Kalp ile hakkaten inanç edebilmek için ne yapmak gerekiyor?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Kıymetli kardeşimiz,

Hakîki inanç, insanı harekete getiren, sahibini iyiye, doğruya, salih amele götürmüş olan muharrik kuvvet olmalı; eseri hayata fiilen intikal ederek mümini ve çevresini aydınlatmalıdır. İşte bu da, inanılanı, hayatta uygulama etmekle, kısaca; Allah’a ibadetle, salih amel adıyla anılan iyi ve doğru işler yapmakla ve güzel ahlâka ermekle olur. O halde, imansız olarak meydana getirilen yakarma ve amel makbul değilse (ve nifâk alameti sayılırsa), amel ve ibadete sevketmeyen ve kalbde saklı kalan inanç da kafi değildir.

Öyleki ise, imanı kemâle erdirmek ve olgun bir hale getirmek için, Allah’ın emirlerine sarılmak, yasaklarından kaçınmak; kısaca salih amel lâzımdır. İşte sadece bu gibiler, Allah’ın rızasına ve sonsuz saadete ererler. Bunun içindir ki; amel imanın hakikatine dahil değil ise de; kemâlinden olduğunda kuşku yoktur.

Esasen inanç, beş duyumuzla hissedemediğimiz fakat akıl ve kalbimizin ortak çalışmasıyla ortaya çıkan bir olgudur.

Bakara suresinin derhal başlangıcında ve tüm Kuran’da bizlerden “gayba inanç” kısaca görmediğimiz, duymadığımız sadece başta akıl, nihayetsiz delillerle varlığının eğer olmazsa olmaz olduğuna inandığımız “Allah’a inanç ve öteki inanç esaslarına inanmamız” istenmektedir.

Hakiki inanç bir tek akılla olmadığı benzer biçimde, bir tek kalp ile de olmuyor; bu ikisinin ortak çalışmasıyla olması gerekiyor.

Peki sevgi, korku, aşk, coşku, ümitsizlik, coşku… bunlar akılla oluyor mu?

Ne süre korktuk da beynimiz titredi? Ne süre sevdik de gözlerimiz aşk ile yandı? Ne süre üzüldük de, haberi alan kulaklarımıza hüzün çöktü?

Bunların ve daha nice hislerin tamamı bir tek kalpte hissedilmiyor mu?

Tüm bu hisleri iliklerine kadar kalbimizde yaşamayı bizlere kim öğretti?

Bunlar ister istemez olmuyor mu? 

Hatta kimi zaman kalbimiz heyecandan o şekilde çarpıyor ki, denetim edemediğimizden, yapacağımız işe bile engel olabiliyor. Fakat pır pır çarpmasının önüne geçmek için hiçbir şey yapamıyoruz.

Hepimizin bilmiş olduğu ve yaşamış olduğu bu tespitler sonrası gelelim sizin durumunuza.

Ilk olarak şunu bilin ki aklen yada kalben olsun imanın dereceleri sonsuzdur. Doğrusu insan “Ben inandım, ikna oldum, o süre tamamdır bu kadar yeter!” asla dememeli. Bu sebeple inanç akıntıya karşı yüzmeye benzer; yüzerken belli bir süratte gidersiniz sadece, burası iyiymiş deyip durduğunuz dakikada akıntı sizi gerisin geri, hatta fazla durursanız hareket ettiğiniz noktadan dahi geri götürür.

Onun için bir müminin canı ve şuuru tende olduğu müddetçe imanını arttırıcı tefekkürler yapmalı, başta Kuran, hadis, siyer, tefsir ve bilhassa de imanını açınma ettirici Kuran tefsirleri okumalı ve internetten de olsa bu biçim derslerden istifade etmelidir. Sitelerimizde bunlara yönelik nice dersler vardır.

Siz oldukça şükür nihayetsiz deliller karşısında aklen inanç etmişsiniz, sadece kalbinizde bunun tam karşılık bulamadığını ifade ediyorsunuz. 

İşte size üç kısa tavsiye;

Ilk olarak unutmayınız ki şeytan var! 

Onun işi aslına bakarsan kalbe vesvese vermek ve bilhassa de oradan çalışmaktır! 

Onun için ilk başta şeytandan Allah’a sığının ve yardımı da ihlasla O’ndan isteyin!

Akabinde mademki problem kalbinizde, buna çözüm getiren Kuran’ı kulak verin ve sık sık Allah’ı zikredin.

“Allah’a yönelen ve böylece Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler; inanç edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olan kimselerdir.

adsense

Dikkat edin! Kalpler sadece Allah’ın zikri ile mutmain olur!” (Rad suresi 28)

Sonrasında da kendinizde, çevrenizde, dünyada, kâinatta olan biteni tefekkür edin. 

Tefekkür çok büyük bir ibadettir. 

Ne kadar azca tefekkür edersek o denli gafletimiz artar. Ne kadar oldukça tefekkür edersek, Allah’ın isimlerini, sıfatlarını ve her şeyde tecellisini görür mutmain oluruz. 

Bu doyum bizlere bir taraftan “Elhamdülillah! Sübhanallah!” dedirtecek öteki taraftan Aden ümidini yeşertip, Cehennem korkusunu da hissettirerek, kalbimizde muhakkak bir hareketlenme yapmış olacaktır.

Örnek olarak havayı tefekkür edelim; 

Fenlerimiz özetlemek gerekirse diyor ki;

– Hava esas olarak oksijen ve azot atomlarından oluşmuş renksiz ve kokusuz bir gazdır. 

– Sesi, ışığı, kokuyu, harareti… iletir.

– Rüzgâr olur serinletir, bulutları getirir, çiçekleri aşılar.

– İnsan ve hayvanların ciğerlerine girer kirli kanı temizler.

– Bitkiler ve ağaçlar kirli hava ile beslenir, hayvan ve insanlara lazım olan temiz havayı üretir.

– Dünyanın etrafındaki atmosfer katmanları havanın uzaya yayılmasını engeller.

– Özetlemek gerekirse havanın olmadığında, kısa süre içinde başta insan olmak suretiyle dünyada bildiğimiz tarzda hiçbir canlı kalmaz!

Tefekkür edersek, kısaca bu bilimsel tespitlerin arkasında kim var diye düşünürsek göreceğiz ve anlayacağız ki bunların hepsinin kendi kendine olması imkânsız! 

Bu şuursuz, kudretsiz, iradesiz, merhametsiz, akılsız, hikmetsiz, ilimsiz, cansız, bilgisiz, kör, sağır… O ve N atomlarının bunca nihayetsiz işi, hem de aynı anda karıştırmadan, eline yüzüne bulaştırmadan yapması olacak şey midir? 

Demek bu atomlar, zerreler birisinin memurudur! Birisinin emrinde çalışıyorlar!

Kuran Fetih suresinde ne diyor;

“…Semavatın ve arzın orduları Allah’ındır!…”

Evet! İşte tüm bu işleri yönetim eden Padişahı bulduk!

Peki o tüm bu işleri çevirip yönetim eden mutlak güç sahibi Padişah kitabında tefsiren ne diyor;

 “Ben Allah’ım! Bana itaat edin sonsuz huzuru bulun! Etmezseniz sonsuz ceza çekeceksiniz!”

İşte bu ve benzeri tefekkürlerle o şekilde bir noktaya geliyoruz ki “Havf ve Reca” içinde kalıyoruz; dediğimiz benzer biçimde bir taraftan Aden ümidi bizi heyecanlandırırken, bir taraftan Cehennem korkusunu iliklerimizde hissediyoruz. Bunlar da kalbimizde hareketlenmeler getiriyor.

Bu bilinç ibadetimizdeki huşuyu; artan huşu da inanç ve inanç hakikatleri üstündeki tefekkürümüzü artırıyor.

Unutmayınız ki, elinizi, kolunuzu, bacağınızı, gözünüzü bir ihtimal denetim edebiliyorsunuz fakat kalbinizi edemiyorsunuz.

Elsiz, kolsuz, bacaksız, gözsüz olunabiliyor fakat kalpsiz olunamıyor.

Özet olarak, bu kalbi oraya koyana, onu saat benzer biçimde çalıştırana, zamanı erişince de durdurana tam bir teslimiyetle yönelin, yardımı da ihlasla O’ndan isteyin, O’na teslim olun! 

İşte o süre inşallah imanınızı kalben Ne Gibi hissettiğinizi görmüş olacaksınız! 

İlave informasyon için tıklayınız:

Allah’ın varlığına kalbimizle tasdik edip inandığımızı nasıl anlarız …

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Hatice_Kaya

adsense

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir