İhtilaf ve tefrika çıkarmamaya dair informasyon verir misiniz?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

İhtilâf, bir mevzuda değişik görüş ileri sürmektir; veya bir mevzuda birbirinden değişik birkaç görüş ve hükmün bulunması hâlidir. Bu hâl caiz olan bir mevzuda meydana gelmiş ise ve değişik görüş sahipleri, ümmetin birliğini bozacak şekilde taassuba düşmemiş bulunurlarsa yalnızca ihtilâftan bahsedilir, fakat tefrikadan bahsedilemez, şu demek oluyor ki bu görüş ve düşünce ayrılığına tefrika denemez. Görüş ayrılığı, Kitâp ve Sünnet’in açıkça hükmünü ortaya koyduğu, ümmetin üstünde ittifak etmiş olduğu bir sâhada yada mevzuda ortaya çıkarsa, veya ictihada açık sâhada ortaya çıkmış olduğu hâlde değişik görüşlere meşrûiyet tanımayan bir taassuba düşülmüş olursa “dînin caiz görmediği” tefrika meydana gelmiş olur. İmam Şâfiî bu iki kavramın mühim farkını şu cümleler ile dile getiriyor:

“Allah’ın Kitâbında, veya Peygamberi’nin (asv) dilinde açık ve kati kanıt ile ortaya koyduğu hükümde -bunu bilen kimsenin- ihtilâf etmesi, değişik bir görüş ileri sürmesi caiz değildir. Te’vîle (yoruma) açık olan, veya benzetme yöntemiyle erişilen bir mevzuda, yorum yada kıyâsın götürebileceği bir mânâyı ortaya koyarsa, bu hiç kimseye, kati ve açık nassa karşı görüş ileri sürmüş muâmelesi yapılamaz.. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de, kati ve açık olarak ortaya konmuş hükümler üstünde ihtilâfa düşenleri -yalnızca bunları- kınamıştır.”1

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de beş zaman namazı farz kılmış, örtünmeyi farz kılmış, avret yerlerini açmayı yasaklamıştır; bu mevzularda değişik görüş ileri sürülemez, değişik hükümlerden bahsedilemez. Kur’ân-ı Kerîm’de faiz açık ve kati olarak haram kılınmıştır; faizin haram olup olmadığı tartışılamaz, değişik görüş ileri sürülemez…

Kur’ân-ı Kerîm’de ve Sünnet kaynağında bilhassa ve açıkça hükmü açıklanmamış mevzulara erişince ictihad (benzetme, istihsan, istıslâh….) devreye girer. Bu mevzularda değişik görüşler ileri sürmek, değişik ictihadlarda bulunmak caizdir. Böylece ortaya çıkacak olan birden fazla görüş ve yargı, ümmet için genişliktir, rahmettir; şu sebeple ülü’l-emir bunlardan herhangi birini tercih ederek kanunlaştırabilir, şu demek oluyor ki ülü’l-emrin önünde birden fazla seçenek vardır. Fertler de -kendileri müctehid değil iseler- bunlardan biri ile amel ederek kulluk vazifelerini yerine getirmiş olurlar. Sıkıntıya düştüklerinde, ehlinden fetvâ alarak başka görüş ve ictihadları da uygulayabilirler.

Yukarıdaki kâideye Kur’ân-ı Kerîm’den bir örnek vermek gerekirse gene faiz konusunu ele alabiliriz: Birçok âyet faizi, “ribâ” adıyla yasaklamıştır. Sadece hangi maddelerin iyi mi mübâdele edildiğinde faizin gerçekleşeceğini detaylarıyla açıklamamıştır. Rasûlullah (asv) de altı maddenin (buğday, arpa, altın, gümüş, hurma, tuz) adını zikrederek bunların bazı mübâdele şekillerinde faizin gerçekleştiğini anlatmışlardır. Bu altı maddenin haricinde kalan maddelerden hangilerinin faizlik madde olduğu mevzusu ise ictihada bırakılmıştır. İşte bu maddeleri belirlerken ileri sürülecek değişik görüşler ve ictihadlar caizdir, meşrûdur, tefrika değildir.

Tevhid inancı insana gönülde, dilde ve davranışlarda yön alışkanlığı kazandırır. Bu sebeple namazın her rekatında okuduğumuz Fatiha suresinde: “Bizi doğru yola ilet.”(1/6) şeklinde geçen âyet insanoğlunun hakka, iyiye, güzele yönelmesinin ve her türlü sapıklıktan uzak kalmayı isteme arzusunun bir yansımasıdır. Hz. Peygamber (asv)’in  “Doğru yol”(es-Sırat’ul-Mustakim) ifadesini bir şekille sahabeye bizzat açıkladığını Cabir İbn Abdullah şu şekilde rivayet ediyor:2

“Rasûlüllah (asv)’ın yanında idik. O, yere bir çizgi çizdi. Bu çizginin sağına iki, soluna da iki paralel çizgi daha çizdi. Sonrasında elini ortadaki çizginin üstüne koydu ve dedi ki: Bu, Allah’ın yoludur. Sonrasında şu ayeti okudu: “Bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyunuz; başka yollara uymayınız ki, onlar sizi Allah’ın yolundan ayırır.”(6/153).

Sırat-ı Müstakim, ifrat ve tefritten uzak dengeli bir ümmetin yoludur. Kısaca, Allah Rasülü’nün (asv) ve onun ashabının izlediği yoldur.  Kur’an-ı Kerim’de “Allah’ın yoluna uymayı, topluca O’nun ipine sarılmayı, çözülüp parçalanmamayı, birlik ve beraberlik içinde yaşamayı” korumamız gerektiği dile getirilir. Bu ayetlerden birkaçı şöyledir:

“Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın.”(Ali İmran, 3/103).
 
“Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, aksi taktirde zaafa düşer, kuvvet ve devletinizi elden kaçırırsınız.”(Enfal, 8/46).

Dipnotlar:

1. İmam Şâfiî, Risâle, s. 560-561.
2. İbn Mace, Muhammed b. Yezid, Sünen, Kahire, 1372, Mukaddime 1, c. 1, s. 6.

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Ct, 16/04/2011 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir