler harama bulaşmaya sebep olabilir. Bazı durumlarda da harama kendimiz girmediğimiz ve çekindiğimiz halde, bir yakınımız vasıtasıyla harama bulaşmamız söz mevzusu olabilir. Bu, bir davete icabet etme şeklinde olabildiği şeklinde, armağan ve miras halinde de olabilir.

Bir yakınımız ve dostumuz tarafınca meydana getirilen davete icabet etmek sünnet, bazı hallerde de vaciptir. Aynı şekilde, takdim edilen armağan ve ikramları da reddetmemek dinî ve insanî bir vazifedir. Sadece bu şeklinde hallerde, veren kimsenin kazancının helâl ve haram olması cihetini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Asla bir halde araştırmadan, incelemeden kabul edilmesi halinde, veren kadar alana da görevli duruma düşer.

Bu bakımdan büyük günahları apaçık işleyen ve yaptıklarından bir pişmanlık duymayan fâsık kimselerin davetine icabet etmemek lâzımdır. Kazancının bir çok haramdan meydana gelen, faiz, rüşvet şeklinde gayrimeşru yollardan kazanan kimsenin ikram ve davetine gitmek, hediyesini kabul etmek, haram yiyecek olacağından, kabul etmekten kaçınmak gerekir.

Eğer hazırlanan yiyecek, helâl bir mirastan ve borçtan alınarak hazırlanmışsa, bu takdirde yenilmesinde bir sakınca görülmemektedir. Bu meselede çağrı sahibinin kazancının helâl ve haram olması ekseriyete göredir. Doğrusu maişetinin çoğunluğu haram yoldan temin edilmişse haram hükmündedir. Eğer helâl galipse, o süre helâl hükmüne geçer, helâl kısmından istifade edilmiş olunur.

Fakat Hanbelî mezhebine nazaran, kazancında hem helâl, hem de haram bulunan kimsenin davetine icabet mekruh görülmektedir. Ravda isminde fıkıh kitabında yer verilen bir rivayete nazaran, “fâsıkın davetine icabet edilir” denilmektedir.

Fakat tüm bunlarla beraber, mezhep imamlarının ve müçtehidlerin ittifakı, ekserîsi haram olan bir kazançtan istifade edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.(Fetâvâ-yı Hindiyye, V/343)

Miras hususunda da durum değişik değildir. Miras bırakan kimse, o malı haramdan kazanmış, faiz, rüşvet, gasp ve karaborsacılık şeklinde yollardan temin etmişse, mirasçısı o malı yiyemez. Eğer o mal gaypedilmiş, haksız yere bazılarından alınmışsa, sahiplerine iade edilmesi gerekir. Eğer bilmiyorsa, bir hayır kurumuna bağışlama edilir. Eğer mirasçıya düşen malın haramdan geldiği söyleniyor, fakat nereden ve ne şekilde olduğu kati delilleriyle bilinmiyorsa, bu durumda mirasçı onu yiyebilir. Fakat takvaya en uygun olanı, o malı sahibi niyetine sadaka olarak vermektir.(Reddü’l-Muhtar, IV/130)

Haram yoldan kazanç temin eden bir kimseden gelen hediyeyi geri göndermek ve geri vermek mümkün olmuyorsa, bu şeklinde halde de onu kendi istifademiz haricinde bir hayır kuruluşuna vermemiz gerekir.

Bu dinî hükümleri uygulama ederken yada icra safhasına koyarken medenî ve insanî münasebetleri de tüm tüm kesmemeye, muhatabı rencide etmemeye dikkat gösterilmelidir.

Gayrimeşru kazanç sahibi kimsenin davetini ve ikramını kabul etmemekte esas nokta, o kişiyi öyleki bir kazançtan vazgeçirmek olmalıdır.

Merhaba ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

sonmohikan tarafınca Sa, 18/07/2006 – 14:44 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir