İslam uygarlık eğitiminin esasları nedir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

İslâmiyet insana eşref-i mahlûkat, şu demek oluyor ki yaratıkların en şereflisi ve halife-i zemin, şu demek oluyor ki yeryüzünün halifesi benzer biçimde en yüksek bir makamı vermiştir.

Bu insan tarifine dayalı olarak verdiği eğitim sisteminin esasları da şöyledir:

1.İnsanlık için dayanak noktası olarak kuvvet yerine hakkı kabul eder. Şu demek oluyor ki “Güçlü olan haklı değil, haklı olan kuvvetlidir” prensibini esas alır. Bu da insanoğlu içinde adaletin ve hukukun yerleşmesine sebep olur. O da refah ve barışı netice verir.

2. Gayede şahsî çıkar yerine fazileti ve Yüce Allah rızasını esas alır. Bu da insanoğlu içinde tesanüt ve dayanışmayı sağlar.

3.Hayatta savaşım yerine yardımlaşmayı kabul eder. Bu da insanları birbirinin yardımına koşturur.

4. Cemaatlerin rabıtalarında; şu demek oluyor ki birbirlerine bağlanmalarında ırkçılık ve menfî milliyet yerine, din birliğini, vatan ve derslik birliğini kabul eder. Bu da toplum içinde uhuvvete, kardeşliğe, incizaba, yakınlaşmaya vesile olur.

5. Yaşamın hedefini yalnız nefsanî isteklerini yerine getirmeye karşılık, ruhunu yükseltmeye, ulvî hislerini doyum etmeye, insanı hakiki insanlığa çıkaran yüksek terbiye sahibi muhteşem insan olmaya sevk eder. Bu da nefsin fena isteklerinin bağlanmasına, ruhun yükseltilmesine ve dünyada da ahirette de rahat, mesut bir insan olmasına neden olur.

Bugün bu esaslar doğrultusunda kendi Millî eğitimimizin tekrardan inşasına şiddetle gerekseme vardır. Tüm ilimlerin gençliğe takdiminde bu esaslar göz önünde bulundurulmalıdır.

O şekilde ise, insana verilecek eğitimin de onlara bu şuuru kazandıracak tarzda ve kendilerine yüklenen ulvî görevleri yerine getirecek şekilde olması gerekir.

Demek ki, bu Anadolu insanının hayatiyetini devam ettirebilmesi için; hak, erdem, Yüce Allah rızası, yardımlaşma, din birliği, vatan birliği, ulvi hisleri yücelterek yüksek terbiye sahibi muhteşem insan olma benzer biçimde vasıfları ile birlik ve beraberliği her şeyin başlangıcında gelmektedir. Bu da aklın nuru olan fen eğitimi ile vicdanın ziyası olan din eğitiminin mecz edilerek verilmesiyle mümkün olacaktır. Bu sorun Münazarat’ta şu şekilde ifade edilmektedir:

Vicdanın ziyası ulûm-u diniyyedir (dinî ilimlerdir). Aklın nuru fünûn-u medeniyyedir (çağdaş fenlerdir). İkisinin imtizacı ile hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervâz eder (uçar). İftirak ettikleri (ayrıldıkları) zaman, birincisinde taassub; ikincisinde hîle, şübhe tevellüd eder.” (Nursi, B.S. Münazaraat).

Toplumda birlik ve beraberliğin sağlanmasında manevî bataryası hükmünde olan bizdeki dinin toplumsal dünyadaki önemini Meşrutiyet döneminde anlayamayan Jön Türkler, hayatla dini birbirinden ayrı düşündüler. Terakki ve ilerlemeyi, Batının uygarlığında zannettiler. Batı’da olduğu benzer biçimde dini terk etmekle bunun gerçekleşeceğini düşündüler. Hâlbuki İslâmiyetle Batı’nın tahrif edilmiş Hıristiyanlık dininin tamamen değişik bulunduğunu nazara alamadılar.

O süre bu gelişimleri yakından takip eden Bediüzzaman, meydana getirilen bu yanlışlığa dikkat çekerek, doğru hareket tarzının ne olması icap ettiğini şu şekilde dile getirmiştir:

“Din ile yaşam kabil-i ayrım bulunduğunu zannedenler felâkete sebeptirler

Şu Jön Türkün hatası:

Bilmedi o bizdeki din yaşamın esası.

Millet ve İslâmiyet ayrı ayrı zannetti.

Uygarlık müstemir, müstevlî vehmeyledi.

Mutluluk-i yaşamı içinde görüyordu.

Şimdi süre gösterdi,

Uygarlık sistemi bozuktu, hem muzırdı.

Deneyim-i kat’iye bizlere bunu gösterdi.

Din yaşamın yaşamı, hem nuru, hem esası.

İhyâ-yı dinle olur şu milletin ihyâsı.

 İslâm bunu anlamış oldu.

Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten milletin terakkisi.

 İhmali nisbetinde idi milletin tedennîsi.

Tarihî bir hakikat; ondan olmuş tenâs.

Demek ki, Jön Türklerin hatasının deposu; Batı medeniyetinin her türlü meseleyi halledeceği ve toplumun saadetini temin edeceği ve dinin de yerine geçeceği düşüncesiydi. Geçen bir asırlık süre, o uygarlık sisteminin bozuk ve zararı dokunan taraflarını ve eksikliklerini gösterdi.

Bu milletin hayatlanmasının ve tekrardan ayağa kalkmasının, dinin doğru anlaşılıp, ihya edilmesiyle mümkün olacağı gerçeğini şimdiki hamiyet-i milliye sahipleri anlamış oldu. Şu demek oluyor ki, başka dinin aksine, İslâm dinine sıkıca sarılma ve tutunma nisbetinde milletin terakki edeceğini, bu dikkatsizlik edilmiş olduğu nisbette de gerileyeceğini görmüş oldu. Gözden kaçırılan bu zamanı hakikatın farkına varan ehl-i hamiyet, bu çıkmazdan kurtulmanın da, insana verilecek eğitimde bir tek onun maddî yaşamının değil, manevî yapısının da nazara alınmasıyla mümkün olacağını anlamış oldu.

İslam dini ile Hıristiyanlığın farkını anlayamayan Jön Türklerin o süre eğitimde yaptıkları hatayı gören ve eğitim çıkmazının farkına varan ve eğitimin tekrardan inşa ve ihya ihtiyacını hisseden idareciler, sivil cemiyet kuruluşları ve aydınlarımız son çeyrek asırda, çeşitli umar arayışı içine girmişlerdir.

 

Slm ve {dua} ile…
KuraniKerimde.com

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions