Kuran’da Hz. Adem’in yaratılışı açık değil mi?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

Evrimcilerin iddialarına yanıt verir misiniz?
1. Bir Çiçeğin oluşumunu evrimle olamayacağını akli olarak anlatabilir misiniz?
2. Bir evrimci tavus kuşundaki sanatı görmüş olduğu halde cinsel seçilimden dolayı tüylerinin bu şekilde bulunduğunu söylüyor bu atomlara ilahlık vermek değil midir?
3. Kuran’da Hz. Adem’in yaratılışı açık değil mi? Niçin bazı alimler evrimle yaratılmış derken bazıları direk olarak yaratılmış diyor?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Sual 1:
Bir Çiçeğin oluşumunu evrimle olamayacağını akli olarak anlatabilir misiniz?

Yanıt:

Her bitkinin kendine hususi çiçeği vardır. Bu çiçeğin tüm kısımları, doğrusu rengi, şekli, kokusu, büyüklüğü, adam organ sayısı, dişi organ sayısı benzer biçimde tüm özelliklerinin hepsi genetik yapısında Allah tarafınca kodlanmıştır. Bu kodlar DNA’da genetik özellikler olarak anlatılır.

Çiçeğin tomurcuk haline gelmesi, o tomurcuğunun çiçek olarak açılması, eğer bir mahluka verilecek olursa, yapsa yapsa insanoğlunun yapması gerekir. Şu sebeple yeryüzündeki varlıklar içinde ilim, irade ve kuvvet sahibi insandır.

İnsan bu tarz şeyleri yapamadığına gore, tabiatın öteki unsurları olan toprak, hava, su ve güneş benzer biçimde cansızların yapması mümkün değildir.

O halde tüm çekirdeklerden çıkan bitkileri, ağaçlardan çıkan yaprak ve çiçekleri, o çiçekleri meyve haline getiren sadece sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi Allah’tır. Başka türlü olması imkansız.

Bunun haricinde düşünce üretenlerin sözleri, gazel söylemekten ve hikâye anlatmaktan yada masal uydurmaktan öteye geçemezler. Şu sebeple aklen bunun başka yolu yoktur.

Allah’ın kudretinden ve ilminden başka yol arayan felsefeci ve bazı düşünürler, insanlık zamanı süresince her yola başvurdular ve hala içinden çıkamadılar. Çıkmaları da mümkün değildir. Şu sebeple bir yaratı var ise ne olursa olsun bir ustası olmak durumundadır.

Çiçeğin bir ustası olduğu benzer biçimde, böceğin de ustası olacaktır. Bitkinin de, hayvanın da insanoğlunun da bir ustası vardır. İşte o Allah’tır. Senin gözlüğün ustası olur da gözün ustası olmaz mı? Gömleğin ve pantolonun ustası olur da, vücudunun ve ayağının ustası olmaz mı?

Evrimciler Allah’ı kabul etmemek için türlü yollara başvuruyorlar. Her yerden elleri boş olarak dönüyorlar. Kıyamete kadar da bu bu şekilde devam edecektir.

Sual 2:
Bir evrimci tavus kuşundaki sanatı görmüş olduğu halde cinsel seçilimden dolayı tüylerinin bu şekilde bulunduğunu söylüyor bu atomlara ilahlık vermek değil midir?

Yanıt:

Elbet atomlara ilahlık vermektir. Onlar bir Allah’ı kabul etmiyorlar. Her bir atoma bir ilah kadar sıfatları ve özellikleri yüklüyorlar. Ondan sonrasında da kendilerini akıllı duyuru ediyorlar. Tuh onlarına akıllarına de!

Sual 3:
Kuran’da Hz. Âdem’in yaratılışı açık değil mi? Niçin bazı alimler evrimle yaratılmış derken bazıları direk olarak yaratılmış diyor?

Yanıt:

Kur’an Ve Evrim

Evrim teorisi yaratıcı inancına karşı çıkmak için ortaya atılmıştır. Vatanımızda de uzun seneler eğitim kitaplarında bu kuram kati bir gerçekmiş benzer biçimde zorla okutulmuştur. Son yıllarda ise bu kuram bazı Müslümanlar tarafınca Kuran’dan temellendirilmeye çalışılmıştır. Ek olarak, bu teoriyi kabul etmeyen Müslümanlar, evrimi korumak için çaba sarfeden Müslümanlar tarafınca tahkir edilir olmuştur.

Batı kaynaklı araştırmaları mutlak doğru olarak gören bu kimseler, İslam’ın en temel deposu olan Kuran’ı, amaçlarına hizmet edecek şekilde usulsüz ve bilgisiz bir halde tevil etmeye kalkmışlardır. Bu kimseleri canhıraş bir halde evrimi Kuran’dan temellendirmeye iten sebebin, Kuran’a ve içinde yazılanlara olan güvenlerindeki eksiklik olduğu kanaatindeyiz.

Bu kimseler, Kati doğru olarak kabul ettikleri evrim teorisini Kuran ayetleriyle temellendirerek kendilerini rahatsız eden iç huzursuzluklarını gidermeye çalışıyorlar. Böylece inançlarıyla çelişmez gösterilen evrimi kolaylıkla konuşabilecek ve bilimsel çevrelerde aksi bir inançtan dolayı duymaları olası bir utançtan kurtulmuş olacaklardır.

İslam düşünürlerinden ilk evrime dair söz sarf eden kimsenin Câhız (ö. 255 h.) olduğu söylenir. Sadece o bu görüşlerini yalnız mesnetsiz rivayetler olarak nakleder ve herhangi bir halde İslami kaynaklarla destekleme yoluna gitmez. Bir başka deyişle Câhız, bazı hayvanların önceki şekillerinden daha değişik bir şekle dönüştüklerine dair söylentiler bulunduğunu aktarır. Bu değişimin insanoğlu için söz mevzusu olduğundan yada bu değişimin insanla kemal bulduğundan hiçbir şekilde bahsetmez. Aksine Câhız, insanların Âdem ve Havva’dan yaratıldığına değinir, ilk insanoğlunun topraktan, neslinin ise nutfeden geldiğini söyler.

Câhız’ın şu sözleri bu konudaki görüşlerine dair bir düşünce verecektir:

Biz İsa’nın (a.s.) adam olmaksızın; yalnız hanımdan yaratıldığına ve Âdem ve Havva’nın (aleyhimesselam) adam ve hanım olmaksızın yaratıldığına inanan insanlarız. (11)

… ve Âdem’i (a.s.) yarattı; onun için ne anne ne de baba var etmedi, onu çamurdan yarattı ve ona oran etti. Havva’yı (aleyhesselâm) da Âdem’in (a.s.) kaburgasından yarattı ve onu Âdem (a.s.) için bir eş ve sükûnet sebebi kıldı. (12)

Bu ifadeler Câhız’ın, insanların Âdem’den (a.s.) ve eşinden türediğine inandığını açıkça gösterir. Gene bunlar onun, insanların başka varlıklardan tekâmül kanalıyla oluşmadığını kabul ettiğine işaret eder. Evrimi Kuran’a yamamaya çalışanların günahlarına Câhız’ı alet etme çabaları boşunadır. Kaldı ki Câhız evrime inanan biri bile olsa bu hakikatin bu şekilde bulunduğunu göstermez. Zira Câhız İslam adına bir referans değildir.

Câhız’ın haricinde Fârâbî (ö. 339/950), İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), İbn Heysem (ö. 432/1040 [?]), Nâsiruddîn Tûsî (ö. 672/1274), Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö. 1194/1780) benzer biçimde İslam düşünürlerinin de evrime dair söylemlerinin olduğu öne sürülmüştür. (1)

Bu düşünürlerin evrimi çağrıştıran görüşleri olsa da insanların yaratılışının başka canlıların tekamülüyle olduğu şeklinde herhangi bir söylemleri yoktur. Kaldı ki bunların da evrimin İslami temellerini oluşturmada hüccet olmadıkları malumdur.

Kuran’da evrimle irtibatlandırılan ayetler

Kuran’da Hz. Âdem’in ve insanoğlunun yaratışından bahseden ayetlerde toprak, balçık, su, kan pıhtısı vd. bazı nesneler zikredilir. Buradan hareket edilerek insan cinsinin oluşumunun bu nesneler arası geçişkenlikle oluştuğu iddia edilir. Toprağın su ile yoğrulduğu, zaman içinde ilk canlı türlerinin oluştuğu ve insanoğlunun da vakit içinde bu türlerden tekâmül ederek meydana geldiği söylenir.

Bu yargının ‘bilimsel’ tek dayanağı zorlama yorumdur. Hatta bu yargıyı Kuran’a onaylatma çabası olarak da niteleyebiliriz. Bu yorumların tutarsızlığını ortaya koymak için ilk olarak mevzuyla ilgili ayetleri inceleyeceğiz:

“Şüphesiz ki İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonrasında da ona “Ol” dedi, o da olmaya başladı.” (Âl-i İmrân, 59)

Bu ayette Hz. Âdem’in (a.s.) topraktan yaratıldığı açık bir halde söylenmektedir. Üstelik Hz. İsa’nın (a.s.) durumu ile benzerlik noktası ortaya koyulmaktadır. Ayette bu iki peygamber içinde tesis edilen benzerlik yönü önemlidir. Bunu saptamak için ayetin siyakı destek olacaktır. Siyak hem metin içi hem de metin dışı bağlamdır. Ayetlerin vakit ve zemini, söylemek istediklerini belirlemede kilit bir role haizdir. Bahsi geçen ayetler Medine’ye gelen Necrân Hıristiyanlarının Hz. İsa (a.s.) ile alakalı uluhiyet iddialarına karşılık Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafınca söylenilmesi istenmiştir. Baba olmaksızın harikulade bir halde yaratılan İsa’nın (a.s.) bu durumu onun bir ilah olarak görülmesi sonucunu doğurmamalıdır. Allah’ın bu şekilde bir yaratmaya muktedir olması şaşılacak bir durum değildir. Nitekim Âdem’i (a.s.) de harikulade bir halde hem annesiz hem de babasız, topraktan yaratmıştır. İkisi içinde Allah’ın kudreti bakımından herhangi bir fark yokken niçin İsa’nın (a.s.) ilah olarak nitelendiği bu benzetmeyle sorgulanmaktadır. (2)

Hıristiyanların güttüğü mantığa gore daha acayip bir halde yaratılan Âdem’in de daha evla bir halde ilah edinilmesi gerekecekti. Hâlbuki bunu asla kimse söylememiştir.

Hz. İsa’nın (a.s.) babası olmaksızın yaratıldığı gerçeği ortadayken, Kur’an bunu açıkça ifade etmişken ve bunun Hıristiyan âleminde kendisine uluhiyet atfetmelerine sebep olduğu bilinirken bu ayetteki Hz. Âdem (a.s.) ile benzetme hangi şekilde algılanmalıdır? Niçin benzetme mevzusunda Hz. Âdem (a.s.) peygamber seçilmiştir? Öteki peygamberlerdense Hz. Âdem’in (a.s.) seçilmesi, onun öteki peygamberler benzer biçimde yaratılmadığını açık bir halde haykırmaktadır.

Bununla beraber bu benzetmenin öteki tarafı olan Hz. İsa’nın (a.s.) da olağan dışı bir halde babasız yaratılmasını teyit etmekte ve Allah katında bunun kolaylığına göndermede bulunulmaktadır.

Bu ayet asla şüpheye meydan bırakmayacak şekilde Hz. Âdem’in (a.s.) direkt topraktan yaratıldığını, annesiz ve babasız var edildiğini ispatlamaktadır.

Açıklamasını yaptığımız bu ayetin haricinde cemi muhatap siygasıyla (çoğul ikinci kişi ekiyle) topraktan yaratılmayı ifade eden ayetler de vardır. Bu ayetlerin Ne Gibi yorumlanması icap ettiğini inceleyeceğiz:

“Ey insanoğlu! Eğer diriliş mevzusunda bir şüphe içerisindeyseniz şunu bilin ki, Biz sizi topraktan sonrasında nutfeden sonrasında alakadan sonrasında belli belirsiz et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) açıkça gösterelim; ve biz dilediğimizin rahimlerde belirli bir vakte kadar kalmasını sağlarız, sonrasında sizi bebek olarak çıkarırız, ki hemen sonra yetişkinlik çağınıza erişesiniz. İçinizden kimi erken vefat ettirilirken kimi de evvel bildiklerini bilmez hale gelinceye kadar ömrün en düşkün çağına eriştirilir. Öte taraftan yeryüzünü kupkuru ve cansız görürsün; üstüne yağmur indirdiğimizde ise (bir de bakarsın) canlanıp kabarır ve her cinsten güzel bitkiler çıkarır.” (Hac, 5)

Ayet-i kerimede tüm insanlara seslenilerek “Sizi topraktan, sonrasında nutfeden, sonrasında alakadan…” denilmesi, çağdaş devrin evrim savunucusu Müslüman düşünürleri Hz. Âdem’in (a.s.) de bu potaya girdiğini anlatmaya itmiştir. Buradan hareketle “Ey insanoğlu!” hitabının Hz. Âdem’i (a.s.) kapsadığını iddia etmişlerdir. Netice olarak Hz. Âdem (a.s.) de dâhil tüm insanların topraktan yaratılmış olan bir canlı türünden evrilerek nutfe, ilgi ve öteki ana rahmindeki yaratılış aşamalarıyla yaratılıp çoğalan bir tür haline geldiklerini savunmuşlardır. Bu ayete benzer şu ayetler de bu yargıyı desteklemek için getirilmektedir:

“Sizi toprak, sonrasında nutfe, sonrasında ilgi aşamalarından geçirerek yaratan O’dur. Sonrasında O sizi bir bebek olarak yaşam alanına çıkarır; peşinden kuvvetli çağınıza ulaşıncaya, sonrasında da yaşlılar haline gelinceye kadar sizi yaşatır; içinizden bazıları bundan ilkin vefat eder. Sonuçta belli bir vakte kadar yaşamaktasınız. Umulur ki (bunlar üstüne) akıl yorarsınız.” (Mümin, 67)

“Sizi topraktan yaratması O’nun ayetlerindendir. Sonrasında bir de bakarsınız ki yeryüzüne yayılan bir beşer olmuşsunuz.” (Rûm, 20)

Bu ayette ve öncesinde tüm insanlara yöneltilmiş bir hitap olması evrimi korumak için çaba sarfeden Müslüman düşünürlerin Hz. Âdem’i (a.s.) de bu çerçevede değerlendirmesine sebep olmuştur. Ek olarak son zikredilen ayette “yeryüzüne yayılan beşer” sözü, bazılarına esin vermiş ve buradan hareketle insan türünden önceki ‘insansı’ olan ve kendisinde bilinç ve akıl bulunmayan türe beşer denildiğini söyleyerek, insanoğlunun beşere ruh üflenmiş, akıl ve bilinç bahşedilmiş hali bulunduğunu iddia etmiştir. (3)

Doğal olarak tüm bunların tamamen kişisel yorumlar olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Ilk olarak gerek ilk verdiğimiz ve “Ey insanoğlu!” hitabıyla süregelen ayet gerekse “Sizi topraktan yaratması” şeklinde süregelen ayet olsun hepsinde insan türünün topraktan yaratıldığı açıkça ifade ediliyor. Sonraki aşama olarak derhal, bildiğimiz ana karnındaki yaratılış devrelerinden bahsediliyor. O halde toprak haricinde zikredilenlerin tamamı ana karnına ilişik şeyler. Bu da anne ve baba ile yaratılan tüm insanları ilgilendiren bir durumu arz etmekte; ilk paylaştığımız ayette zikredilen yaratılış devreleri Hz. Âdem’in (a.s.) yaratılışını kapsamamaktadır. Zira o anne ve baba olmaksızın direkt topraktan yaratılmıştır. Bu durumda muhatap siyga (ikinci kişi eki) ile zikredilen yaratılış ayetlerinde insanoğlunun ilk yaratıldığı aslolan olan Hz. Âdem’den (a.s.) ilk olarak bahsedilmekte, sonrasında da onun neslinin ana karnındaki yaratılış devrelerine değinilmektedir. Şu sebeple cemi muhatap siygası (ikinci çoğul kişi eki) umum lafızlardandır. Bu lafız yaratılan tüm insanları kapsamı içine alır.

Hz. Âdem’in (a.s.) de bu kapsamda olması gerekirken, kapsam haricinde bırakılması, onun topraktan direkt yaratıldığını ifade eden ayetler sebebiyledir.

İnsanın yaratılışıyla ilgili muhatap siyga ile zikredilen ayetlerin yanında bir de el-insân şeklinde anlatılan insan cinsinin yaratılışına dair ayetler bulunur. Bu ayetlerde insan cinsinin yaratılışı toprağa ve toprağın değişik durumlarına bağlanmıştır.

Evrimi korumak için çaba sarfeden Müslüman düşünürler bu benzer biçimde ayetlerdeki insan cinsinin içine Hz. Âdem’in (a.s.) de gireceğini söylemekte ve böylece bu benzer biçimde ayetlerin evrimi inkâr etmede kullanılamayacağını iddia etmektedirler. (4)

Şimdi bu ayetler incelenecektir.

“Andolsun biz insanı şekillenebilir özlü balçıktan, (biçim verilip) kurutulmuş çamurdan yarattık. Cin türüne erişince daha ilkin onu da kavurucu alevden yaratmıştık. Hani rabbin meleklere demişti ki: “Ben şekillenebilir özlü balçıktan, (biçim verilip) kurutulmuş çamurdan bir insan yaratacağım” demişti. “Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz de derhal onun için secdeye kapanın.” Bunun üstüne meleklerin hepsi secde ettiler. Yalnız İblîs hariç; o, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.” (Hicr, 26-31)

Bu ayet-i kerime insanoğlunun yaratıldığı özün ‘özlü balçık, biçim verilip kurutulmuş balçık’ bulunduğunu anlatmaktadır. Bunu ifade ederken de el-insân adını kullanmaktadır. Aynı aslı ayetin devamında gelen beşer ifadesiyle de yine etmektedir. Bu ayet bile tek başına insan ile beşer ayrımı yapmış olup evrime su taşımaya çalışanlara yanıt niteliğindedir.

Ek olarak ayetin devamında meleklere secde emri verilmekte ve bu ilk yaratılan insana/beşere, melekler -İblis hariç- secde etmektedirler. Kuran’ın değişik ayetlerinde meleklere secde etmeleri emredilen kimsenin Hz. Âdem (a.s.) olduğu sarahaten ifade edilmiştir. (bk. Bakara, 34; A‛râf, 11)

Bu ise ilk insan ile Hz. Âdem’in (a.s.) bir olmadığını, Hz. Âdem’in (a.s.) kendisine bilinç verilen insanların ilki bulunduğunu yarım yamalak delillerle savunarak evrimi Kuran’dan ispatlamak için çabalayanların çabalarını boşa çıkarmaktadır. Beşer ile insan ayrımı yapanların şu ayetlere göz atmaları, tezlerinin ne kadar yersiz bulunduğunu göstermeye yetecektir: Mâide, 18; En‛âm, 91; İbrahim, 10-11; Nahl, 103; Kehf, 119; Meryem, 20.

Bununla beraber bu ayet, meallerini vereceğimiz ayetlerdeki el-insân ile kimin kastedildiğini de ortaya koymaktadır. İlk insan ve beşer Hz. Âdem’dir (a.s.) ve o da topraktan yaratılmıştır. Toprak genel bir isim, balçık, balçık benzer biçimde adlar de Hz. Âdem’in (a.s.) topraktan şekillendirilmiş halleridir.

“O, insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar benzer biçimde kurutulmuş çamurdan yarattı.” (Rahmân, 14)

“İnsan, “Ben öldükten bir süre sonrasında sahiden tekrardan hayata döndürülecek miyim?” diyor. İnsan düşünmez mi ki, daha ilkin hiçbir şey değilken biz onu yaratmışızdır?” (Meryem, 66-67)

Bu ayet de önemlidir. Zira insanoğlunun öncesinde hiçbir varlık biriminin bulunmadığını ifade eder. Herhangi bir türden geçiş yapılmış olsaydı ‘hiçbir şey değilken’ ifadesi ayette zikredilmezdi.

Zekeriya (a.s.) herhangi bir türden geçiş olmaksızın, hiçbir şey değilken yaratılmışsa..

Buna benzer bir ifade, yaşlılığına karşın Allah’tan çocuk talep eden ve kendisine bahşedildiğinde şaşkınlıktan ‘benim Ne Gibi çocuğum olabilir?’ diyen Hz. Zekeriya’ya (a.s.), bu şaşkınlığını giderici nitelikteki Allah’ın “Daha evvel de seni hiçbir şey değilken yarattım” sözü bulunur. (bk. Meryem 1-9)

Ne Gibi ki Hz. Zekeriya (a.s.) herhangi bir türden geçiş olmaksızın, hiçbir şey değilken yaratılmışsa Hz. Âdem (a.s.) de hiçbir şey değilken var edilmiştir.

Bu ayette ek olarak el-insân ile ilk insan değil, ahirette diriltileceğine şüpheyle bakan, öldükten sonrasında toprağa karışıp yok olacağına inanan insan kastedilir.

Bu düşüncedeki insana topraktan tekrardan diriltilmenin kolaylığı, ilk yaratılıştaki yoktan var edilme örnek gösterilerek anlatılmaktadır. Böylece insanoğlunun ilk var edilme devresinin herhangi bundan önceki türden geçiş kanalıyla değil; direkt yoktan var edilme şeklinde olduğu ortaya konulmakta ve yoktan var edenin tekrardan de diriltebileceği söylenmektedir.

“O yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. Sonrasında onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden yaratıp sürdürmüştür. Sonrasında ona muntazam bir biçim vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da azca şükrediyorsunuz!” (Secde, 7-9)

Bu ayet açıkça ilk insanoğlunun yaratılışı ile ondan türeyen insanların yaratılışının birbirinden değişik bulunduğunu açıklıyor. İnsan türünü Allah ilk olarak yukarıdaki ayetlerde de ifade edilmiş olduğu benzer biçimde çamurdan yaratmıştır. Hz. Âdem (a.s.) olan bu ilk insanoğlunun nesli ise adam ve kadının sularının karışımıyla meydana gelmiştir. Ayette ‘onun neslini’ ifadesi de önemlidir. İlk yaratılan insanoğlunun nesli onun ve eşinin suyu vasıtasıyla var edilmiştir.

“Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yaratıyoruz; sonrasında onu sağlam bir korunakta nutfe haline getiriyoruz. Peşinden nutfeyi (döllenmiş yumurta) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyo) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, hemen sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir mahluk halinde inşa ediyoruz. Yapmış olup yaratanların en güzeli olan Allah fazlaca yücedir.” (Mü’minûn, 12-14)

adsense

Bundan önceki ayetteki anlatımın benzeri bir ifade da bu ayette bulunmaktadır. Yoksa ayetin ilk ifadesinde ‘çamurdan alınmış bir özden’ yaratıldığı bahsedilen insan ile ayetin devamında bildiğimiz ana rahmindeki yaratılış evrelerinden bahsedilen şahıs aynı değildir.

Ayetler topluca bir arada değerlendirildiğinde evrim benzer biçimde bir yaratılış modeli Kuran’dan asla çıkarılamaz

İlki bundan önceki ayette olduğu benzer biçimde ilk insanoğlunun, sonrasındaki ise ondan ve eşinden türeyen tüm insanların yaratılış durumudur. Ayetleri toplu, bir arada değerlendirdiğimizde evrim benzer biçimde bir yaratılış modelinin Kuran’dan asla çıkarılamayacağı anlaşılmaktadır.

Sadece lokal olarak kimi ayetleri alıp onların üstünden evrim düşüncesiyle ayetleri konuşturma çabasına girildiğinde bunu yapmak mümkün olmaktadır ki, bu hakikati saptırmak, insanlığı aldatmaktır.

“İnsanı bir damla sudan yarattı; fakat görürsün ki o, yaratıcısına apaçık bir muhalif olup çıkmıştır!” (Nahl, 4)

“İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Oysa bak, şimdi o, açıktan açığa bizlere karşı duran biri olmuştur.” (Yâsîn, 77)

Bu iki ayet tekrardan dirilmeyi inkâr eden, Allah’a boyun eğmeyen nankör insandan bahsetmektedir. Bu ayetlerdeki insan, ilk insan değil; ondan ve eşinden türetilmiş olan insanoğlu içindeki nankörlerdir.

“Gerçek şu ki, insanoğlunun yaratılış tarihinde onun hemen hemen anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir. Hakikatte biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; sınav edelim diye onu işitir ve görür kıldık.” (İnsân, 1-2)

İnsan var edilmeden ilkin nice zamanların bulunmuş olduğu zikredilmektedir bu ayette. Zira yaşam yalnız insanoğlunun yaratılışıyla başlamamıştır. İnsan var edilmeden kâinatta nice zamanlar geçirmiştir. Sadece evrimciler buradan nemalanmak için ayeti, insan cinsel tekâmül edinceye kadar türler içinde nice zamanların geçmiş olduğu şeklinde yoruyorlar. (4, 5)

Bu tamamıyla mesnetsiz bir çıkarımdır. Evrimci bir kafayla ayeti yorumlama çabasının tipik bir örneğidir. Ayet ek olarak insanların ilk insandan sonrasında nutfe kanalıyla yaratıldığını da ifade etmektedir.

“İnsan niçin yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı.” (Târık, 5-6)

“O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır.” (Alak, 2)

İnsanın nutfeden, sudan, alakadan yaratıldığının zikredildiği tüm ayetler ilk insanoğlunun nesli için geçerli olan yaratılış durumudur. Tüm ayetlerin bir arada değerlendirildiğinde açıkça anlaşılan bu hakikat, maalesef evrimci bakış açısının zulmüne maruz kalmaktadır.

İnsanların evrimle var bulunduğunu Kuran’dan ispatlamak isteyenler kanıt olarak meallerini vereceğimiz iki ayet üstünde de durmaktadırlar. Bu ayetlerin ilkinde insanların bir nebat benzer biçimde yaratıldığının söylendiği üstünde durulmakta ve buradan evrimle bağlantı kurulmaktadır. Diğerinde de insanların tavır tavır yaratıldığından bahsedilmiş olduğu ileri sürülmektedir. Evrimi savunanlar bu ayetlerden hareketle insanların, suyun toprakla karışması sebebiyle oluşan bir canlı türünden insan oluncaya kadarki süreçteki devrelerinin bu ayetlerde kastedildiğini iddia etmektedirler. (4, 5)

Ayet-i kerimeler şöyledir:

“Ne oluyor size de Allah’ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz? Oysa O sizi türlü devrelerden geçirerek yaratmıştır.” (Nuh, 13-14)

“Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir.” (Nuh, 17)

Bu iki ayet birbirini tamamlayıcı niteliktedir. İlk ayette Allah Teâlâ insanlara yaratılışlarındaki devreleri hatırlatmaktadır. Yukarıdaki Hz. Âdem’in (a.s.) ve neslinin yaratılışındaki yaratılış devreleri burada dile getirilmektedir. Toprak ile ataları Hz. Âdem (a.s.) yaratılmış, onun nesli de embriyo, kan pıhtısı, bir çiğnem et, kemiklerin var edilmesi ve etin giydirilmesi ve nihayet tesviye edilerek güzel bir surete getirilmesi ile var edilmiştir. (6)

Bu aşamaların hatırlatıldığı ayeti tamamen Kuran’daki öteki ayetleri görmezden gelmiş olarak evrimle ilişkilendirmek bilimsel etikle uyuşmamaktadır.

İkinci ayette ise, Allah Teâlâ’nın insanları bir nebat benzer biçimde öncesi olmaksızın, doğrusu başka bir türden geçiş olmaksızın direkt topraktan var etmesi pekiştirilmektedir. Buna karşın bu ayeti evrimle ilişkilendirmek insafsızlıktır. Ayetteki genel anlamda bitkilerin bitirilmesi için kullanılan enbete fiili Hz. Meryem’in güzel bir halde yetiştirildiğini ifade eden ayette de (Âl-i İmrân, 37) geçmektedir.

Bir çiçeği insan Ne Gibi özenle yetiştirip büyütürse Allah Teâlâ da Hz. Meryem’i nezarete altında güzel bir halde yetiştirmiştir.

Ayette Allah Teâlâ insanların atası Hz. Âdem’i (a.s.) topraktan, öncesi olmaksızın yarattığını belirtmekte, ilk yaratılışa dikkat çekilerek tekrardan dirilişin makul ve kolay olduğu gösterilmektedir. (7)

Nitekim bir sonraki ayette de (Nuh, 18) bu ifade edilmektedir.

İnsanın yaratılışıyla ilgili bu başlık altında zikredilen ayetler beraber değerlendirildiğinde Hz. Âdem’in (a.s.) topraktan direkt yaratıldığı, ana-babasız var edilmiş olduğu, Hz. Âdem’in (a.s.) ilk insan ve beşer olduğu, onun neslinin ana karnındaki yaratılış devreleriyle yaratıldığı açık ve seçik bir halde anlaşılmaktadır.

Şimdi de ise Kuran’ın insanları tek bir candan var ettiğini ifade eden ayetlerin tahlili yapılacak ve evrimci yaklaşımın bu tür ayetleri aslolan anlamından saptırma çabaları, zorlama ve cahilce yaptıkları yorumları gösterilecektir.

Kuran’a gore insan Ne Gibi yaratılmıştır?

Allah Teâlâ hitap etmiş olduğu insanların durumunu dikkate alır ve ona gore hitap eder. Her peygamberi gönderilmiş olduğu toplumun içinden seçmesi, onların diliyle tanrısal hitabı onlara sunması (İbrahim, 4) bunun göstergelerindendir. Gene hitap etmiş olduğu toplumun sorunlarını öncelikli ele alması, o toplumun görüp aşina olduğu örneklerde bulunması da buna delildir. Deveye işaret edilmesi (Ğâşiye, 17), köle ve efendi ilişkisinin örneklendirilmesi (Nahl, 75-76) vb. durumlar bunun örneklerdir.

Dolayısıyla Allah Teâlâ hitap etmiş olduğu toplumun vakit ve zeminini dikkate alarak tanrısal vahyi inzal etmektedir. Sadece bu, onların durumunu gözettiği için yanlış da olsa bir informasyon aktarımı ya da bir sözün söylenmesini asla doğurmaz, doğurmamıştır da.

Şu halde, Arap toplumu Hz. Âdem’den (a.s.) yaratıldıklarına inandıkları için Allah onlara Hz. Âdem’den (a.s.) yaratıldıklarını söylememiştir. Ya da onlar göklerin yedi kat bulunduğunu duydukları için onlara bu şekilde bir informasyon, yalnız onlar bu şekilde bilmiş olduğu için aktarılmamıştır. Bu şekilde bir davranışı biz insanoğlu bile kendimize yakıştırmazken Ne Gibi olur da Allah’a yakıştırabiliriz.

Mesela, muhatabımızı eğitmek ve düzeltmek istediğimizde onun yanlış inanışlarını ve bilgilerini doğruymuş benzer biçimde kullanır mıyız?

Maalesef kimi düşünürler Kuran’daki Hz. Âdem (a.s.) kıssasını ve insanların ondan ve eşinden yaratılıp çoğaldığını ifade eden ayetleri tevil etmekte zorlanınca bu benzer biçimde insafla bağdaşmayan yorumlara gitmişlerdir. (8)

Burada biz, Allah Teâlâ’nın insanı Ne Gibi yarattığına dair söylemiş olduğu ayetleri zikredip yorumlayacağız. Bu ayetlerin evrimi korumak için çaba sarfeden Müslüman düşünürler tarafınca Ne Gibi çarpıtılmaya çalışıldığına da işaret edeceğiz.

“Ey insanoğlu! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok adam ve hanım üretip yürüyerek rabbinize itaatsizlikten sakının”.

Bu ayet-i kerimede Allah Teâlâ insanlara seslenerek kendilerini bir tek nefisten yarattığını, ondan da eşini yarattığını ve bu ikisinden adam ve hanım olarak insan neslini çoğalttığını açık ve seçik ifade etmektedir. Bu ayette anlatılan nefs-i vâhide ile Hz. Âdem (a.s.) kastedilmiştir. İlk müfessirlerden günümüze kadar -modern çağdaki birkaç istisnayı saymazsak- bu ibareyi başka şekilde yorumlayan olmamıştır. (9)

Buna karşın bu ibareyi “öz, maya, hücresel bir yapı” olarak yorumlamaya çalışanlar olmuştur. Burada nefs-i vâhide ibaresiyle herhangi bir insan değil; erkeklik ve dişiliği olmayan hücresel bir yapının kastedildiği ileri sürülmüştür. Bunu desteklemek için de hem hitabın tüm insanlara olduğu hem de nefs-i vâhide ibaresinin nekra, doğrusu belirsiz formda geldiği açıklanmıştır. (10)

Hâlbuki “Ey insanoğlu!” hitabının yaratılışla ilgili bir mevzuda ilk insanı kapsamaması aklın gereğidir. Hitabın içine giren birinden tüm insanları yaratmışsa normal olarak o ilk şahıs “tek bir nefis” ibaresiyle kastedilen olacaktır.

Kaldı ki ayetin devamı aslına bakarsan eşinin de bu nefisten yaratıldığını söylemekte ve öteki insanların bu ikisinden çoğaltıldığını açıkça ifade etmektedir.

İbarenin nekra gelmesi, yaratılışın kaynağının belirsizliğinden değil, tek bir adetten bulunduğunu ifade içindir.

Burada belirli olarak bu ifadenin getirilmesi anlatılmak istenen mana gereği yanlış olurdu.

Kaldı ki her nekra belirsizlik için değil, taklîl (azımsamak), ta‛zîm (yüceltmek) benzer biçimde değişik anlamlara da gelmektedir. Yâsîn suresinde geçen selâmun kavlen min rabbin rahîmin (Rahim bir rabden söz olarak bir esenlik vardır) ifadesinde (Yâsîn, 36) bilinmeyen bir rabden mi bahsedilmektedir?

Hâşâ!

Bu benzer biçimde kolay Arapça kullanımları bilmeden yalnız netice odaklı evrimi ispatlama çabası kişiyi yarı yolda bırakacak bir hevestir.

Hz. Âdem’in neslinin çoğaltılması

Bu ayeti Hz. Âdem’in (a.s.) dışındaki bir anlamla yorumlama çabasını gerektiren bir öteki argüman ise, insanların tek bir aileden yaratılması durumunda ensest birlikteliğin ortaya çıkacak olmasıdır.

Kardeş evliliğiyle insanların çoğaltılması günümüz şartlarıyla değerlendirilmekte ve o dönemde de bu şekilde bir çoğalmanın gayrı etik olduğu düşünülmektedir.

Allah Teâlâ’nın açık bir halde insanları tek bir nefisten yarattığını söylemesi karşısında tutunacak tavır bu olmamalıdır. Tek bir şahıs ve ondan yaratılan eşinden insanların çoğalması sadece bu şekilde mümkün olmuşsa, o dönem yargısında belli bir süreye kadar bu özgür bırakılmıştır.

Nitekim dönemden döneme gore haram ve helaller değişebilmektedir. Hz. İsa’nın (a.s.) “Size haram kılınan bazı şeyleri helal etmek için geldim” sözü de (Âl-i İmrân, 50) bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Öncesinden haram olan bir şeyin bizatihi fena olması gerekmediği benzer biçimde, sonradan haram kılınan bir şey için de mutlak olarak fena nitelemesi yapılamaz. Peygamberlere gönderilen şeriatlarda, vakit ve zemine gore hükümlerin değişmesi doğal bir ihtiyaçtır.

Kuran’da insanoğlunun Ne Gibi yaratıldığına dair öteki ayetler ise şunlardır:

“Ey insanoğlu! Şüphesiz sizi bir adam ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en kıymetli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 13)

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, ebeveyninizi ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı benzer biçimde sizi de aldatmasın.” (A‛râf, 27)

“Ey Âdemoğulları! İçinizden ayetlerimi size anlatacak peygamberler gelir de (onları dinleyerek) kim kötülükten sakınıp kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (A‛râf, 36)

“Ey Âdemoğulları! Size “Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır; bana kulluk edin, doğru yol budur” dememiş miydim?” (Yâsîn, 60-61)

İnsanların bir adam ve dişiden yaratıldığını dile getiren Hucurât sûresindeki ayetler, insanların birbirine üstünlük yarışına girmemelerini, soy ve nesebin bu anlamda para etmediğini bildirmektedir.

Netice olarak tüm insanların tek bir adam ve dişiden yaratıldığı, sonradan halklara ve kabilelere bölündüğü söylenmekte ve bunun hikmeti olarak da bu farklılaşan halk ve kabilelerin tanış olması zikredilmektedir. Gene Allah katındaki üstünlüğün O’ndan sakınmakla elde edileceği haber verilmek suretiyle o devrin toplumundaki asabiyet hastalığı yıkılmaya çalışılmaktadır.

“Ey Âdem oğulları!” ifadelerinin yer almış olduğu ayetler daha ilkin zikredildi. Bu ifadelerin nesebe bağlı bir ifade olmadığı, Hz. İbrahim (a.s.) için de Müslümanlara “babanız İbrahim’in dinine uyun” denildiği, Hz. İbrahim’in (a.s.) ise tüm Müslümanların atası olmadığının aşikâr olduğu söylenmekte ve böylece “Ey Âdem (a.s.) oğulları” ifadelerinin de bu şekilde değerlendirilmesi gerektiği, bunlarla onların yolundan gidenlerin kastedildiği iddia edilmektedir.

Hâlbuki “Ey Âdem’in oğulları” ifadesi tüm insanlara yöneltilmiş bir hitaptır. “Anne-babanızı cennetten çıkarttığı benzer biçimde” denilmesi ve Kuran’da cennetten çıkartılan ilk insanoğlunun Hz. Âdem (a.s.) bulunduğunun bilinmesine karşın bu ifadeyi biyolojik, nesebe ilişik bir ifade görmemek hatada ısrardır.

Gene “Size ayetlerimi özetleyen ve bugünle karşılaşacağınızı size uyaran elçiler ulaştığında” denilen ayette de açıkça tüm insanlara seslenilmektedir. Gene kıyamette tüm insanların toplandığı bir günde Allah’ın bu ifadeyle seslenmesi tüm insanların Hz. Âdem’in (a.s.) evlatları bulunduğunu sarahaten anlatır. Hz. İbrahim (a.s.) için Allah’ın “babanız” ifadesini kullanımı yalnız Hac sûresinin 78’inci ayetinde geçmekte ve bununla Arap toplumunun atası olarak kabul edilen ve o dönemdeki tüm kafir-müslüman her insanın kabul etmiş olduğu bir gerçeği ifade içindir. Mekke toplumunun atası Hz. İbrahim’dir (a.s.) ve bu gerçeğe işaret edilerek hak yoldan sapanlar atalarının dinine çağrı edilmektedir. Bu ifadeyle gerçek anlamda nesebe ilişik bir bağ kastedilmektedir. O toplumdan sonrasında gelen Müslümanların nesep bakımından atası olmasa da o dönemdekiler için bu hakikatin varlığı böylece gösterilmiştir.

Allah Resulünün (s.a.v.) atası, onun ümmetinin de bir nevi atası kabul edilir.

Bu lokal olan durum ile ve bağlamı göz önüne alarak Hz. Âdem (a.s.) ile ilgili anlatılan atalık vasfını kıyaslamak yanlıştır. Kaldı ki Arapçada baba anlamına gelen eb kelimesi hakiki anlamda da mecazi anlamda da kullanılabilmektedir. Aslolan adı Abdurrahman olan bir sahabeye kedilerle fazlaca ilgili olması sebebiyle Ebû Hureyre denilmiş, eşi Fatıma’ya kızıp mescitte toprak üstünde yatıp üstü toprağa bulandığı için Hz. Ali’ye Ebu’t-Türâb denilmesi eb kelimesinin mecazi kullanımlarına örnektir.

Sadece oğul anlamına gelen ibn ve çoğulu benû/benî adı yalnız hakiki anlamda nesep için kullanılmaktadır. Benî İsrâîl (Hz. Yakup’un (a.s.) soyu), Benî Kureyza (Kureyza oğulları), Benî Seleme (Seleme oğulları) ve benzeri kullanımlar, o devrin dilinde kabilelere ve soylara hakiki anlamıyla nesep bağları olarak isim yapılmaktaydı.

Netice

Evrimle insanların yaratıldığını korumak için çaba sarfetmek ile bunu Kuran’dan kanıtlama etmeye kalkmanın aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Zira ilki bilimsel bir çaba, diğeri ise ön kabullerin Kuran’a söyletilme çabasıdır. Araştırmamızda görüldüğü suretiyle Kuran’a evrimi söyletmek isteyenler ayetleri bağlamlarından bağımsız değerlendirmiş, asla olmadık manaları o devrin Arapça kalıplarına sığdırmaya çalışmışlardır.

Başta Hz. Âdem (a.s.) ve Hz. İsa’nın (a.s.) yaratılış olarak benzetilmeleri bu aşamada kilit bir niteliğe haizdir. Bu bile tek başına Hz. Âdem’in (a.s.) annesiz ve babasız, topraktan yaratıldığını ispatlamaya kafidir.

İnsanların anne karnındaki yaratılış evrelerinin ilk insanoğlunun yaratılışıyla beraber zikredilmesi, tüm insanlık türünün Ne Gibi meydana geldiğini toplu bir halde sunma amacı gütmektedir.

Beşer ve insan ayırımı da temelsiz bir iddiadır. Zira ilk insanoğlunun yaratılışında hem insan hem de beşer ifadeleri geçmekte ve bunlar kendisine secde edilmesi emredilen Hz. Âdem (a.s.) için kullanılmaktadır.

Son olarak, insanların tek bir nefisten yaratılıp çoğaltıldığı anlatılan ayetlerle “Ey Âdem oğulları!” ifadeleri tüm insanlığın Hz. Âdem (a.s.) ve eşinden var edildiğini şüpheye mahal bırakmayacak derecede ispatlamaya yeterlidir.

Kuram düzeyinde olan ve bu teoriyi ortaya ilk atanların bile kendi teorilerine mutlak doğru olarak bakmadığı bir düzlemde Müslüman düşünürlerin ezilmişlik hisleriyle ve Allah’ın mutlak doğru olan kelamına güvenmeden bu benzer biçimde zorlama ve cahilce tevillere gitmesi hakkaten fazlaca can can sıkan bir hal almıştır.

Kuran, dileyenin ona dilediği şeyleri söylettirebileceği bir kitap değildir. İndiği vakit, zemin ve muhatapları olan ve sözleri sarih ve beliğ olan bu kitabı en azından Müslümanların kendi fikri ve fikir çıkarımlarına alet etmemeleri gerekir.

Kaynakça:
1) Yakıt, İ. Darwin’den Ilkin İslam Düşünürlerinde Evrimle İlgili Fikirler. Felsefe Arkivi. 1984; 24; 101-120.
2) Taberî, Ebû Ca‛ışık Muhammed b. Cerîr. Câmi‛u’l-Beyân ‛an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle; 1420/2000.
3) İslamoğlu M. https://www.youtube.com/watch?v=Iu-VhQdgmzY; Erişim Zamanı: 21.10.2018.
4) Kur’an’da İnsanın Yaratılışı ve Evrimi. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1998; 5; 1-16.
5) Ateş, S. Kur’an-ı Kerim’e Gore Evrim Teorisi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1978; 20; 127-146.
6) Zemahşerî, Ebu’l-Kāsım Mahmûd b. Ömer. el-Keşşâf ‛an Hakāikı Gavâmidı’t-Tenzîl ve ‛Uyûni’l-Ekāvîli fî Vucûhi’t-Te’vîl. Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-‛Arabî; 1407.
7) İbn Âşûr, Tâhir b. Muhammed. et-Tahrîr ve’t-Tenvîr. Tunus: ed-Dâru’t-Tûnusiyye; 1984.
8) Öztürk, M. Kur’an ve Yaratılış. İstanbul: İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Kur’an Araştırmaları Merkezi Yayınları; 2015.
9) Ateş, AE. Kur’an’da İnsanların Yaratılışı Meselesi. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 2016; 30; 353-369.
10) Okuyan, M. https://www.youtube.com/watch?v=EejTp-HEyy_A. Erişim: 11. 07. 2015.
11) Câhız, Ebû Osmân Amr b. Bahr b. Mahbûb el-Kinânî. el-Hayevân. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-‛İlmiyye; 1424.
12) er-Resâil. thk. Abdüsselam Muhammed Harun. Kahire: Mektebetü’l-Hâncî; 1384/1964.

Dr. Öğr. Üyesi Avnullah Enes ATEŞ, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi.

Merhaba ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Oklyaprak tarafınca Cu, 14/06/2019 – 20:01 tarihinde gönderildi

adsense

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir