İmam Birgivi, yedi neslimizin affıyla ilgili bir şey demiş mi?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

İmam-ı Birgivi hazretleri buyururlar ki;
İnsanoğlunun akrabası geriye doğru 7 nesildir.
(7 ceddimiz deriz) bu 7 nesilde hem anne hem baba tarafınca tam 254 anne ve baba vardır.
Bunların hepsinin ahlakı, aslı, nüvesi, karakteri, zerreler seviyesinde de olsa, nesilden nesile, azca yada fazlaca süzülerek bizlere kadar gelir. Bizim nefsimizin ahlakının temelini oluşturur, sonrasında ergenlikle, şahıs bu temeli alıp ya daha iyiye götürür ya daha kötüye…
– Fakat bazı durumlar var ki kişiye yapışıyor, ne kadar nafile namaz kılsa,  oruç tutsa kişiden ayrılmıyor… Kişinin başına gelen belalar, sıkıntılar, huzursuzluklar, vazgeçemediği fena huylar yada bir türlü yönelemediği iyi huylar…
– Deniliyor ki; Bunların hepsinde kişinin geçmişinin, 7 ceddinin oranı var, onların içinde birileri ahh almış, zulmetmiş, ah etme almış yada üstünde ödenmemiş kefaret ile gitmiş bu alemden…
– Peki bunun tedavisi iyi mi olacak? Kısaca bizim çektiğimiz sıkıntılarda, hastalıklarda, üzüntülerde geçmişimizin oranı var, fakat onlar vefat etti, iyi mi bu borçlarını öderler de ikimiz de çektiğimiz sıkıntılardan kurtuluruz?
– Paran var ise sadaka verirsin, kimi zaman oruç da tutarsın bu niyetle, onlara armağan edersin,  sana kalan sevaplardan hiçbir şey eksilmez, onlar da istifade ederler, fenalık baştan çözülür.
– Fakat bunun daha kolay bir yolu da şudur; Sözgelişi sabah niyet edersin “bu gün okuyacağım tüm Salavat-ı Şerifeleri geçmişimdeki 254 anne ve babamın, var ise üzerlerindeki kefaretlerin, kul haklarının, bedduaların kaldırılması  için armağan eyledim” diye ve her boş zamanında okursun…
– Fıkhen Kefaretin izalesi,  ödenmesi, sadaka vermek yada oruç tutmak ile olur, o süre geçmiş o 254 anne ve babamız için, var ise üzerlerindeki kefaretlerin, kul haklarının ödenmesi için, bu niyetle sadaka vereceğiz, oruç tutacağız…
– Böylelikle onlar üstündeki ahhlar gider, kul hakları kalkar, kefaretleri ödenir, o süre, bizlerin üstündeki tüm sıkıntılar da kalkar, şifa, rahatlık bulur saadete ereriz inşallah.

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

– İmam Birgivi’nin söylediği bildirilen sözlerine rastlayamadık.

– Bununla birlikte mevzuyla ilgili  ayet, hadis ve ehl-i sünnet alimlerinden öğrendiğimiz bilgiler şu merkezdedir:

a) Din imtihanında kişisel/bireysel mesuliyet esastır. Yukarıdan-aşağıdan yedi sülalesinin kötülükleri kişinin “sabıkalı siciline” işlenmez.

Meallerini vereceğimiz ayetlerde bu hakikati görmek mümkündür.

“Her kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür, kim de zerre kadar fenalık yapmışsa onu görür.” (Zilzâl Suresi, 99/7-8)

“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden hiçbir şey (alınıp) taşınmaz. Akrabası dahi olsa (kimse onun yükünü taşımaz).” (Fâtır Suresi, 35/18)

“De ki; Âllah’a itaat edin! Peygambere itaat edin! Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki o peygamber; kendisine yükletilenden ve siz de kendinize yükletilenden sorumlusunuz.” (Nûr Suresi, 24/54)

“Ey inanç edenler! Rabbınıza karşı gelmekten sakının! Babanın oğlu, oğulun da babası için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun!…” (Lokman Suresi, 31/33).

b) İnsanoğlunun akrabası geriye doğru 7 nesildir. (7 ceddimiz) benzer biçimde ifadeler kesretten kinayedir. Yoksa bizlerin Hz. Adem’e kadar 7 değil, bir ihtimal 700 ceddimiz vardır.

c) Bugün bilimsel olarak da değerlendirilen “genetik”, “tevarüs”, “kalıtım” benzer biçimde adlarla anılan faktörlerin nesiller içinde cereyan etmiş olduğu bir gerçektir.

Sadece, bunların şahıs üstündeki tesiri fazlaca abartılıdır. Zira inanç şuurunun öğrettiği gerçek şudur ki: İmtihanın iki sorusu olan “inanç ve amel”den asla birisi kişinin kâmil aklı, özgür iradesi haricinde söz mevzusu değildir.

Eğer denildiği benzer biçimde, bir insanoğlunun iyiliği yada kötülüğü ecdadından gelen mecburi bir yönlendirme faktörü ise, bu durumda -haşa- âdil bir sınav yok anlama gelir. Şundan dolayı, bu durumda babası hırsız olan kimse de hırsız olmak durumundadır. Babası veli olan kimse de veli olmak zorundadır.

Oysa, realiteler de bunu aksini kanıtlama ediyor. Hz. Nuh’un oğlu Kenan ile, Ebu Cehil’in oğlu İkrime binler misalden birer canlı örnektir.

d) Evet, yine edelim ki, genetik yoldan gelen maddî manevî benzerliklerin olduğu malum bir gerçektir. “İnsanın oğlu insan; kurdun oğlu kurt olması” bu gerçeğin bir tezahürüdür. Arı yavrusunun bal yapması, yılan yavrusunun zehir kusması da bu gerçeğin bir şahididir.

Yalnız şu da bir gerçektir ki, kalıtım mahsulü olan hiçbir husus, bir çocuğun yaşam çizgisini belirleyecek seviyede bir ayniliğe/anne ve babasının tıpkısını meydana getiren tıpa tıp bir benzerliğe haiz değildir. Böyle bir durum, insanların özgür iradelerine bağlı olarak gelişen sınav sırrına da aykırıdır.

“Veliden peli, peliden veli…” darb-ı meseli bu gerçeği fazlaca güzel ifade etmektedir.  

“Her doğan çocuk fıtrat dini olan  İslam’ı kabul edebilecek bir kabiliyette doğar. Sonrasında anası, babası, çevresi, onu Yahudî, Hristiyan, Mecusî yaparlar.” (Buhâri, Cenâiz, 79; Müslîm, Alınyazısı, 23-25) manasına gelen hadisin ifadesi de bu mevzuyu açılığa kavuşturmaktadır.

Slm ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Anonim tarafınca Cu, 02/02/2018 – 09:43 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir