Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir?


Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 1Kur’ân-ı Kerim’in, Efendimiz yada başka birinin sözü olduğu iddiası birkaç gözü dönmüş cahiliye insanıyla, günümüzün, Kur’ân düşmanı batılı, doğu bilimciler tarafınca sık sık ortaya atılan bir mevzudur. Bununla bilgisiz, görgüsüz kimselerin zihinlerinin bulandırılması hedeflenmektedir. Kanaatimizce, dünün müşrikleri benzer biçimde, bugünün müşrikleri de, bu mevzuda düşünmeden maksatlı davranıyor ve garazlı konuşuyorlar. Zira Kur’ân, kim tarafınca olursa olsun, insafla ele alındığı süre bir beşere mal edilemeyecek kadar üstün ve ilâhî olduğu anlaşılacaktır.

Şimdi bu ciddî mevzunun derinlemesine tahlilini dev adamların devâsâ kitaplarına havale edip bir tek birkaç ana başlığı hatırlatacağız:

1) Bir kere Kur’ân’ın üslubuyla hadislerin üslubu birbirlerinden o denli farklıdır ki; Araplar, Efendimizin Kur’ ân dışı beyanlarını, kendi söyleşi ve konuşma tarzlarına uygun buluyorlardı fakat, Kur’ân karşısında şaşkınlık ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlardı.

2) Hadisleri okurken, arkasında düşünen, konuşan, Tanrı korkusundan iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur’ân’ın sesinde yüksek bir kuvvet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden o şekilde fazlaca değişik iki üslubu birden tasarım etmek ne aklın kabul edeceği bir durumdur ve ne de mümkün olabilir.

3) Mektep-medrese görmemiş ümmî bir insanoğlunun -O ümmîye ruhlar feda olsun- eksiksiz, kusursuz; ferdî, ailevî, toplumsal, iktisâdî ve hukukî bir sistem getirip yerleştirmesi, her şeyden evvel fikir ve aklın gerçeklerine aykırı bir durumdur.. Hele bu sistem, asırlar boyu, dost-düşman bir fazlaca millet tarafınca uygulama edilecek kadar mükemmel ve bugüne dek tazeliğini korumuşsa.

4) Kur’ân’da varlık, yaşam ve bunlarla alâkalı yakarma , hukuk ve ekonomi benzer biçimde mevzular birbiriyle o şekilde dengeli ve yerli yerince ele alınmıştır ki; bu tarz şeyleri görmezlikten gelmiş olarak onu bir insanoğlunun sözüymüş benzer biçimde varsaymak, bir bakıma onu bildiri eden bir insan kabul etmemek anlama gelir. Zira, yukarıdaki meselelerin bir teki bile, süreklilik ve süre üstü olma benzer biçimde, hususiyetleriyle en büyük dâhilerin dahi altından kalkamayacağı ağır meselelerdir. Bu şekilde, yüzlerce meselesinden her biri, birkaç dâhinin üstesinden gelemeyeceği varlıklı muhtevalı bir kitabı, mektep-medrese görmemiş ümmî bir Zat’a dayandırmak delili olmayan çıplak bir iddiadır.

5) Kur’ân, geçmişe-geleceğe dair verdiği haberler itibariyle de hârikadır ve kesinlikle insan sözü olması imkansız. Bugün, yeni yeni keşiflerle ortaya çıkarılan, geçmiş kavimlerin yaşayış tarzları, iyi yada fena akıbetleri kelimesi kelimesine asırlârca evvel Kur’ân-ı Kerim’in haber verdiği benzer biçimde çıkmıştır. İşte, Hz. Sâlih, Hz. Lut ve Hz. Musa benzer biçimde peygamberler, işte onların kavimleri ve işte her biri başlı başına birer öğrenek sergisi olan meskenleri..!

Kur’ân’ın, geçmişe dair verdiği haberlerin kesinliği ve doğruluğu kadar, geleceğe ilişkin haberleri de o seviyede mühim ve başlı başına bir mucizedir. Sözgelişi: senelerce evvel Mekke’nin fethedileceğini ve Kâbe’ye güvenlik içinde girileceğini ‘Tanrı dilediğinde, itimat içinde başlarınızı tıraş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz‘ (Fetih/27) ayetiyle haber verdiği benzer biçimde, İslâm’ın tüm bâtıl sistemlere galebe çalacağını da ‘O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki tüm dinlere galebe çalsın. Tanık olarak. Tanrı yeter‘ (Fetih/28) beyanıyla ilân etti. Bunun benzer biçimde, o gün Roma’lılar karşısında harp galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve bununla beraber, Bedir gâlibiyetiyle Müslümanların da sevineceğini ‘Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetten sonrasında (tekrardan) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan ilkin de sonrasında da iş Tanrı’a aittir. O gün mü’minler de sevinirler.‘ (Rum/2-4) müjdesiyle duyurmuştu; vakti ulaşınca Kur’ân’ın haber verdiği benzer biçimde çıktı. Bunun benzer biçimde, ‘Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Tanrı seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır‘ (Maide/67) ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olmasına rağmen, yaşamını güvenlik içinde geçireceği va’dolunmuşdu ve o şekilde de oldu.

Değişik ilim dallarının keşfedilmesiyle, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tespitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını ‘Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur’ân ve Kur’ân’ın getirdiklerinin) gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbi’nin her şeye tanık olması yetmez mi?‘ (Fussilet/53) mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde hızlıca o noktaya doğru gidilmektedir.

Ek olarak, Kur’ân, inmiş olduğu günden bu yana ‘Deki: And olsun, eğer insanoğlu ve cinler şu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, gene O’nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de.‘ (İsra/88) deyip, düşmanlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki minik hezeyanın haricinde, kimsenin ona bir benzer halletmeye girişim etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakta ve mucize bulunduğunu duyuru etmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’in inmiş olduğu ilk yıllarda, Müslümanlar azca, zayıf, iktidarsız ve geleceğe ilişkin hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hâkimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri yoktu ve yeni dinin güç deposu adına hiçbir şey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur’ân ‘Tanrı sizden, inanıp iyi işler yapanlara va’deti ki; onlardan öncekilerini iyi mi hükümrân kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendi!eri için seçip beğenmiş olduğu dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının peşinden da onları güvene erdirecektir.‘ (Nur/55) ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu.

Daha bunlar benzer biçimde, Müslümanlığın ve Müslümanların geleceği, zafer ve mağlubiyetleri, ilerleme ve gerilemeleriyle alâkalı pek fazlaca ayetler var ki, hepsini burada zikretmemiz mümkün değil.

Kur’ân-ı Kerim’in gelecekle alâkalı verdiği haberlerin büyük bir bölümünü, değişik ilim dallarının varacakları nihâi hudutlarla ilgili olan ayetler teşkil eder. İlmî tespitlerle alâkalı, kısa işaretler halinde, Kur’ân’ın verdiği haberler o denli hârika ve o denli erişilmezdir ki, onun bu mevzudaki beyanlarını kulak ardı etmek mümkün olmayacağı benzer biçimde, bu mevzudaki beyanlarıyla ona insan sözü demek de mümkün değildir.

Yüzlerce âyetin direkt, delillerle ve işaret yöntemiyle ifâde ettikleri harikalara dair pek fazlaca yaratı yazıldığından, bu meselenin geniş olarak izahını o eserlere havale ederek, misâl teşkil edecek birkaç ayetin işaret ve delâlet ettikleri hususları kaydedip geçeceğiz.

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 02

1. Kâinatın Yaratılışı
Kâinatın yaratılışıyla alâkalı olarak ‘İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik bir durumdayken, onları birbirinden ayırdığımızı, sonrasında da tüm canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmüyorlar mı? Halâ imân etmeyecekler mi?‘ (Enbiya/30) ayetinin anlattığı yüksek hakikat, teferruatına dair değişik fikirler ileri sürülse bile ilk yaratılışla alâkalı değişmeyen en durağan(durgun) bir prensiptir. Ayette anlatılan, bitişik olma ve ayrılma, ister gazlardan meydana gelen kitlenin, nebulolara ayrılması, ister güneş sistemi benzer biçimde sistemlere bölünüp şekillenmesi ve yörüngeli muhteşem tertipli sistemlere dönüşmesi, isterse bir sahâbiye ve bir dumanın bölünüp, parçalanıp, denetim altına alınması şeklinde olsun netîce değişmez. Âyet, kullandığı araç-gereç ve seçtiği üslup itibariyle, ilmî araştırmalar için hep bir ışık deposu olmuş, tüm iddia, kuram ve tezlerin eskiyip atılmasına karşılık o, tazeliğini korumuş, bugünlere gelmiş ulaşmış ve yarınlara hakim olmaya da aday görünmektedir.

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 03

2. Astronomi
Kur’ân-ı Kerim’de astronomiye esas teşkil edecek o denli fazlaca âyet vardır ki, bunların bir araya getirilerek teker teker tahlil edilmeleri, ciltler ister. Biz bir-iki âyetin işaretiyle yetineceğiz.

Tanrı o zattır ki, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yükseltti; sonrasında da iradesini (tekvin) arşına yöneltti. Artık hepsi belli bir süreyle kayıtlı olarak akıp gitmektedir.‘ (Ra’d/2)

Âyet, göklerin yükseltilmesini, genişleyip büyümesini hatırlattığı benzer biçimde, her şeyin seviye içinde baş başa, omuz omuza olmasını da (bilebileceğimiz cinsten bir direk olmaksızın) sözüyle ifade etmektedir. Evet, gök kubbeyi tutup, dağılmasına meydan vermeyen, görebileceğimiz cinsten bir direk yok fakat, gene de tüm tüm direksiz değil. Zira, kütlelerin dağılmaması ve gelip birbirine çarpmaması için, görülsün görülmesin mevcut düzene esas teşkil edebilecek kanun, kural, ilke mânâsında bu şekilde bir direğin vücudu zarurîdir.

Kur’ân bu ifadesiyle bizlere, kültürler arası ile’l-merkez (merkez çek) an’il-merkez (merkez kaç) prensibini düşündürmektedir ki, bunun, Newton’un çekim kanununa yada Einstein’in (hayyiz)’ine uyup uymaması bir şey ifade etmez.
Hele âyetin, Güneş ve Ay’ın akıp gittiğini ifade etmesi fazlaca enteresandır ve üstünde durulmaya kıymet. Rahmân suresindeki ‘Güneş ve Ay’ın hareketleri. tamamen bir hesaba bağlıdır‘ (Rahman/5), Enbiya suresindeki ‘Geceyi, gündüzü, Güneşi, Ay’ı yaratan O’dur. Bunların her biri bir yörüngede yüzmektedirler‘ (Enbiya/33), Yâsin suresindeki ‘Güneş kendine mahsus yörüngede akıp gitmektedir‘ dedikten sonrasında ‘Bunların her biri belli bir yörüngede döner dururlar‘(Yasin/38-40) diyerek,Güneş, Ay ve sair gezegenlerin bir düzene gore yaratıldıklarını, bir âhengi temsil ettiklerini ve hesaplı bir gerçeğe dayalı bulunduklarını apaçık dile getirmektedir.

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 04

Yerin Yuvarlaklığı
‘Geceyi gündüzün üzerine, gündüzü de gecenin üzerine doluyor’(Zümer/5) ayeti, kullandığı araç-gereç itibariyle, gece ve gündüzün birbirini takip etmesini, sarığın başa sarılması benzer biçimde, ışık ve karanlığın, yerkürenin başına ‘sarık benzer biçimde dolanması’ sözüyle konu alıyor. Bir öteki âyette ise ‘Sonrasında da yeri döşeyip (geoit şeklinde) yerleşmeye hazırladı.‘ (Naziat/30) diyerek araştırmacılara son olarak noktayı göstermektedir.

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 05

Mekân genişlemesi hususunda:
‘Semâyı biz kendi elimizle kurduk ve devamlı genişletmekteyiz’(Zariyat/47) Bu genişleme ister Einsteine’nin anladığı mânâda, ister Edwin Hubble’in Güneş sisteminin dahil olduğu galaksiden, nebulozların uzaklaşması şeklinde olsun fark etmez. Mühim olan Kur’ân’ın, ana mevzuya parmak basıp, sonrasında keşifsel ilimlerin fazlaca önünde zirveleri tutup onlara ışık yaymasıdır.

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 06

3. Meteoroloji
Hava akımları, bulutların yoğunlaşması, havanın elektriklenmesi, şimşeklerin çakması ve yıldırımların meydana gelmesi Kur’ân-ı Kerim’de, yer yer ilâhî nimetleri hatırlatma ve yer yer de insanları tehdit etme bahislerinde çokça zikredilen hususlardan biridir. Meselâ ‘Baksana, Tanrı bulutları sürüyor, sonrasında toparlayıp birleştiriyor, sonrasında da üst üste yığıyor.. Bir de bakıyorsun bunun arkasından yağmur ortaya çıkıyor. Doluyu da yukarıda dağlar benzer biçimde olanlardan indiriyor; onunla dilediğini vuruyor, dilediğinden de onu öteye çeviriyor‘ (Nur/43) Her yerde olduğu benzer biçimde, burada da Kur’ân yağmur hadisesinin zirve durumunu ihtâr ederek, havayı velveleye veren, bulut, yağmur, şimşek ve yıldırımlar benzer biçimde ürperten, korku veren hadiselerin arkasındaki nimetlerini kayra eden eli göstermek ve ruhları ona karşı uyanık olmaya çağırmakta aynı anda, belli disiplinlere bağlı olarak yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini ve sonrasında da yeryüzüne inmelerini o şekilde acayip bir halde anlatmaktadır ki; bu şekilde bir anlatış tarzından derhal hepimiz bugün bilinene ters düşmeyecek şekilde yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini anlamış olur ve Kur’ân’ın beyanına hayranlık duyar. Kur’ân, iki ayrı çeşit elektriğin birbirini çekmesi, aynı cinsten elektrik yükünün birbirini itmesi, rüzgârların devreye girerek birbirini iten bu bulutları birleştirmesi; yerden yukarıya yükselen pozitif yüklü akımların hava boşluğundaki mevcut elektrikle birleşmesi neticesinde elektriklenmenin meydana gelmesi ve bu aşamada buharın su damlaları halinde yere inmesi benzer biçimde detaylarla meşgul olmaz. O, ana hadise ve aslolan tema üstünde durur; ayrıntıya ilişkin öteki meselelerin izah ve isimlendirilmelerini dönemin tefsirine bırakır.

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 07

adsense

Hicr suresindeki ‘Aşılayıcı rüzgârları gönderip onunla gökyüzünden su indirip size takdim ettik (yoksa) siz o suyu depo edemezdiniz‘ (Hicr/22) ayeti, bu hususa ayrı bir boyut ilâve ederek ağaçların ve çiçeklerin aşılanmasında rüzgârların fonksiyonuna dikkati çekmiş olduğu benzer biçimde onların bilhassa, bulutları aşılama vazifesini de uyarı etmektedir. Oysa ki, Kur’ân inmiş olduğu süre, ne otun, ağacın, çiçeğin ne de bulutların aşılanma gereksinimleri bilinmediği benzer biçimde, rüzgârların çelik-çavak bu mühim vazifeyi gördüklerinden de asla kimse haberdar değildi…

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 08

4. Fizik
Varlığın ana unsuru madde ve onun çift ve tek olma benzer biçimde hususiyetleri de Kur’ân-ı Kerim’in ele alıp anlattığı mevzulardandır.

Meselâ, Zâriyat suresinde ‘İyice düşünesiniz diye biz her şeyi çift olarak yarattık‘ (Zariyat/49) her şeyin çift olarak yaratıldığı ve Kur’ân’ın kullandığı araç-gereç itibariyle, bunun mühim bir esas ve tüm zamanlara hitap eden bir ilke olduğu anlaşılmakta. Şuarâ suresindeki ayette ise ‘Yeryüzüne bakmıyorlar mı? Biz onda nice iç açıcı çiftler yaratıp yetiştirdik‘ (Şuara/7) denilerek, her yıl gözümüzün önünde haşr-ü neşr olan yüzbinlerce çifte dikkat çekilmekte ve Allâh’ın nimetleri hatırlatılmakta. Yâsin suresindeki ayet ise, daha genel ve daha enteresan: ‘Ne yücedir o Tanrı ki toprağın bitirdiklerinden, (onların) kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden hep çiftler yaratmıştır‘ (Yasin/36) şeklindeki beyanıyla, bugün bilip tespit edebildiğimiz çift yaratıkların yanında, hemen hemen bilemediğimiz birçok çiftlerin varlığı da, uyarı edilmektedir.

Evet, Tanrı, insanlardaki erkeklik ve dişilikten, otların, ağaçların çift olma esasına; atomlar, atomlardaki elektron ve çekirdek ikiliğinden, madde -anti madde zıd eşliliğine kadar, canlı-cansız, yerde-gökte değişik keyfiyet ve boyutlarda ne kadar çift var ise, umum nimetlerini hatırlatma sadedinde, kendinden başka her şeyin çift bulunduğunu zikredip bizleri düşünmeye çağrı ediyor.

Sırf birer örnek teşkil etsin diye, yukarıda zikrettiğimiz âyetlerden başka, pek fazlaca ilâhî beyan var ki, her birisi başlı başına birer mucize olması itibariyle, hem Kur’ân’ın Tanrı kelâmı olduğuna hem de Peygamberimizin O’nun elçisi bulunduğuna apaçık delâlet etmektedir.

Evet, Kur’ân yeryüzünde yaşamın ortaya çıkışından, bitkilerin aşılanma ve üremelerine, hayvan topluluklarının yaratılmasından hayatlarını onlarla devam ettirdikleri bir kısım sırlı düsturlara, bal arısı ve karıncanın gizemli dünyalarından kuşların uçuş keyfiyetine, hayvan sütünün hasıl olma yollarından insanoğlunun anne karnında geçirdiği safhalara kadar pek fazlaca mevzuda, kendine özgü ifade tarzıyla, o şekilde veciz, o şekilde muhtevâlı, o şekilde başat bir üslupla ele almış olduğu şeyleri takip etmektedir ki; bizim yorumlarımız bir yana, ne süre onlara müracaat edilse hep taze, genç ve ilimlerin varabilecekleri son olarak hedefleri tutmuş oldukları görülecektir.

Şimdi, bir kitap, binlerce insanoğlunun, bilmiyorum kaç asırlık emek harcamaları neticesinde varabildikleri noktaların dahi ötesine parmak basıyor, mevzuya hakim bir üslupla o mevzunun özetini ve temelini veriyorsa, o kitabı, değil on dört yüzyıl evvelki bir insana, günümüzün değişik ilim dalları ile meşgul yüzlerce, binlerce dâhisinin mesâisine vermek dahi mümkün değildir. Hele o kitap, Kur’ân benzer biçimde muhtevası varlıklı, ifadeleri çarpıcı, üslubu yüksek, şivesi de ilâhi olursa…

Şimdi dönerek muhatabımıza soralım, okuma yazma bilmemesi ile mucize o Zât, okulun, medresenin, kitabın bilinmediği o cahilîye döneminde, canlılarda sütün meydana geliş şeklini kimden öğrendi? Rüzgârların aşılayıcı bulunduğunu, bitkileri ve bulutları aşıladığını, yağmur ve dolunun meydana gelme noktalarını iyi mi bilebildi? Yerkürenin geoit şeklinde bulunduğunu O’na kim öğretti? Uzay genişlemesini hangi rasathanede ve hangi dev teleskoplarla tespit edebildi? Atmosferin yapı taşlarını ve yukarılara doğru çıktıkça oksijenin azlığını hangi laboratuarda öğrendi? Hangi röntgen yada ultrasyon cihazları ile anne karnındaki embriyonun geçirmiş olduğu safhaları aynı aynıya tespit etti? Sonrasında da tüm bu bilgilerin detaylarını bilen alanında uzman bir ilim adamı edasıyla, tereddütsüz, şüphesiz ve kendinden oldukça güvenli bir tarzda muhataplarına söyledi?..

Kur’ân-ı Kerim, Efendimizin vazife, sorumluluk ve yetkilerini anlatıp O’na yol gösterdiği benzer biçimde, yer yer de seviyesine uygun olarak O’na uyarılarda bulunmakta ve uyarı edip yönlendirmektedir.

Meselâ: Bir kere münafıklara, izin vermemesi gerekirken izin verdiğinden dolayı ‘Tanrı seni affetsin, doğru söyleyenler sana iyice belli olup ve yalan söyleyenleri bilmezden ilkin niçin onlara izin verdin?‘ (Tevbe/43) şeklinde tembihte bulunmuş olduğu benzer biçimde, Bedir esirleri ile alakalı tatbikatından dolayı da ‘Yeryüzünde tam yerleşip istikrar kazanıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Tanrı ise (sizin için) ahireti istiyor. Tanrı daima üstün ve hikmet sahibidir… (Enfâl/67) ‘Eğer Tanrı’tan (affınıza dair) bir yazı ve takdir geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size ne olursa olsun büyük bir azap dokunurdu.‘ (Enfal/68) mahiyetinde uyarıda bulunmuştu.

Bir keresinde, Tanrı’ın dilemesine havale etmeden, ‘yarın bu işi yaparım‘ söylediği için ‘Hiçbir şey için bunu yarın yapacağım deme. Sadece Tanrı dilerse (de). Unuttuğun süre Rabbini an ve “Ümit ederim Rabbim beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırır” de‘ (Kehf/23-24) buyruk ve tembihinde bulunmuş, bir başka sefer ‘insanlardan korkup çekiniyordun; oysa aslolan çekinmeye lâyık olan Tanrı idi‘ (Ahzab/37) uyarıyı çağrıştırır bir mahiyette bir tek Tanrı’tan korkulması lâzım geldiğini uyarı etmişti.

Zevcelerini bir meseledeki tavırlarına karşı bal şerbeti içmemeye yemin edince ‘Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Tanrı’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun? Tanrı fazlaca gafûr ve rahimdir‘ (Tahrim/1) diyerek sertçe uyarı ediyordu.

Daha bunlar benzer biçimde, pek fazlaca âyetle, bir taraftan O’nun vazife, sorumluluk ve yetkilerinin sınırları belirlenirken, öteki taraftan azca dahi olsa bu sınırlara riâyet edilmediği, vazife ve mesuliyetin yapılması gerektiği benzer biçimde yerine getirilmediği zamanlarda O’na uyarı ve tembihte bulunulmuş ve yer yer sertçe uyarmalar yapılmıştır.

Şimdi asla akıl kabul eder mi ki, bir insan bir kitap telif etsin, sonrasında da o kitabın çeşitli yerlerine kendi hakkında, uyarı, kınama, uyarı ve uyarı ifade eden âyetler yerleştirsin. Hâşâ!… O kitap Tanrı kitabı, O zât da O’nun şerefli bildiri edicisidir.

Kur’ân-ı Kerim, bir belağat harikasıdır ve bu sahada eşi menendi yoktur. Bu itibarla da onu bir beşere mal etmek mümkün değildir.

Efendimiz (sav) Peygamberlikle ortaya çıkmış olduğu süre, kitleleri arkasından sürükleyen bir yığın şâir, edip ve söz üstâdı vardı. Bunlar pek bir çok itibariyle de O’na düşman idiler. Yer yer kafa kafaya verip düşünüyor; Kur’ân’ı bir kalıba yerleştirmek, bir şeye benzetmek ve ne olursa olsun ne olursa olsun hakkından gelmek istiyorlardı. Hatta, ara sıra Hıristiyan ve Yahudi âlimleriyle de görüşüyor, onların düşüncelerini alıyorlardı . Ne pahasına olursa olsun Kur’ân çağlayanını durdurmak ve kurutmak için akıllarına gelen her şeyi yapma kararındaydılar. Tüm bu engellere ve engellemelere, akla hayâle gelmedik karşı koymalara aldırmadan yoluna devam eden Hz. Muhammed (sav), bilumum inkârlara, ilhadlara karşı bir tek ve bir tek Kurân’la karşılık veriyor ve mücadelesini de zaferle noktalıyordu. Hem de bunca düşmana karşın.

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir? kuran 09

Evet, o gün, Hıristiyan ve Yahudilerden ileri gelen alimlerle birlikte, belagatın dev temsilcileri, tek cephe olup etrafı velveleye verdikleri bir dönemde, Kur’ân o üstün ifade gücü, o büyüleyici beyanı, o baş döndürücü üslûbu, o insanoğlunun içini ürperten mana derinliği ve ruhâniliğiyle muhataplarının gönlüne girdi; arşı, ferşi çınlatacak bir ses, bir nefes oldu terfi etti. Devamlı olarak düşmanlarını, karşı koymaları için çağırdı, tehdit etti, meydan okudu: ‘Siz de Kur’ân’a benzer bir kitap, asla eğer olmazsa onun bir suresine denk bir şey, daha da eğer olmazsa aynı ağırlıkta bir âyet ortaya koyun; yoksa savulun gidin!..’ söylediği ve o günden bugüne de ‘Eğer kulumuz Muhammed’e (sav) indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, haydi onun benzer biçimde bir sûre getiriniz ve eğer doğru iseniz; Tanrı’tan başka tüm yardımcılarınızı da çağırınız.‘ (Bakara/23) ‘De ki: and olsun, eğer insanoğlu ve cinler şu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, gene onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka çıkıp yardım etselerde…‘ (İsra/88) ‘Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Öyleki ise siz de onun benzeri on uydurulmuş (dahi olsa) sure getiriniz. (Hatta) eğer doğru iseniz, Tanrı’dan başka çağırabildiklerinizi de çağırınız’ (Hud/13) ayetleriyle aynı şeyleri yine edip durduğu halde, bir-iki hezeyanın haricinde, Kur’ân’ın bu meydan okuyuşuna yanıt verilmemesi, onun kaynağının insani olmadığını gösterir. Zira, tarih şahittir ki, Kur’ân’ın düşmanları O’na ve O’nun bildiri edicisi olan Peygamber Efendimize (ASM) her türlü fenalık yapmayı denedikleri halde, Kur’ân’a benzer yapmayı akıllarından bile geçirmediler. Bu şekilde bir şeye güçleri yetseydi, yaptıkları nazire ile Kur’ân’ın sesini kesecek, tehlikelerle dolu savaşma yolunu seçmeyeceklerdi.

Evet, o koca belagat üstadları, onur, özsevi hatta ırz, namus benzer biçimde en kıymetli şeylerini tehlikeye atıp savaşma yolunu seçmeleri, Kur’ân’a benzer yapılamamasının en açık delîlidir. Eğer benzerini yapmak mümkün olsaydı, bu şekilde karşı koymayı savaşmaya tercîh edecek ve geleceklerini katiyyen tehlikeye atmayacaklardı.

Arap şâir ve edebiyatçılarının, Kur’ân’ın benzerini getirememeleri gerçekleşme edince, ona Hıristiyan ve Yahudiler içinde menşe’ aramak bir zavallılık ve umarsızlık ifadesidir. Hem, Hıristiyan ve Yahudiler bu muhteva ve bu ifade zenginliğinde bir kitap hazırlayıp ortaya koymaya güçleri yetseydi, ne diye onu başkasına oran edeceklerdi. ‘Biz yaptık’ der ve onunla övünürlerdi.

Kaldı ki, dünden bugüne, dikkatsiz yada garazlı bir iki batılı doğu bilimci ve müşrike karşılık, bir sürü ilim adamı, araştırmacı ve düşünür Kur’ân’ın içerik zenginliği, ifade gücü karşısında hayranlıklarını gizleyememiş ve onu alkışlamışlardır.

Charles Milles; Kur’ân’ın üslubundaki zenginlik itibariyle benzerinin yapılamayacak ve çeviri edilmeyecek kadar yüksek bir edâya sahib bulunduğunu…

Victor İmberdes; Kur’an’ın, tüm hukuk esaslarına kaynak olabilecek varlıklı bir muhtevaya sahib bulunduğunu…

Ernest Renan; Kur’ân’ın dînî bir inkılâb kadar edebî bir inkılâb da yaptığını…

Gustave Le Bon; Kurân’la gelen İslâm’ın en saf, en hâlis bir tevhid anlayışını dünyaya bildiri ettiğini…

CI. Huart; Kur’ân’ın Tanrı kelâmı olup, vahiy yöntemiyle Hz. Muhammed’e (sav) bildiri edildiğini…

H. Holman; Hz.Muhammed’in (sav) Tanrı’ın son peygamberi, İslâmiyet’in de vahy edilmiş dinlerin en sonuncusu bulunduğunu…

Emile Dermenyhem; Kur’an’ın, Peygamber’in (as) birinci mucizesi bulunduğunu, edebî güzelliği itibariyle de erişilmez bir muamma bulunduğunu…

Arthur Bellegri; Hz. Muhammed’in (sav) bildiri etmiş olduğu Kur’ân’ın bizzat Tanrı’ın eseri bulunduğunu.,.

Jean Paul Roux; Peygamberimizin en kuvvetli mucizesinin melek vasıtasıyla gönderilen Kur’ân-ı Kerim bulunduğunu…

Raymond Charles; Kur’ân’ın, hükmü hâlâ devam eden ve Tanrı’ın bir elçi vasıtasıyla müminlere bildiri etmiş olduğu beyanların en canlısı bulunduğunu…

Dr. Maurice; Kur’an’ın her türlü itiraz ve eleştirinin üstünde bir mucize, bir mükemmel bulunduğunu hatta daha da ileri giderek, edebiyatla ilgilenenler için Kur’ân’ın bir edebî kaynak, dil uzmanları için lâfızlar hazinesi ve şairler için bir esin membaı bulunduğunu…

Manuel King; Kur’ân’ın, peygamberimizin peygamberliği süresince Tanrı’tan almış olduğu emirlerin mecmuu bulunduğunu…

Mr. Rodwell; İnsanın Kur’ân’ı okudukça şaşkınlıklar içinde kaldığını ifâde eder ve onu takdirlerle alkışlarlar.

Bir tek birer cümleciklerini alıp naklettiğimiz bu seçkin ilim adamı ve düşünürler benzer biçimde, daha yüzlerce düşünce adamı ve araştırmacı, bilgilerinin genişliği ölçüsünde, aynı hakikatlara parmak basmış ve Kur’ân karşısında takdirle iki büklüm olmuşlardır.

İlave informasyon için tıklayınız:

Kur’an’ın Bilimsel Mucizeleri | Seyrangah TV

Kuran’ın Gaybi Haberleri | Seyrangah TV

Kur’an’ın Mucizeleri | Seyrangah TV

Slm ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Çar, 25/04/2007 – 00:00 tarihinde gönderildi

adsense

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kur’an, Peygamberimizin (sav) sözleri olması imkansız mı? Değilse iyi mi kanıtlama edilir?

Ne OLuşturmak Istiyorsunuz
Standart Soru
Kişilik testi gibi sorular hazırlayabilirsiniz.
Resimli Soru
Bilgi testi. Sorularla bilgi ölçümü yapın.
Anket
Etkili ve görsel anketler hazırlayabilirsiniz.
Makale
Başka sitelerden verileri kolayca entegre ederek listeler hazırlayabilirsiniz
Liste
Etkileyici Yazılar Oluşturabilirsiniz
Oylama Listesi
Kullanıcılar oluşturduğunuz içerikleri puanlayarak en iyi içeriği öne çıkarabilirsiniz.
Caps
Caps Resminizi seçip yükleyin
Görüntü
Resim veya Hareketli Resim
Gif
Hareketli Resimlerle etkileyici listeler oluşturabilirsiniz.