Sakatlık, hastalık, bela ve musibetlerde ne benzer biçimde hikmetler var?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Sakatlık, hastalık, bela ve musibetlerde ne benzer biçimde hikmetler var? disabledYaradılışımızın icabı olarak, her şahıs kendisinde noksan olan şeyin hasretini duymaktadır. Bunun yanında her şeyi tamam olan insan, haiz olduklarının kadrini bilmiyor ve fazlaca kere (sanki bir mirasyedi benzer biçimde) onların bilincinde bile olamıyor. Mevzunun şu örnek ile açıklanmasında isabet vardır: 

Bir çocuk, ayakkabısı olmadığı için ağlayıp dururken, birden bire gözüne iki ayağı bulunmayan sakat bir çocuk ilişiyor. Dehşete tutulmuş durumdadır, göz yaşlarını silip “Yârab, sana şükürler olsun ki, benim ayaklarım var; meğer ben ne kadar şanslıymışım, beni affet Tanrı’ım!..” diye, yalvarıp huzura kavuşuyor.

O halde insan, haline şükredici olmalıdır. Kendisinde mevcut olanları iyi tanımalı ve onların kıymetini takdir etmelidir.

Özetlersek: Yoklukta kendimizden aşağı olanlara bakıp müteselli olmalı. Varlıkta ve ilimde bizlerden üstün olanlara bakıp onlara yetişebilmek için çaba göstermeliyiz.

İnsanoğlu bu dünyada daima hakkaniyet aramıştır. Ilk olarak bilmek lâzımdır ki, dünyada asla hakiki hakkaniyet yoktur. Mutlak hakkaniyet, kıyamet gününde ortaya çıkacaktır. Dünya bir eğitim ve sınav meydanıdır. Burada aklımızın ermediği, duygu ve hassalarımızın fark edemediği fazlaca karışık mes’eleler vardır. Bazı misaller verelim.

Işıklar âlemi içinde görünür ışınların yeri, yalnız % 4 kadar bir yer işgal eder. Ötekiler: Alfa, Beta, Gamma, Radyo, Tv, IKS, Ultrason, Infraruj, Ultraviole, Mion, Laser, Radar ve öteki kozmik ışınlardan ibaret, görünmeyen tabiattadırlar. O halde % 96’lık göremediğimizin yanında yalnız % 4’lük görüş alanımız vardır. Dolayısıyla istatistikî yönden bizim görüyoruz zannettiklerimiz bile şüpheli mevkide kalıyorlar. Şu demek oluyor ki biz fazlaca azca şeyi görebiliyoruz.

Dokunmak hissimizi ele alırsak, gözlerimizin göremediği nice minik varlıkları ve uzaktaki galaksiler ve seyyareler benzer biçimde nice büyük yaratıkları temas ederek tanımamız mümkün değildir. Öteki hislerimizin güçleri de nerede ise bu misallerdeki benzer biçimde zayıftır ve her şeyi anlamamıza yetmez.

Sadece, hislerimizin üstünde “Akıl” dediğimiz en kıymetli bir varlığımız mevcut. Bir fazlaca noksan yanlarımızı onunla tamamlamak mecburiyetindeyiz. Nitekim aklımız yardımıyla bir fazlaca cihazlar yapım edilmiş ve bazı meçhullerin bilinmesi yada farkedilmesi mümkün hale gelmiştir. Lâkin meçhullerin sayıları azca değil ki…

Gene akıl yardımıyla, dünyada görülen bazı muvazenesizliklerin sebeplerini inceleyebiliriz. Meselâ: Doğuştan uzvu noksan yaratılmış olan bir yavru üstünde düşünelim.

Bazılarımızın zannettiği benzer biçimde bu şekilde bir doğuş, asla “Tanrı’ın adaletsizliği” değildir. Bu tabloda aklını çalıştıran insan için büyük ibretler vardır. Iyi mi ki, vatan kurtulsun diye nice insanoğlu canlarını feda ederler ve ötekiler o vatan toprakları üstünde şehid ve gazilerinin yardımıyla yaşamağa devam edebilirler…

Tanrı’ın mülkü olan bu dünyada, Cenâb-ı Hak insan neslinin devamını ve rahat olmasını ister. O sebeple öteki insanların hallerine şükretmeleri ve hallerinden memnun olmaları takdir olunmuştur. Genel anlamda kendisi sağlam olan şahıs, her insanın aynı şekilde bulunduğunu zannedecektir. Noksansız bir vücudun sadece bir lütuf bulunduğunu farkedebilmek, sadece sakat kişileri görmekle mümkün hale gelebilir. İşte bu yüzden bizim nazarımızda birer zavallı benzer biçimde kabul edilen sakatların, insanlık âleminin selâmet yolunu bulabilmesinde büyük hizmetleri vardır. Dolayısıyla onların, Tanrı katında birer şehid ve gazi kadar kutsal kişiler oldukları kanaatındayım. Sadece, insanoğlu buna benzeyen daha bir fazlaca hikmetleri anlamaktan uzaktır. Bizzat sakatların ve hastaların, Cenab-ı Hakk’ın bu takdirinden haberleri bile olmayabilir.

O halde yeniden edersek: Dünyaya noksanlıkla doğanlar yada sonradan sakatlananların durumlarında adaletsizlik yoktur. Ortada yalnız fazlaca anlamlı hizmetler ve derin hikmetler mevcuttur. Bir tarafdan öteki insanların onları görerek, hallerine şükretmeleri ve gönül huzuruna kavuşmaları murat edilmiştir. Öteki taraftan alkol, sigara, uyuşturucu maddeler, zararı olan ışınlara maruz kalış, hastalıklar ve sair zararı olan şeylerden ve tehlikelerden korunulmasının gerektiği, aksi halde o kişilerin kazanacağı yavruların bunlar benzer biçimde sakat olacağı (insanoğlunun gözüne sivri kalem batırılmışcasına) hikmet olarak anlatılmak istenmiştir.

Cenâb-ı Hakk’ın bu lütuflarına karşın günden güne iz’ansız, ferasetsiz, hissiz, şükürden uzak ve egoist özellikteki kişilerin sayıları artmakta ve sakat gençlerin sayıları da o nisbette çoğalmaktadır.

Keza gayrimeşru evlât edinmeler, boşanmalar, üveylikler, aile geçimsizlikleri benzer biçimde Cenab-ı Hakk’ın emirlerine uymayan tüm hareketlerin, netice olarak gençlik sorunlarını arttırdığı herkesce biliniyor. Fakat insan, dünyadaki bu harikulâde öğrenek tabloları karşısında hissiz ve bir nevi kör hali ile hâlâ gönül huzuru ve mutluluk arıyorsa, elbet bulamıyacaktır. Genç nesil, hatalı ana ve babaların yanlışlarını görüp asla eğer olmazsa kendileri doğru istikamete yönelmezlerse, insanlığın gelecek nesilleri için fazlaca daha karamsar olmak gerekir.

İlave informasyon için tıklayınız:

– Allah niçin kullarını bir yaratmadı? Kimini kör, kimisini topal olarak …

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Per, 22/03/2007 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir