Kuran’ın iniş sırasına bakılırsa dizilmeyişinin hikmetleri neler olabilir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

Kuran-ı Kerim surelerinin, iniş sırasına bakılırsa dizilmiş olmamasının, Cenabı Hakk’ın muradının bu olmamasının hikmetleri neler olabilir?
Kuran-ı Kerim surelerinin, iniş sırasına bakılırsa dizilmiş olmamasının, Cenabı Hakk’ın muradının bu olmamasının hikmetleri neler olabilir? Zira her kitap benzer biçimde Kuran’da sırayla(mecburi olmamakla birlikte) okunması mümkün ve Fatiha’yı saymazsak ilk sureler Uygar surelerdir(Bakara- Ali İmran, Nisa … ). Yargı ayetleri Mekke’de gelmedi ki bir hikmeti de imanların yerleşmesi için dönemin geçmesinin gerekliliğiydi denir. Kuranı okumaya süregelen yeni dine girmiş biri direkt (İçki, kumar, faiz vs. yasağı) karşılaşacak; oysa sahabe bunlarla taa Medine’de karşılaşmıştı. Tanrı’ın muradı nedir acaba? Tanrı sonsuz hikmet sahibi olduğundan bununda pek fazlaca hikmeti vardır diye düşünüyor fakat yanıtını bulamıyorum.

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Bu mevzu fazlaca geniştir. Alimlerin bildirdiğine bakılırsa, Kuran’ın nüzul sırası, o anda açıklanması yada hakkında yargı verilmesi ihtiyaç duyulan konuların meydana gelmesiyle alakalıdır.

Mushaftaki düzen ise, tanrısal hikmetleri gözeten bir düzenlemedir. Bu hikmetlerin hepsini saymak yada bilmek elbet mümkün değildir. Bununla birlikte, bazı hikmetleri şu şekilde sırlamakta yarar vardır:

a) En sahih olan görüşe bakılırsa Kuran’ın ayetleri benzer biçimde, surelerin tertibi de tevkifidir/ vahiy kaynaklıdır.

Tanrı tarafınca tespit edilen bir fazlaca şeyin hikmetini bilmediğimiz benzer biçimde, Kuran’ın bu tanrısal düzen hikmetini de bilmeyebiliriz. Bilmememiz, olmadığını göstermez.

b) Bu düzen, Kuran’ın bazı ince nükteleri ve belagat meziyetlerini göstermeye yöneliktir.

Örnek olarak; “Nüzul sıraları içinde farklılık olmasına karşın, Kadir suresinin Alak suresinden derhal sonrasında gelmesi, bu inceliklerden birini şu şekilde göstermektedir: “İNZELNAHU” (Onu indirdik) cümlesindeki “hu” zamirinin zahirdeki bir mercii yoktur. Oysa, onun Kuran’a raci olduğundan da kuşku yoktur. Bundan ilkin Kur’an kelimesi geçmez, fakat Alak suresinin ilk kelimesi olan “İKRA’” (oku) fiili Kuran’ı temsil etmiş olduğu için Kadir suresindeki “hu” zamiri de bu kelimeye racidir.

İşte bunu göstermek hikmetiyle Kadir suresi Alak suresinin derhal arakasında yer almıştır. (bk. Ebu Cafer es-Sakafi, el-Burhan, 1/184)

c) Kuran’ın her bir ayetinin başka ayetlere bakan birer yüzü, birer gözü vardır. Mushaftaki tertipte bu mucizelik yönü görünmektedir.

Örnek olarak, Secde Suresi, Lokman suresinin derhal ardında gelmiştir. Şu sebeple, şu ayetleri birbirine bakıyor.
– Secde suresinin “Melekler sizin sayımınızla miktarı bin yıl olan bir günde ona yükseliyorlar” mealindeki 5. ayeti, Lokman suresinin son ayetinde yer edinen “Kıyametin bilgisi Tanrı’ın nezdindedir” mealindeki ayetin bir nevi açıklamasıdır.

– Keza, Secde suresinin “Üstünde ot bitmeyen kuru topraklara yağmur indirip kendilerinin ve hayvanlarının yiyeceği bitkileri Bizim yeşerttiğimizi görmezler mi?” mealindeki 27. ayeti, Lokman suresinin “Yağmuru da O yağdırır” mealindeki 34. ayetin bir  nevi açıklamasıdır.

– Gene Secde suresinin “Eğer dileseydik, her insana hidayet verirdik” mealindeki 13. ayeti, Lokman suresinin “Asla kimse yarın ne kazanacağını bilmez” mealindeki 34. ayetinin bir açılımı gibidir. (bk. Suyuti, Esraru tertibi’l-Kuran, 1/123)

d) Kuran’ın ana gayelerinden biri, onun Tanrı’ın kelamı bulunduğunu gösteren mucizevilik yönüdür. İşte Kuran’ın mevut tertibinde bu mucizevilik yönüne işaret eden ve Tanrı’ın sonsuz ilminden geldiğini gösteren pek fazlaca hakikatler vardır. Örnek olarak:

– “Yahudi olanlara da, bundan ilkin sana anlattıklarımızı haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı!” (Nahl, 16/118) mealindeki ayette Yahudilerle ilgili söz mevzusu edilen yasaklara işaret edildikten sonrasında “Tanrı’ın bunu daha önceki ayetlerde anlattığı” ifade edilmiştir.

İşte bu ayetin doğruluğunu gösteren ilgili mevzunun “Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık. Yalnız sırtlarında ya da bağırsaklarında bulunan yada kemiğe karışan yağları haram kılmadık. Haddi aşmalarından dolayı onları bu şekilde cezalandırdık. Kuşku yok ki Biz hep doğru söyleriz” mealindeki Enam suresinin 146. ayetinde yer almış olması Tanrı’ın sonsuz ilminin ve Kuran’ın mucizeviliğinin bir parıltısıdır.

Bu mevzunun bir kısmı da “Yahudilerin yaptıkları zulümlerden, fazlaca kimseyi Tanrı yolundan çevirmelerinden dolayı kendilerine helal kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara yasakladık.” (Nisa, 4/160) mealindeki ayette geçmiştir. Aralarında ondan fazla sure ve yüzlerce ayet ve bilhassa Nisa suresiyle Nahl suresi içinde seneler geçmiş olmasına karşın, bu şekilde bir hakikate vurgu yapılmasının elbet mühim bir hikmeti bu olağanüstü yönü göstermektir.

– “ Biz senden ilkin de nice peygamberler yolladık ki, onlardan kiminin kıssalarını sana anlattık, kiminden ise söz etmedik. Hiçbir peygamber, Tanrı’ın izni olmadan bir âyet getiremez. Tanrı’ın emri vardığında ise, adaletle hükmolunmuş ve hakkı boşa çıkarmaya çalışanlar oracıkta hüsrana uğramış anlama gelir.” (Mümin, 40/78) mealindeki ayette “peygamberlerin bir kısmından söz edilmiş olduğu, bir kısmından ise bahsedilmediği” vurgulanmıştır. Bu ifadenin genel manası yanında, bir de Kuran’ın Tanrı’ın kelamı olduğuna işaret etmektedir. Şu sebeple, bu sure Kur’an’ın 40. suresidir. Bu ayete kadar 3979 ayet geçmiştir. Sadece bu ayette ifade edilmiş olduğu benzer biçimde, bazı peygamberler bundan sonraki surelerde anlatılmıştır..

Kelimelerin tekrarlarından hasıl olan sayısal mucizelerin hepsi sadece bu tertipten meydana gelmiştir.

İlave informasyon için tıklayınız:

Kur’an-ı Kerim sureleri günümüzde neden nüzul sırasına göre …

Merhaba ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

özgürkara tarafınca Pt, 06/02/2017 – 02:06 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir