Peygamber Efendimizin Türklerle ilgili hadisi şerifi var mıdır?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

Peygamber Efendimizin Türklerle ilgili hadisi şerifi var mıdır?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Türk milletinin fıtratında mevcut olan yiğitlik hasleti, İslamın cihat ruhu, Mekke ve Medine’den kopup yurtlarına kadar ulaşan İslâm mücahitlerinin mukaddes gayesi ile birleşince tarihteki haklı yerini ve mevkiine oturmuştu.

Ayrıca şu tarihî husus gözardı edilmemeli: Türkler Müslüman oluncaya kadar, İslâm fetihleri kuzeyde Hazar Denizine batıda Mısır’a, güneyde Yemen’e, doğuda Hindistan sınırlarına kadar yayılmıştı. İslâm ordusu neredeyse tüm milletlerle savaştıkları halde Türklerle savaşmadılar.

Peygamberimizin “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın” (1) hadisine riayet eden Müslümanlar, onlarla harp ettikleri vakit Türklerin İslama girmelerine engel olacaklarını biliyorlardı. Bunun için Türkler İslam güneşinin üzerlerinde doğduğunu hisseder etmez, “oymaklar” halinde Müslüman oldular.

Bilhassa Abbasiler devrinde İslâm ordusunda önemli bir yer tutan Türkler yiğitlikleriyle birleştirdikleri cihat aşkı ile asırlar boyu İslamın bayraktarlığını yaptılar.

Bunun yanında her millet kendi milletinin erdem ve güzel hasletlerinden bahsederek, onları sevebilir. İslâmiyet bunu reddetmez. Nitekim Sahabilerden birisi Peygamberimize “Ey Tanrı’ın Resulü, bir kişinin kendi kavmini sevmesi ırkçılık mıdır?” diye sormuş.

Resulullah da (asm), “Hayır, sadece şahıs kavminin zulmüne destek olursa, ırkçılık olur.” (2) buyurmuştur.

Bu sebeple millet, ırk, kavim bir vakıadır. “Ey insanoğlu! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonrasında da birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız ve aranızdaki münasebetleri bilesiniz diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Tanrı katında en şerefliniz, Ondan en oldukça korkanınızdır.” (3) mealindeki ayet-i kerime, insanların değişik millet ve ırklara mensup olmasını, birbirleriyle daha yakından tanışması hikmetine bağlamakta ve hangi ırktan olursa olsun fert ve milletlerin erdem ve üstünlük derecesini “takva”ya bakılırsa değerlendirmektedir.

Kuran’ın hükmü, hiçbir milletin ırkî bakımdan bir üstünlüğe haiz olamayacağını açıklamış olduğu benzer biçimde, esas itibariyle ne hadis-i kudsî, ne de hadis-i şeriflerde bu hükme aykırı ifade bulmak mümkün değildir.

Bu hükme ters düşen ifadeler “hadis” olarak bazı kitaplarda yer alsa, dillerde dolaşsa bile reddedilir, kabul edilmez. Bunun için de buna benzer ifadelere müracaat ederek Arap, Fars, Türk hangi millet olursa olsun methedilmeye kalkışılmaz.

Irkçılık kokan ve o çerçevede anlatılan mevzularda İslâm literatüründe “hadis” olarak kabul edilmeyen beyanlara da saygınlık edilmez.

Meselâ, Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati’t-Türk adlı kitabında Türkleri metheden bir fazlaca mevzu (uydurma) “bilgilere” hadis diye yer verilmiştir.

Mesela bunlardan “hadis-i kudsî” olarak nakledilen bir söz şöyledir:

“Yüce Tanrı buyuruyor: “Benim Türk adını verdiğim ve maşrıkta iskan ettiğim bazı askerlerim vardır ki, herhangi bir kavme karşı gazaba gelecek olursam, o Türk askerlerimi o kavmin üstüne saldırırım.”

Hadis-i Kudsî olarak söylenen bu ifadeleri hiçbir hadis kitabında bulmak mümkün değildir. Bir sözlük kitabında geçen bu şekilde bir ifadeyi “hadis-i kudsî” diye alıp nakletmek usule de aykırıdır. Bu sebeple ayet mealleri ya Kuran meallerinden yada tefsirlerden; hadisler de hadis kitaplarından alınır ve istifade edilir.

Öteki taraftan bu ifadeler Türk milletini ve ordusunu metheder manayı taşımaktan da uzaktır. Bu sebeple bu ifadelerde Türk askeri Tanrı’ın elinde bir gazap aleti olarak gösterilmekte, azgın milletlerin üstüne “saldırtılan” bir unsur şeklinde tanım edilmektedir.

Peygamber Efendimiz (asm) hakkında “Türklük” iddiasına erişince:

Esas itibariyle İslâmiyet, ırk, kabile ve millet mefhumunu reddetmiyor. İnsanların kabile ve milletlere ayrılmasını birbirleriyle daha yakından tanışmalarını sağlaması bakımından değerlendiriyor.

Bunun yanında kabile ve milletlerin şecere ve neslini muhafazaya hizmet maksadıyla mevcut olan “ensab” ilmine karşı çıkmamıştır. Hatta Peygamberimiz, Hz. Ebû Bekir’i, ensab ilmini bilmekle methetmiştir. Hangi kabilenin nereden geldiği, son olarak kime dayandığı hususunda en ince teferruatına varıncaya kadar tüm bilgiler İslamiyetten ilkin ve sonraki Araplar içinde meşhurdu.

Peygamberimizin kabilesi, şeceresi ise oldukça iyi muhafaza edilmişti. Peygamberimizin dedelerinin kimler olduğu, nereye kadar dayandığı, Kureyş isminin ve kabilesinin nereden kaynaklandığı hususunda siyer ve hadis kitaplarında geniş bilgiler mevcuttur.

Meselâ Kâmil Miras’ın Tecrid-i Sarih Tercemesi’ nin 9. cildinin 217. sayfasına göz atılmış olduğu vakit “Kureyş” isminin nereye dayandığı, nereden kaynaklandığı görülür. Cumhur-u ulemâ denen İslâm âlimlerinin çoğunun ortak görüşüne bakılırsa, “Kureyş” Peygamberimizin 13. büyükbabası olan Nadr’ın ismidir. Dolayısıyla kabile, adını buradan almıştır.

Hadis imamlarından Beyhakî’nin rivayet etmiş olduğu benzer biçimde Feyzü’l-Kadîr’de yer edinen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm) “Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im” diye saymaya başlıyor, büyükbabası Abdulmuttalib’den itibaren Adnan’a kadar yirmi atasını sayıyor, hadisin sonunda da “Ben neseb ve ata itibariyle içinizde en hayırlınızım.” buyuruyor. (4)

Gene İmam Müslim’in bir rivayetinde şu mealdeki hadisi görüyoruz:

“Cenab-ı Hak İbrahim’in (peygamber) evlatlarından İsmail’i, İsmail’in evlatlarından Benî Kinane’yi, Benî Kinane’nin evlatlarından Kureyş’i, Kureyş’ten Benî Hâşim’i, Beni Hâşim’den de beni seçti” (5) buyurarak neslini Mekke’de doğan, orada büyümüş ve orada peygamber olarak gönderilmiş olan Hz. İsmail’e ulaştırmaktadır.

Öteki taraftan Peygamberimizin bizzat kendi kutsal dilinden nesep itibariyle hangi millete mensup bulunduğunu da öğrenmemiz mümkündür. Bu husustaki hadislerin bir tek üçünün mealini verelim:

“Ben peygamberim, bunda asla yalan yok. Ben Abdülmuttalib’in oğluyum, ben Arapların en fasih konuşanıyım ve Kureyş evlatlarındanım.” (6)

“Ben Arapların, Suheyb Rumların, Selman Parsların, Bilal de Habeşlilerin ilk olarak Cennete girenleriyiz.” (7)

“Ben tam bir Arabım. Ben Kureyş kabilesindenim. Benim lisanım (Arapçayı en fasih konuşan) Benî Sa’d lisanıdır.” (8)

Bu hadis-i şerifler hiçbir yoruma gereksinim bırakmadan Peygamberimizin nesep ve nesil bakımından Arap bulunduğunu bildirmektedir.

Kuran’da açıkça Peygamberimizin Arap olduğu anlatılır. İbrahim Suresinin “Kendilerine ap açık anlatılabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle yolladık” mealindeki 4. ayeti buna delildir. Peygamberimiz de bir peygamber olarak kendi milletinin içinden çıkmış ve onlara Arapça olan Kuran’ı öğrenim görmüştür.

Ebû Zer’den (r.a.) rivayet edilen “Cenab-ı Hak her peygamberi kendi milletinin dili ile göndermiştir” (9) mealindeki hadis-i şerif de bu ayeti tefsir etmektedir.

Kaynaklar:
1. Ebû Davud, Melâhim: 8.
2. İbni Mâce, Fiten: 8.
3. Hucurât Sûresi, 18.
4. Feyzü’l-Kadîr, 3:36. Hadis no: 2682.
5. Müslim, Fedâil: 1.
6. Feyzü’l-Kadîr, 3:38. Hadis no: 2684.
7. Feyzü’l-Kadîr, 3:43, Hadis no: 2695.
8. Feyzü’l-Kadîr, 3:44. Hadis no: 2696.
9. Tefsir-i İbni Kesîr, 2:522.
Mehmed Paksu Meseleler ve Çözümleri – 1

Merhaba ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Anonim tarafınca Ct, 29/07/2006 – 06:46 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir