Peygamberimiz’den önceki dönemlerde yaşayanların (fetret ehli) imanı hususunda İslam’ın görüşü nedir? Onlar imansız gittiklerinden dolayı cehennemlik midirler?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Fetret, kesinti, aralık, fasıla mânâlarında kullanılmaktadır. Dinî bir tabir olarak da iki peygamber içinde geçen süre için kullanılır.

Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte fetret için Hz. İsa (a.s.) ile Hz. Peygamber (a.s.m.) içinde geçen süre kastedilir.(1)

Bazı âyet-i kerimelerden anlaşılıyor ki, İslâmiyet’ten ilkin Arapların peygamberlerin gönderilmesi ile ilgili detayları oldukça zayıftı. Kur’ân’da, Arap müşriklerinin

Rabbimiz, peygamber göndermek dileseydi, şüphesiz ki, melek bir peygamber gönderirdi.“(2)

dediklerini belirtmekte, böylece onların peygamberlik hakkında, dolayısıyla hak dinlerle ilgili görüşlerinin ne aşama zayıf olduğu ifade edilmektedir.

Araplar her ne kadar Hz. İbrahim’i (a.s.) peygamber olarak bilmiş olsalar da onun peygamberliğini yalnızca kendi zamanıyla sınırı olan bulunduğunu kabul ediyorlardı. Hz. İbrahim ile Hz. Peygamber (a.s.m.) içinde geçen üç bin senelik uzun bir süreden dolayı, İbrahim Aleyhisselâmın bildiri etmiş olduğu Hanif dininin hükümlerini bilen pek yoktu.

İslâm âlimleri fetret ehlini üç bölümde inceler:

1. Cenab-ı Hakk’ın varlık ve birliğini kendi aklı ve zekâsının yardımıyla düşünüp gören ve bilen kimseler: Kus bin Sâide ve cennetle müjdelenen sahabilerden Said bin Zeyd’in babası Zeyd bin Amr benzer biçimde.

2. Tevhid inancını bozup değiştirerek putperestliği kabul eden ve kendilerine nazaran din uydurup insanları kendi çevresinde toplayanlar: Araplar içinde putperestliği çıkaran Amr bin Luhay ve öteki müşrikler benzer biçimde.

3. Ne mü’min ne de müşrik, herhangi bir müsbet yada batıl bir inanca haiz olmayıp, tüm ömrünü gaflet içinde geçiren; akıl ve zihnini bu nevi meselelerle meşgul etmeyen kimseler. Cahiliye devrinde bu sınıfa giren insanoğlu da vardı.

Bu üç sınıftan ikinciler putperest olduklarından cehennemliktir. Üçüncü sınıfa girenler ise, gerçek mânâda fetret ehli olduklarından bunlar cehennem ehli olmayacaklardır. Bu sebeple, kendilerine hak ve hakikati bildiri edecek bir peygamber gelmediği, küfrü gerektirecek bir halleri de olmadığından ehl-i necattırlar. Bu hususta tüm Ehl-i eünnnet ittifak etmişlerdir.(3)

Birinci sınıfta bahsedilen Kus bin Sâide ile Zeyd bin Amr ise, binlerce insanoğlunun içinde Tanrı’ın varlık ve birliğine inananlar olduklarından, o zamanlar bir peygamber gelmediğinden herhangi bir peygamberin de ümmeti olmadıklarından ve ek olarak Peygamber Efendimize de yetişemediklerinden, Cenab-ı Hak onları tek başlarına ayrı bir ümmet olarak haşredecektir. Gene ehl-i necattırlar, îmanları yardımıyla sonsuz hayatlarını kurtarmışlardır. Haşrolurken bir tek “tek bir ümmet” olarak mahşer yerinde bulunacaklardır. Bunlar “müstesna” insanlardır, Tanrı’ın lütuf ve ihsanına mazhar olacaklardır.

Fetret ehlinin yakarma ve dinî hükümlerle yükümlü olmadığı muhakkaktır. Sadece Tanrı’a inanç etmekle yükümlü olup olmadığı hakkında Ehl-i sünnetin itikadı birer mezhebi olan Mâturidî ve Eş’arî mezhepleri içinde ihtilaf vardır. İmanı Maturîdî’ye nazaran, bu insanoğlu Cenab-ı Hakk’ın kendilerine verdiği aklı kullanıp, yer, gök ve içindekilere öğrenek nazarıyla bakıp Tanrı’ın varlığını algı etmelidirler. Eş’arî’ye nazaran ise, fetret ehli Tanrı’a inanmakla yükümlü değildir. Zira kendilerine bir peygamber gelmemiştir. Cenab-ı Hak

“Biz bir peygamber göndermedikçe hiçbir hiç kimseye azap etmiş değiliz.”(4)

buyurmaktadır. Dolayısıyla, bunlara bir peygamber gelmediği için azaba müstahak değillerdir.

Bediüzzaman da zikrettiğimiz âyet-i kerimeyi kanıt getirerek şu şekilde der:

Ehl-i fetret ehl-i necattırlar. Bil-ittifak teferruattaki hatîatlarından (hatalarından) muahazeleri yoktur. İmamı Şafiî ve İmam Eş’arîce küfre de girse, usûl-u imânîde bulunmazsa, gene ehl-i necattır. Bu sebeple teklif-i İlâhî irsal (peygamber göndermek) ile olur ve irsal dahi, ıttıla (bilmek) ile teklif (sorumluluk) tekarrur eder. Madem gaflet ve mürûr-u süre (geçen süre) enbiya-i sâlifenin (geçmiş peygamberlerin) dinlerini setretmiş (örtmüş); o ehl-i fetret zamanına hüccet olması imkansız. İtaat etse sevap görür, etmezse azap görmez. Bu sebeple mahfi (gizli saklı) kalmış olduğu için hüccet (kanıt) olması imkansız.“(5)

Peygamberimizin (a.s.m.) gönderilmesinden sonrasında, davetini duymayanlarla ilgili olarak İmam Gazalî’nin insanları üç sınıfta incelediğini görmekteyiz:

1. Peygamberin (a.s.m.) davetini duymamış, kendisinden haberdar da olmamıştır. Bu sınıfa giren insanoğlu kati olarak ehl-i necat olup cennetliktir.

2. Peygamberin (a.s.m.) davetini, gösterdiği olağanüstü nimetleri ve güzel ahlâkını duymuş olmakla birlikte îman etmemiştir. Bu derslik kati olarak azaba uğratılacaktır.

3. Peygamberin (a.s.m.) adını duydukları hâlde, aleyhinde meydana getirilen menfî propagandalardan başka bir şey duymadıklarından, kimse onlara hakikatı söyleyip onları teşvik etmediğinden, alâka duymamaktadırlar. Bunların da ehl-i necat olacaklarını, doğrusu cennete gireceklerini ümit ederim.

Âhir zamanda bir çeşit fetret devrinin yaşandığını belirten Bediüzzaman, umumî harplerde ölen bu şekilde bazı masumların da ehl-i necat olacaklarına dikkati çekmektedir. Bediüzzaman’ın ifadesi aynen şöyledir:

Âhir zamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammediyeye (a.s.m.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda Hz. İsa’nın din-i hakikisi hükmedecek ve İslâmiyet ile omuz omuza gelecek. Elbet şimdi fetret benzer biçimde karanlıkta kalan Hz. İsa’ya mensub Hristiyanların çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadettir.”(6)

Kaynaklar:

1. Buharı, Menakıbü’l-Ensar: 53.
2. Fussilet Sûresi, 14.
3. Tecrid-i Şarttı Tercemesi, 4:544.
4. İsrâ Sûresi, 15.
5. Mektubat, 360-361.
6. Kastamonu Lahikası, s. 77.

Slm ve yakarış ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Ct, 11/02/2006 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir