MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Mü­kel­lef, “yü­küm­lü­lük sa­hi­bi ki­şi” de­mek­tir. Di­ni emir ve ya­sak­la­ra mu­ha­tap olan âkil ve bâliğ müs­lü­ma­nı ifa­de eder. Ken­di ira­de­siy­le ser­best ha­re­ket ede­bi­le­cek ya­şa ge­len kim­se­nin ko­nuş­ma­la­rı, iş, amel ve dav­ra­nış­la­rı İslâm na­za­rın­da be­lir­li hü­küm­le­re bağ­lan­mış­tır. Fı­kıh kay­nak­la­rın­da “ef’âl-i mükellefîn” de­ni­len bu fi­il­ler­den mak­sat, yü­küm­lü­nün fi­il­le­ri­nin şer’î hü­küm­le­ri­dir.

Yü­küm­lü­nün fi­il­le­ri se­kiz ta­ne­dir: Farz, va­cip, sün­net, müs­te­hap, mü­bah, ha­ram, mekrûh ve müf­sid. Bu tak­sim Ha­ne­fi hu­kuk­çu­la­ra gö­re­dir. Di­ğer mez­heb
müc­te­hid­le­ri­ne gö­re ise bu sa­yı; va­cip, men­dup, ha­ram, mekrûh ve mü­bah ol­mak üze­re beş­tir.

Mukellefin-fiilleri-nelerdir-8-maddede-inceliyoruz-1.png mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA Mukellefin fiilleri nelerdir 8 maddede inceliyoruz 1

  1. 1 Farz

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesig95fdb37a2a51f00514617d2785e5b56adb69b53987e5b5dc7df878953a9d64d8

    Sübûtu ve ifa­de et­ti­ği an­lam (delâleti) ke­sin olan de­lil­ler­le Al­lah ve­ya Ra­su­lü­nün em­ret­ti­ği fi­il­le­re “farz” de­nir. Farz­lar, baş­ka an­la­ma gel­me ih­ti­ma­li bu­lun­ma­yan ayet, mü­te­va­tir ve­ya meşhûr ha­dis, yada icmâ gi­bi ke­sin de­lil­ler­le sa­bit olur. Beş va­kit na­maz, zekât, hacc ve na­maz­da Kur’an-ı Ke­rim’den bir par­ça oku­mak gi­bi. Bun­lar­la il­gi­li hem ayet­ler var­dır, hem de Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’in mü­te­va­tir ve­ya meş­hur ha­dis kuv­ve­tin­de söz ve­ya uy­gu­la­ma­la­rı bu­lun­mak­ta­dır.

    Kur’an-ı Ke­rim’in bir­çok ayet­le­rin­de “Na­maz kı­lı­nız, zekât ve­ri­niz”115, na­maz­da kı­ra­a­ti em­re­den ayet­te; “O hal­de Kur’an’dan ko­la­yı­nı­za ge­le­ni oku­yun”116 bu­yu­rul­ma­sı far­za ör­nek ve­ri­le­bi­lir.

    Far­zın hük­mü: Ya­pıl­ma­sı ke­sin ola­rak ge­rek­li­dir. Ter­ke­den ağır ce­za­yı ha­ket­miş olur; farz ol­du­ğu­nu inkâr ede­nin din­den çık­tı­ğı­na hük­me­di­lir.

    Farz­lar; farz-ı ayn ve farz-ı ki­fa­ye ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır:

    1) Farz-ı ayn: Her mü­kel­lef müs­lü­ma­nın biz­zat ye­ri­ne ge­tir­me­si ge­rek­li olan farz­lar­dır. Bir kı­sım in­san­la­rın iş­le­me­siy­le di­ğer­le­rin­den yü­küm­lü­lük kalk­maz. Beş va­kit na­maz, ra­ma­zan oru­cu, zekât ve hacc gi­bi.

    2) Farz-ı ki­fa­ye: Mü­kel­lef müs­lü­man­la­ra ay­rı ay­rı de­ğil, top­lu­ca em­re­di­len şey­ler­dir. Bir kı­sım müs­lü­man­lar bu­nu ye­ri­ne ge­ti­rin­ce di­ğer­le­ri so­rum­lu­luk­tan kur­tu­lur. Ci­had et­mek, Kur’an-ı Ke­rim’i ez­ber­le­mek, şa­hit­lik yap­mak, iyi­li­ği em­ret­mek, kö­tü­lü­ğe en­gel ol­mak, in­san­la­rın ih­ti­ya­cı olan sa­nat­la­rı öğ­ren­mek ve ce­na­ze na­ma­zı kıl­mak gi­bi. Farz-ı ki­fa­ye­nin se­va­bı yal­nız onu iş­le­yen­le­re ait­tir. Top­lum­da, bu far­zı kim­se ye­ri­ne ge­tir­mez­se, bü­tün top­lum günahkâr olur.

    An­cak ba­zı du­rum­lar­da kifaî va­cip, aynîye dö­nü­şe­bi­lir. Meselâ; bir yer­de tek dok­tor var­sa has­ta­ya mü­da­ha­le gö­re­vi ona aynî farz olur. Yi­ne bir ola­yı tek ki­şi gör­müş­se şa­hit­lik yap­ma­sı ge­re­kir.117

  2. 2 Va­cip

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesigf2323582a47484cfd987f4201e8362e6c319d9712ebea20f110fc391eab19fad

    İslâm hu­kuk­çu­la­rı­nın ço­ğun­lu­ğu­na gö­re farz­la va­cip eşan­lam­lı­dır. İki­si de ay­ni hü­küm­le­re ta­bi­dir. Ha­ne­fi­le­re gö­re, farz ve va­cip bir­bi­rin­den fark­lı an­lam ta­şır. Va­cip; Al­lah ve Ra­su­lü­nün yü­küm­lü müs­lü­man­dan ya­pıl­ma­sı­nı bağ­la­yı­cı bir şe­kil­de is­te­di­ği, fa­kat hak­kın­da­ki bu bağ­la­yı­cı­lı­ğın zannî de­lil ile sa­bit ol­du­ğu fi­il­dir. Fı­tır sa­da­ka­sı, kur­ban kes­me, vi­tir ve bay­ram na­maz­la­rı, na­maz­da Fa­ti­ha su­re­si­ni oku­mak gi­bi. Bü­tün bun­lar Ha­ne­fi­le­re gö­re va­cip­tir; çün­kü ha­ber-i va­hid ile, ya­ni zannî de­lil­le sa­bit ol­muş­lar­dır.

    Vâcibin Hük­mü: Ya­pıl­ma­sı ke­sin ola­rak ge­rek­li­dir, ter­ke­den far­zı ter­ke­den­den da­ha az bir ce­za­yı ha­ket­miş olur; va­cip ol­du­ğu­nu inkâr ede­nin din­den çık­tı­ğı­na hük­me­dil­mez. Böy­le kim­se sa­pık­lık­ta (dalâlette) kal­mış sa­yı­lır. Na­ma­zın va­cip­le­rin­den bi­ri­si­ni kas­ten ter­ket­mek tah­ri­men mek­ruh­tur. Yan­lış­lık­la ter­ket­me ve­ya ge­cik­tir­me ha­lin­de ise, se­hiv sec­de­si ge­re­kir. Far­zın ter­kin­de ise na­maz bo­zu­lur. Na­maz­da ru­kuu ter­ket­mek gi­bi.

    Vâcip; sübûtu ke­sin, delâleti zannî olan de­lil­le sa­bit olur. Bu de­lil, te’vile uğ­ra­mış ayet ve­ya ha­dis şek­lin­de ola­bi­lir. Meselâ; Kur’an-ı Ke­rim’de: “Rab­bin için na­maz kıl, kur­ban kes”118 bu­yu­ru­lur. Bu­ra­da, bay­ram na­ma­zı kıl­ma ve kur­ban kes­me em­ri­nin mu­ha­ta­bı Hz. Pey­gam­ber’dir. Ya­ni bun­lar Ra­su­lul­lah (s.a.s) için farz hük­mün­de­dir. An­cak, em­rin, di­ğer müs­lü­man­la­rı kap­sa­yıp kap­sa­ma­dı­ğı ke­sin de­ğil­dir. Bu­nun­la bir­lik­te, bu emir­le­rin di­ğer müs­lü­man­la­rı da kap­sa­dı­ğı da­ha kuv­vet­li olan gö­rüş­tür. Böy­le­ce Sün­net­ten da­ha kuv­vet­li, fa­kat ayet­te­ki delâletin ke­sin ol­ma­ma­sı se­be­biy­le, farz de­re­ce­si­ne ulaş­ma­yan bir emir çe­şi­di or­ta­ya çık­mış olur ki, bu­na vâcip de­nir.119

    Meselâ; na­maz­da hiç Kur’an-ı Ke­rim okun­ma­ma­sı na­ma­zı ge­çer­siz kı­lar. Çün­kü; “Kur’an-ı Ke­rim’den ko­la­yı­nı­za ge­le­ni oku­yun”120 bu­yu­rul­ma­sı far­zi­yet bil­di­rir. Fa­kat Fa­ti­ha su­re­si­nin na­maz­da okun­ma­mış ol­ma­sı tek ba­şı­na ge­çer­siz­lik se­be­bi de­ğil­dir. Bu sûrenin okun­ma­ma­sın­da kerâhat olmakla bir­lik­te na­maz ge­çer­li­dir. Çün­kü na­maz­da Fa­ti­ha su­re­si­nin okun­ma­sı hük­mü zannî de­lil ile sa­bit ol­muş­tur. Bu de­lil, Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’in; “‘Fa­ti­ha su­re­si­ni oku­ma­ya­nın na­ma­zı ge­çer­li ol­maz” 121 hadisidir. Bu ha­dis, ha­ber-i va­hid ni­te­li­ğin­de zannîdir. Çün­kü “Fa­ti­ha­sız kı­lı­na­cak na­maz ge­çer­li ol­maz” an­la­mı­na ge­le­bi­le­ce­ği gi­bi; “Fa­ti­ha okun­mak­sı­zın na­maz tam ve mü­kem­mel ol­maz” an­la­mı­nı da ifa­de ede­bi­lir.

  3. 3 Sün­net

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesigdd8e3735e252b3fd4245e3aa53021a4dab3c0d43a41d42eb58c655b00046c3a7

    Sün­net söz­lük­te; iyi ahlâk, iyi huy, yol, Al­lah Tealâ’nın ka­nu­nu,  hal ve gi­diş, alı­şıl­mış yol de­mek­tir. İyi ve­ya kö­tü yol­da gi­diş an­la­mı­nı şu ha­dis­te gör­mek müm­kün­dür: “Kim gü­zel bir âdeti baş­la­tır­sa, ken­di­si­ne hem o dav­ra­nı­şın hem de kı­ya­me­te ka­dar onu ör­nek alan kim­se­le­rin se­va­bı ve­ri­lir. Yi­ne kim kö­tü bir ade­ti baş­la­tır­sa, ken­di­si­ne hem o dav­ra­nı­şın, hem de kı­ya­ma­te ka­dar onu ör­nek alan kim­se­le­rin gü­na­hı yük­le­nir.” 122

    Sün­net, fı­kıh usu­lü te­ri­mi ola­rak, Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’den nak­le­di­len söz, fi­il ve tak­rir­ler­dir.

    Sün­net; mü­ek­ked, gay­ri mü­ek­ked ve ze­va­id sün­net ol­mak üze­re üç kıs­ma ay­rı­lır:

    1) Mü­ek­ked Sün­net: Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’in de­vam­lı ola­rak iş­le­yip na­di­ren terk et­ti­ği, farz ve va­cip ol­ma­yan amel­ler­dir. Bu çe­şit sün­ne­ti ye­ri­ne ge­ti­ren se­vap ka­za­nır. Ter­ke­den ise ce­za­yı hak et­me­mek­le bir­lik­te kı­na­ma ve azar­la­ma­ya müs­te­hak olur.

    Sa­bah, öğ­le ve ak­şam na­maz­la­rı­nın sün­net­le­ri, ab­dest alır­ken ağı­za su ver­mek mü­ek­ked sün­net­ler­den­dir. Bu çe­şit sün­ne­te “Sün­ne­tü’l-Hüdâ” da de­nir.

       2) Gayr-ı mü­ek­ked sün­net: Hz. Pey­gam­ber’in çok de­fa edâ edip, ba­zen ter­ket­ti­ği sün­net­ler­dir. İkin­di ve yat­sı na­maz­la­rı­nın ilk sün­net­le­ri gi­bi. Gay­ri mü­ek­ked sün­net­le­re, müs­te­hab ve­ya men­dup isim­le­ri de ve­ri­lir.

    Bu gru­ba gi­ren sün­ne­ti ya­pan se­vap ka­za­nır, ter­ke­den kı­na­ma ve azar­la­ma­ya müs­te­hak ol­maz.

    3) Zevâid sün­net: Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’in bir in­san ol­ma­sı iti­ba­riy­le yap­tı­ğı, Al­la­hü Teâlâ’dan bir teb­liğ ve­ya Al­lah’ın di­ni­ni açık­la­ma ni­te­li­ği ta­şı­ma­yan be­şe­ri fi­il­ler­dir. Al­lah el­çi­si­nin ye­me, iç­me ve gi­yim­de iz­le­di­ği yol, be­yaz el­bi­se­yi ter­cih et­me­si, saç ve sa­ka­lı­nı kı­na ile bo­ya­ma­sı bu ni­te­lik­te­dir.

    Zevâid sün­ne­tin hük­mü: Mü’min, Hz. Pey­gam­ber’e sev­gi, say­gı ve bağ­lı­lı­ğın­dan do­la­yı, onun gi­bi yer, içer ve gi­yi­nir­se ecir ka­za­nır. Bu fi­il­le­ri ter­ke­den ise kö­tü bir dav­ra­nış­ta bu­lun­muş sa­yıl­maz.

    Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki ço­ğu İslâm hu­kuk­çu­la­rı yu­ka­rı­da­ki üç çe­şit sün­ne­ti ve Kur’an-ı Ke­rim’de­ki farz ve va­cip ni­te­li­ğin­de ol­ma­yıp; iş­len­me­si ke­sin ola­rak em­re­dil­me­yen hü­küm­le­ri de kap­sa­mak üze­re “Mendûb” te­ri­mi­ni kul­lan­mış­lar­dır. Va­de­li borç­lan­ma­nın ya­zı ile tes­pi­ti­ni ön­gö­ren, an­cak bu­nu ke­sin bir emir ola­rak dü­zen­le­me­yen Kur’an-ı Ke­rim hükmünü123 sün­ne­tin kap­sa­mı­nı ge­niş­le­ten mendûba ör­nek ve­re­bi­li­riz

  4. 4 Müs­te­hab

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesig41a62f340570c6ed8a52d5aa7bba55d10fad6b2bab2cfc562d609ee054d844b3

    Se­vim­li olan, ter­cih edi­len, gü­zel gö­rü­len amel de­mek­tir. Hz. Pey­gam­ber’in ba­zan iş­le­yip, ba­zan terk et­ti­ği, se­lef-i sa­li­hi­nin se­vip iş­le­di­ği ve rağ­bet et­tik­le­ri iş­le­re müs­te­hab de­nir. Ba­zı na­fi­le na­maz ve oruç­lar bu ni­te­lik­te­dir. İba­det­le­rin ya­pı­lı­şın­da; farz, va­cip ve sün­net­le­rin dı­şın­da ka­lan ve müs­te­hap çe­şi­di­ne gi­ren iş­ler var­dır.

    Sa­bah na­ma­zı­nın, or­ta­lık ay­dın­la­nın­ca­ya ka­dar, sı­cak mev­sim­de öğ­le na­ma­zı­nın se­rin vak­te ka­dar ge­cik­ti­ri­le­rek kı­lın­ma­sı, ak­şam na­ma­zın­da ise ace­le edil­me­si, yi­ne na­maz kı­lar­ken üst el­bi­se­yi açık bu­lun­dur­ma­yıp düğ­me­le­mek gi­bi amel­ler müs­te­ha­ba ör­nek ve­ri­le­bi­lir.

    Müs­te­ha­bın hük­mü: İş­len­me­sin­de se­vap olup, ter­kin­de kı­na­ma bu­lun­ma­ma­sı­dır. İbn Abi­din; men­dup, müs­te­hap, na­fi­le ve ta­tav­vu’ te­rim­le­ri­nin eş an­lam­lı ol­du­ğu­nu, bun­la­rı ter­ket­me­nin, “evlâ ola­nı terk” an­la­mı­na ge­le­ce­ği­ni, ba­zı hal­ler­de de, bun­la­rı ter­ke­de­nin mekrûh bir iş yap­mış sa­yı­la­bi­le­ce­ği­ni be­lir­tir.124

  5. 5 Mü­bah

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesig9366581112e761db1de6eca637ab6406d0f6097f5edcdd45ab2b8cc1829dfc58

    Al­la­hü Teâlâ’nın ve­ya Ra­su­lu’nün, müs­lü­ma­nı ya­pıp yap­ma­mak­ta ser­best bı­rak­tı­ğı fi­i­le “mü­bah” de­nir. “Helâl”, “ca­iz” ve “mut­lak” söz­cük­le­ri mü­bah­la eşan­lam­lı ola­rak kul­la­nı­lır.

    Eş­ya­da asıl olan mü­bah ol­mak­tır. Hak­kın­da bir hü­küm gel­me­miş olan şey­ler he­lal­dir. Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bu­yu­ru­lur: “O Al­lah ki, yer­de olan­la­rın hep­si­ni si­zin için ya­rat­tı”125 “Al­lah’ın gök­ler­de ve yer­de olan­la­rı si­zin em­ri­ni­ze ver­di­ği­ni ve si­ze açık ve giz­li ni­met­le­ri­ni bol­ca ih­san et­ti­ği­ni gör­mez mi­si­niz?”126. Bu ayet­ler­den yer­de ve gök­te olan­la­rın, in­san­la­rın ya­rar­lan­ma­sı için ya­ra­tıl­dı­ğı açık­ca an­la­şıl­mak­ta­dır. Ye­nil­me­si içil­me­si ve­ya kul­la­nıl­ma­sı ayet ve­ya ha­dis­ler­le ya­sak­lan­ma­mış olan şey­ler helâl ve ca­iz­dir. Bun­lar, in­san için ya­rar­lı olan şey­ler­dir. Ha­ram­lar ise za­rar­lı olan­lar­dır.

    Bir şe­yin mü­bah ve helâl olu­şu şu yol­lar­dan bi­ri­siy­le sa­bit olur:

    1) Helâl ol­du­ğu­na da­ir nass (ayet-ha­dis) bu­lun­ma­sı. Te­miz şey­le­ri yi­yip iç­mek gi­bi. Ayet-i Ke­ri­me’de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Bu­gün, si­ze te­miz olan şey­ler helâl kı­lın­dı. Ken­di­le­ri­ne ki­tap ve­ri­len­le­rin ye­me­ği si­ze helâl, si­zin ye­me­ği­niz de on­la­ra helâldir.” 127

    Bir şe­yin mü­bah olu­şu, va­kit ve çe­şi­di­ni ta­yin­le il­gi­li­dir. Me­se­la; ye­mek za­ma­nı­nı ve çe­şi­di­ni seç­mek mü­bah­tır. İn­san di­le­di­ği za­man, ken­di­si­ne helâl olan bir ka­dın­la ev­le­ne­bi­lir. Ki­şi ne­zih bir şe­kil­de eğ­le­ne­bi­lir. An­cak bü­tün vak­ti­ni eğ­len­ce ile ge­çir­me­si ca­iz de­ğil­dir.

    2) Gü­nah ol­ma­dı­ğı­nın bil­di­ril­me­si. Nass’lar­da gü­nah, sı­kın­tı ve­ya sa­kın­ca­nın bu­lun­ma­dı­ğı­nın bil­di­ril­me­si, o fi­i­lin helâl ol­du­ğu­nu gös­te­rir. Ayet-i ke­ri­me­ler­de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Al­lah, si­ze an­cak leş, kan, do­muz eti ve Al­lah’tan baş­ka­sı adı­na ke­si­le­ni ha­ram kıl­dı, fa­kat kim dar­da ka­lır­sa, baş­ka­sı­nın hak­kı­na sal­dır­ma­dan ve za­ru­ret sı­nı­rı­nı aş­ma­dan bun­lar­dan ye­me­sin­de gü­nah yok­tur.”128 “Böy­le (id­det bek­le­mek­te olan) ka­dın­la­ra ev­len­me is­te­ği­ni­zi üs­tü ka­pa­lı bi­çim­de bil­dir­me­niz­de ve­ya bu is­te­ği içi­niz­de giz­li tut­ma­nız­da si­ze gü­nah yok­tur.”129 “Kö­re ve­bal yok, to­pa­la ve­bal yok, has­ta­ya ve­bal yok (bun­lar ya­pa­ma­dık­la­rın­dan do­la­yı günahkâr ol­maz­lar), si­ze de ken­di ev­le­ri­niz­den... ye­me­niz­de güç­lük (sa­kın­ca) yok­tur.”130

    3) Emir sîgasının vü­cub de­ğil, mü­bah­lık bil­dir­me­si. Şu ayet bu­na ör­nek ve­ri­le­bi­lir: “Al­lah’ın rız­kın­dan yi­yin, için.”131

    4) Bir fi­il­le il­gi­li hiç­bir hük­mün bu­lun­ma­ma­sı. İstishâb de­li­li­ne gö­re, “eş­ya­da ku­ral mü­bah­lık­tır

    Mü­ba­hın hük­mü: Ya­pıl­ma­sın­da da ya­pıl­ma­ma­sın­da da se­vap ve­ya gü­nah yok­tur. Ya­pı­lıp ya­pıl­ma­ma­sı eşit­tir.132

  6. 6 Ha­ram

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesig9063de6cfc7f854c847bdb024201ff2892fcde93ab7d202dec03994baab771a4

    İslâm di­nin­de ke­sin ola­rak ya­pıl­ma­ma­sı is­te­ni­len fi­i­le “ha­ram” de­nir. Ha­ra­mın ayet, mü­te­va­tir ve­ya meş­hur ha­dis­le sa­bit ol­ma­sı, ke­sin ve bağ­la­yı­cı şe­kil­de ya­pıl­ma­ma­sı is­te­nen bir fi­il ni­te­li­ğin­de ol­ma­sı ge­re­kir. Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki ço­ğun­luk İslâm hu­kuk­çu­la­rı­na gö­re, ha­ram zannî de­lil sa­yı­lan ha­ber-i va­hid­le de sa­bit ola­bi­lir. Ha­ne­fi­ler, ha­ber-İ va­hid­le ke­sin ve bağ­la­yı­cı şe­kil­de ya­sak­la­nan fi­i­le ”tah­ri­men mek­ruh”, ke­sin ve bağ­lı­yı­cı ol­ma­yan ya­sak­la­ma­ya ise “ten­zi­hen mek­ruh” der­ler.

    Al­lah ve Ra­su­lü­nün bir­şe­yi ya­sak­la­ma­sı şu tarz­lar­da ola­bi­lir:

    1) Ha­ram­lık laf­zı ile. Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Si­ze ana­la­rı­nız, kız­la­rı­nız, kız kar­deş­le­ri­niz... (ile ev­len­me­niz) ha­ram kı­lın­dı.” 133 “Dö­vü­le­rek öl­dü­rül­müş, yu­kar­dan düş­müş, boy­nuz­lan­mış ve ca­na­var ta­ra­fın­dan par­ça­la­na­rak mur­dar ol­muş olan hay­van­lar.... si­ze ha­ram kı­lın­dı.” 134 Bu ve ben­ze­ri ayet­ler­de bir şe­yin ya­sak­lan­ma­sı, açık­ça “ha­ram” söz­cü­ğü ile ifa­de edil­miş­tir.

    2) He­lal­lı­ğın kal­dı­rıl­ma­sı ile. “Ar­tık bun­dan son­ra se­nin için baş­ka ka­dın­lar helâl de­ğil­dir.”135 Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Müs­lü­man bir kim­se­nin ma­lı­nı onun gö­nül rı­za­sı ol­mak­sı­zın al­mak helâl ol­maz.” 136

    3) Ne­hiy sîgası kul­la­nıl­mak­la. “Zi­na­ya yak­laş­ma­yın. Çün­kü o re­zil­lik­tir, kö­tü bir yol­dur.”137

    4) Fi­il­den sa­kın­ma­yı ifa­de eden bir la­fız­la. “Ey iman eden­ler! Şa­rap, ku­mar, di­ki­li taş­lar (put­lar) ve şans ok­la­rı, sa­de­ce şey­ta­nın işin­den bi­rer pis­lik­tir­ler. Bun­lar­dan ka­çı­nın ki, kur­tu­lu­şa ere­si­niz.” 138 Bu ayet­te­ki “ka­çı­nın” sö­zü, yak­laş­ma­yı ya­sak­la­ya­rak, bir şe­yin ha­ram ol­du­ğu­nu be­liğ bir us­lup­la be­lir­le­miş­tir.


       Ha­ra­mın çe­şit­le­ri:

    Bir şe­yin ha­ram kı­lın­ma­sı esa­sı, o şe­yin za­rar­lı ol­ma­sı­dır. Bir ha­ram­da­ki za­rar ya biz­zat ya­sak­la­nan fi­i­lin ken­di­sin­den kay­nak­la­nır ve­ya do­lay­lı yol­dan bir se­be­be da­ya­nır. Bu­na gö­re ha­ram doğ­ru­dan ve­ya do­lay­lı yol­dan ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır:

    a) Biz­zat ha­ram (ha­ram lizatihî): Al­lah ve Ra­su­lü’nün ge­çi­ci ve se­be­be da­ya­lı ol­mak­sı­zın baş­tan iti­ba­ren ve te­mel­den ha­ram kıl­dı­ğı fi­il­dir. Zi­na, hır­sız­lık, ölü hay­van eti sat­ma, mut­lak ev­len­me en­ge­li bu­lu­nan­lar­la ev­len­me gi­bi. Bun­lar­da­ki za­rar, ken­di bün­ye­le­rin­de­ki kö­tü­lü­ğe da­ya­nır. Doğ­ru­dan ha­ram­lar ge­nel ola­rak; can, mal, akıl, din ve ne­sil­den iba­ret olan beş un­su­ru ko­ru­mak ama­cıy­la ya­sak­la­nan fi­il­ler­dir.

    Biz­zat ha­ra­mın hük­mü; fi­i­lin te­mel­den gay­ri meş­ru sa­yıl­ma­sı­dır. Mü­kel­lef müs­lü­man bu fi­i­li iş­ler­se her­han­gi bir hu­ku­ki so­nuç doğ­maz. Meselâ; zi­na fi­i­li, ne­sep ve mi­ras­çı­lı­ğın sa­bit ol­ma­sı için se­bep teş­kil et­mez. Hır­sız­lık fi­i­li de, hır­sı­za ça­lı­nan mal üze­rin­de mül­ki­yet hak­kı ver­mez. Bu çe­şit ha­ram za­ru­ret bu­lun­ma­dık­ça mü­bah ol­maz.

    b) Do­lay­lı ha­ram (ha­ram ligayrihî): Te­mel­de meş­ru ol­du­ğu hal­de, ha­ram kı­lın­ma­sı­nı ge­rek­li kı­lan ge­çi­ci bir du­rum­la bağ­lan­tı­lı olan fi­il­dir. Meselâ; bir ka­dı­nın av­ret ye­ri­ne bak­mak ha­ram­dır, çün­kü zi­na­ya yol aç­ma­sı muh­te­mel­dir. Zi­na ise biz­zat ha­ram­dır. Yi­ne, cu­ma na­ma­zı sı­ra­sın­da, cu­ma na­ma­zı ile yü­küm­lü er­kek­le­rin alış-ve­riş et­me­si ya­sa­ğı, do­lay­lı bir ha­ram­dır.139 Bu­ra­da­ki ya­sak­la­ma, in­sa­nı na­maz­dan alı­koy­du­ğu için sı­nır­lı bir sü­re dış se­bep­ten ötü­rü olan bir ya­sak­la­ma­dır.

    Do­lay­lı ha­ra­mın hük­mü: Bu çe­şit ha­ram ih­ti­yaç kar­şı­sın­da mü­bah olur. Söz­ge­li­mi, bir ka­dı­nın av­ret ye­ri­ne bak­mak ha­ram­dır, an­cak te­da­vi için ih­ti­yaç var­sa ve uz­man ka­dın dok­tor bul­ma im­ka­nı da yok­sa, er­kek dok­to­run bak­ma­sı mü­bah olur.

    Ha­ra­ma eş an­lam­lı ola­rak; ma’si­yet ve gü­nah te­rim­le­ri de kul­la­nı­lır. Ha­ra­mı inkâr eden di­nin sı­nır­la­rı dı­şı­na çı­kar.140

  7. 7 Müf­sid

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesig33022013143d3ec87c70f98de77475a7a550dbaf12b61976b0f00acd76739a85

    Bir iba­de­ti bo­zan ve­ya bir mu­a­me­le­yi sa­kat­la­tan fi­il ve­ya ek­sik­li­ğe “müf­sid” de­nir. Fe­sad kö­kün­den ism-i fa­il­dir. Sıh­hat, fe­sad ve but­lan bir­bi­riy­le il­gi­si olan te­rim­ler­dir. Sahîh, fa­sid ve bâtıl ayı­rı­mı, bir kim­se­nin yap­tı­ğı fi­il­ler için, şer’an ge­rek­li olan rü­kün ve şart­la­rı ta­şı­yıp ta­şı­ma­ma­sı­na gö­re ya­pı­lan bir ni­te­len­dir­me­dir. Ken­di­si­ne bir­ta­kım hü­küm­ler bağ­la­nan meş­ru fi­il­ler ya iba­det, ya da mu­a­me­lat ka­bi­lin­den olur. Şâri’, bu fi­il­ler için bir­ta­kım rü­kün­ler ve şart­lar koy­muş­tur.

    İş­te, is­ter iba­det­ler­den, is­ter mu­a­me­lat­tan ol­sun, şer’an be­lir­len­miş olan ru­kün ve şart­la­rı­na uy­gun ola­rak ya­pı­lan iba­det ve­ya mu­a­me­le­ye “sa­hih” de­nir. “Mu­te­ber”, “ca­iz”, ve­ya “ge­çer­li” te­rim­le­ri de ay­nı an­la­mı ifa­de eder.

       İba­det­ler­de fa­sid ve ba­tıl ay­nı an­lam­da kul­la­nı­lır. Rü­kün ve­ya şart­la­rın­dan bi­ri­si ek­sik olan iba­det “ba­tıl” ve­ya “fa­sit” olur. Bu­nun için “gay­ri sa­hih” ve­ya “mu­te­ber de­ğil­dir”, “ge­çer­li de­ğil­dir” gi­bi ifa­de­ler de kul­la­nı­la­bi­lir. Meselâ; sec­de­siz bir na­maz­da rü­kün; ab­dest­siz kı­lı­nan bir na­maz­da şart ek­sik ol­du­ğu için na­maz fa­sid olur. Bu ko­nu­da mez­hep­le­rin gö­rüş bir­li­ği var­dır.

    Ço­ğu İslâm hu­kuk­çu­la­rı­na gö­re; iba­det­ler­de ol­du­ğu gi­bi, mu­a­me­le­ler­de de fa­sid ve ba­tıl eşan­lam­lı­dır. Ek­sik­lik ak­din is­ter rü­kün­le­rin­de ol­sun, is­ter­se şart­la­rın­da bu­lun­sun so­nuç de­ğiş­mez. Meselâ; akıl has­ta­sı­nın ya­pa­ca­ğı sa­tış ak­di ve­ya be­de­li öde­me ta­ri­hi be­lir­len­mek­si­zin ya­pı­la­cak ve­re­si­ye sa­tış hu­ku­ki bir so­nuç do­ğur­maz. Bu ak­de, “ba­tıl” de­ne­bi­le­ce­ği gi­bi “fa­sit” de de­nir.

       Ha­ne­fi­le­re gö­re, mu­a­me­lat ko­nu­la­rın­da fa­sit­le ba­tıl fark­lı an­lam­da kul­la­nı­lır. Ak­din icap, ka­bul ve ko­nu gi­bi ana un­sur­la­rın­da­ki bir ek­sik­lik, ak­di ba­tıl kı­lar­ken, ek­sik­lik, ak­din rük­nü­ne iliş­kin ol­mak­sı­zın, di­ğer şart­lar­dan bi­ri­sin­de ol­sa, akit fa­sit olur. Rü­kün­le­ri ve esas un­sur­la­rı mev­cut ol­du­ğu için, böy­le bir ak­de ba­zı so­nuç­lar bağ­la­nır. Meselâ; ta­raf­lar­ca bi­lin­me­yen bir be­del kar­şı­lı­ğın­da ya­pı­lan sa­tış ak­di, fa­sit bir şart ta­şı­yan sa­tış söz­leş­me­si ve şa­hit­siz ni­kah ak­di bi­rer fa­sit hu­ku­ki mu­a­me­le­dir. Ha­ne­fi­ler bun­la­ra “ba­tıl” de­mez­ler ve bir­ta­kım hukukî so­nuç­lar bağ­lar­lar. Meselâ; fa­sit bir sa­tış ak­din­de, alı­cı sa­tı­cı­nın açık ve­ya ka­pa­lı mu­va­fa­ka­tı ile sa­tış ko­nu­su ma­lı tes­lim al­mış ise, bu mal üze­rin­de müş­te­ri le­hi­ne mül­ki­yet hak­kı sa­bit olur, fa­kat müş­te­ri­nin bu mal­dan ya­rar­lan­ma­sı -akit­te­ki ek­sik­lik gi­de­ri­lip akit sa­hih ha­le dö­nüş­me­dik­çe- helâl ol­maz. Fa­sit bir ni­kah ak­din­de, eğer zi­faf mey­da­na gel­miş­se, ka­dın meh­re hak ka­za­nır, ay­rıl­dı­ğı za­man id­det bek­le­me­si ge­re­kir ve do­ğa­cak ço­cu­ğun ne­se­bi sa­bit olur. An­cak ni­kah ak­di sa­hih ha­le dö­nüş­me­dik­çe, ta­raf­la­rın bu ni­kah­la ka­rı ko­ca ha­ya­tı ya­şa­ma­la­rı helâl ol­maz, na­fa­ka ge­rek­mez ve ta­raf­lar ara­sın­da mi­ras­cı­lık ce­re­yan et­mez.144


  8. 8 Mekrûh

    mÜkkellefİn fİİllerİ nelerdİr detayli aÇiklama MÜKELLEFİN FİİLLERİ NELERDİR DETAYLI AÇIKLAMA v2webptruesige039ac39f00337c9f9baf9bf28d150fda853b4966b9f70b22b9523fce434a2e3

    Al­la­hü Teâlâ ve Ra­su­lü’nün, ya­pıl­ma­ma­sı­nı ke­sin ve bağ­la­yı­cı ol­ma­yan bir tarz ve üs­lup­la is­te­di­ği fi­i­le mekrûh de­nir. Ha­ram­la mekrûh ara­sın­da ba­zı or­tak nok­ta­lar var­dır. Her iki­si de ya­sak­la­nan ya da hoş kar­şı­lan­ma­yan ve­ya çir­kin olan fi­il­le­ri ifa­de eder. An­cak ha­ram ve mek­ruh kav­ram­la­rı Ha­ne­fi­ler­de, di­ğer mez­hep­le­re gö­re ba­zı fark­lı­lık­lar gös­te­rir.

    Şöy­le ki, ha­ram; ayet, mü­te­va­tir ve­ya meş­hur sün­net­le ke­sin ve bağ­la­yı­cı şe­kil­de ya­pıl­ma­ma­sı is­te­nen fi­i­li ifa­de eder­ken mekrûh; yi­ne bu de­lil­ler­le fa­kat ke­sin ve bağ­la­yı­cı bir şe­kil­de ya­sak ifa­de et­me­yen bir us­lup­la ve­ya ha­ber-i va­hid gi­bi zannî bir de­lil­le sa­bit olan ya­sak fi­il­le­ri kap­sa­mı­na alır.

    Mek­ruh tah­ri­men ve ten­zi­hen ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır:

    1. Tahrimen mek­ruh:

    Al­lah ve Ra­su­lü­nün, ya­pıl­ma­ma­sı­nı ke­sin ve bağ­la­yı­cı tarz­da is­te­di­ği fi­il ol­mak­la bir­lik­te, bu is­tek ha­ber-i va­hid gi­bi zannî bir de­lil ile sa­bit ol­muş­sa bu­na “tah­ri­men (ha­ra­ma ya­kın) mek­ruh” adı ve­ri­lir. Şu ha­di­si bu­na ör­nek ve­re­bi­li­riz: “Ki­şi, kar­de­şi izin ver­me­dik­çe, onun alış-ve­ri­şi üze­ri­ne alış-ve­ri­şe gi­riş­me­sin ve dü­nür üs­tü­ne dü­nür­lük yap­ma­sın.” 141 Bu ha­dis­te “sa­tış üs­tü­ne sa­tış” ve “dü­nür­lük üs­tü­ne dü­nür­lük” ke­sin bir us­lup­la ya­sak­lan­mak­ta­dır. Bu­nun hük­mü­nün ha­ram ol­ma­sı ge­re­kir­ken, bu ha­di­sin ha­ber-i va­hid ol­ma­sı yü­zün­den, hü­küm “tah­ri­men mek­ruh” sa­yıl­mış­tır.

    Tah­ri­men mek­ru­hu iş­le­mek ce­za­yı ge­rek­ti­rir, fa­kat bu­nu inkâr eden din­den çık­maz.

    2. Tenzîhen (he­la­la ya­kın) mek­ruh:

    Al­la­hü Teâlâ’nın ve Ra­su­lü’nün koy­du­ğu ya­sa­ğın, ke­sin ve bağ­la­yı­cı ni­te­lik­te ol­ma­ma­sı ha­lin­de, fi­il “ten­zi­hen mek­ruh” adı­nı alır. Na­maz için mes­ci­de gi­de­cek kim­se­nin so­ğan va­ya sar­mı­sak ye­me­si gi­bi. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “So­ğan ve sar­mı­sak yi­yen kim­se, mes­ci­di­mi­ze gel­me­sin, evin­de otur­sun.”142 Ha­dis-i şe­rif­te, çev­re­nin ra­hat­sız edil­me­me­si için bir ted­bi­re dik­kat çe­kil­miş­tir. Ko­ku­su top­lu­lu­ğu ra­hat­sız ve hu­zur­suz eden, aşı­rı ter, ço­rap vb. ke­rih ko­ku­la­rın da ha­dis ka­pa­sa­mın­da dü­şü­nül­me­si müm­kün­dür.

    Ten­zi­hen mek­ru­hu iş­le­mek ce­za­yı ve kı­nan­ma­yı ge­rek­tir­mez. Fa­kat üs­tün ve fa­zi­let­li olan şek­le ay­kı­rı­dır. An­cak her iki mek­ru­hu ter­ke­den kim­se övü­lür. Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki mez­hep imam­la­rı Ha­ne­fi­le­rin tah­ri­men mek­ruh say­dık­la­rı fi­il­le­ri de ha­ram kap­sa­mı­na alır­lar. On­lar, ha­ram an­la­mın­da ya­sak edil­me­di­ği­ne da­ir işa­ret bu­lu­nan fi­il­ler için yal­nız “mek­ruh” te­ri­mi­ni kul­la­nır­lar.

    Ha­ne­fi­ler­de, tah­ri­men mek­ruh va­ci­bin,ten­zi­hen mek­ruh ise men­du­bun kar­şı­tı­dır.143

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir