Suyun tadı, rengi yada kokusu değişince, necis mi olur?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

Sual 1:
Fazlaca miktardaki suyun rengi, kokusu ve tadı, içine necis madde sıçramasından dolayı suyun üç özelliğinden biri bile değişse o suyun içilemeyeceğine dair ittifak var mıdır?
Mevzuyu suya temiz maddelerin yada necis maddelerim karışmasını dikkate alarak detaylı açıklar mısınız?
Sual 2:
Bazı kola firmaları ürünlerinde çözücü olarak alkol kullandığı söyleniyor. Bu şekilde bir durum var ise bu kolaları içmek ittifakla haram mıdır?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Yanıt 1:

Azca yada oldukca, durgun ya da akıcı olsun içine düşen pislikten dolayı rengi, tadı yada kokusu değişen suyun temiz olmadığı hususunda fakihler görüş birliği içindedir.

Bu kısa bilgiden sonrasında detaya ulaşınca:

Suyun önemi

İslâm dini temizliğe büyük ehemmiyet vermiş ve bunu başta namaz olmak suretiyle bazı ibadetlerin ön şartı saymıştır.

Fıkıh terimi olarak “tahâret” hem bedende, elbisede ve çevrede bulunan maddî kirlerden (necâset) hem de abdest ve gusül şeklinde hükmî kirlilik halinden (hades) temizlenmeyi kapsar; her iki tür temizliğin doğal ve aslî aracı sudur.

Bu sebeple fıkıh eserlerinin ilk kısmı taharet mevzusuna ayrılmış, bu başlık altında maddî ve hükmî temizlikte kullanılmasının câiz olup olmadığı yönünden suların çeşitleri, nitelikleri ve hükümleri üstünde geniş halde durulmuştur.

Ek olarak fıkıh eserlerinin “ihyâü’l-mevât”, “keryü’l-enhâr” ve “şirb” şeklinde bölümlerinde suyun iyelik düzeni, buna bağlı olarak içmede, sulamada, günlük hayatta kullanımı ve hukukî tasarruflara mevzu edilmesi detaylı halde işlenir.

Temizlik Hükümleri Açısından Su

Hanefî fıkıh eserlerinde suların temiz ve/yada temizleyici sayılıp sayılmamasıyla ilgili hükümler, suyun naturel özellikte olup olmadığı dikkate alınıp mutlak su ve mukayyet su şeklinde bir ayırım yapılarak incelenir.

Suyun temiz ve temizleyici olma hususi durumunu koruması yada kaybetmesi mevzusunda azca veya oldukca olması mühim olduğundan, bunu belirlerken durgun su ve akarsu ayırımından da yararlanılır.

Öteki mezheplere ilişik eserlerde de tasnif, terimler dizgesi ve görüşlerde bazı farklı olan şeylerle beraber aynı mevzular işlenir.

Bu mevzularda fıkıh literatüründe yer edinen detaylı görüş ve yorumlar, Hz. Peygamber efendimizden nakledilen bazı hadislerin ışığında Müslüman toplumların asırlar süresince oluşan informasyon ve deneyim birikimlerini yansıtmaktadır.

Bu çerçevede birçok ihtimalin geniş halde ele alınması, bunların o dönemlerde sık karşılaşılan durumlar olması, bilhassa suyun azca bulunmuş olduğu ve korunması için kafi önlemlerin alınamadığı yerlerin dikkate alınmasıyla da yakından ilgilidir.

Dolayısıyla dindeki kolaylık ilkesi gereği temizlikte kullanımı hakkında pozitif yönde görüş belirtilen tüm durumlarda sağlığa uygunluk anlamının bulunmadığına ve bu hususun ek olarak göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat edilmelidir.

a) Mutlak Su

Doğal halini sakınan ve içine mahiyetini değiştirecek başka madde karışmamış suya tüm mezheplerde mutlak su denir. İlâve bir isim yada özellik belirtmeden su dendiğinde bu kısımdaki sular kastedilir. Tabiatta düzgüsel halde bulunan yağmur, dolu, kar, pişmemiş, göl, ırmak, pınar ve kuyu suları mutlak sulardır. Deniz suyu da mutlak sulardan sayılmıştır.

Hanefîlere bakılırsa kendisinden tuz üretilen su mutlak grubuna girerse de tuzun erimesiyle oluşan su bu özellikte sayılmaz. Ağaçlardan ve meyvelerden sıkılan suyun mutlak olmadığında düşünce birliği bulunmakla beraber asma çubuğundan yada öteki meyvelerden kendi kendine damlayan ya da kavun karpuzdan sıkmadan çıkan suyu ve hurma şırasını mutlak su kabul eden fakihler vardır.

Mutlak su sıvı, akıcı, renksiz, kokusuz ve tatsız olup bu özelliklerinden birini kaybetmesi halinde mutlak su olmaktan çıkar. Meselâ donarak sıvılık ve akıcılığını kaybeden yada içine karışan başka maddeler sebebiyle koyulaşıp pelte ya da cıvık haline gelen veya renk, koku yada tadında mühim bir değişime uğrayan su mutlak olma niteliğini kaybeder.

Buna karşılık özelliklerinde mühim bir değişim meydana getirmeyen azca oranda temiz bir maddenin karıştığı su mutlak olarak kalır. Hz. Peygamber’in hamur harcı kalıntıları bulunan bir kaptaki su ile yıkandığı rivayet edilir (İbn Mâce, Ṭahâret, 35; Nesâî, Ṭahâret, 149)

Aynı şekilde suyun kaynağında bulunan yada dışarıdan girmekle beraber sakınılması mümkün olmayan temiz maddelerin karışmasıyla değişme meydana gelmesinin suyun mutlaklığını etkilemeyeceği hususunda fakihler görüş birliği halindedir.

Meselâ su yosun meblağ yada uzun süre beklemekle rengi, kokusu, tadı bozulursa kaynağında bulunan yada içinde oluşan balçık, kireç, kükürt, tuz, böcek ve balık şeklinde maddeler ya da dışarıdan rüzgâr ve selin getirmiş olduğu yaprak ve saman şeklinde nesneler sebebiyle özelliklerinden bir kısmını yitirirse mutlak olmaktan çıkmaz.

Hanefî ve Hanbelîlerle Şâfiîlerin çoğunluğuna ve Mâlikîlerin bir kısmına bakılırsa içine karışmayıp yakınında bulunan yada içinde olmakla beraber çözülüp suya karışmayan temiz yada kirli bir maddenin etkisiyle kokusu değişen suyun hükmü de böyledir.

Sakınılması mümkün olan temiz bir maddenin suya girmesi yada iradî olarak iştirak etmesi sebebiyle özelliklerinde mühim seviyede değişim meydana gelen suyun hükmü mevzusunda mezheplerin değişik ictihadları vardır.

Mâlikî ve Şâfiîlerle Hanbelî mezhebinde tercih edilen görüşe bakılırsa bu su temiz olmakla beraber mutlak olma niteliğini kaybeder.

Hanefîler ise suya karışan maddenin özelliğine ve suda meydana getirmiş olduğu değişimin derecesine bakılırsa ayırımlar yapar.

Eğer karışan şey sabun, safran, çöven otu, sedir yaprağı (günümüzde klor, deterjan vb.) şeklinde suyun temizleyicilik enerjisini arttırıcı özellikte bir madde ise berraklığı kaybolmamak ve su denebilecek şekilde kalmak şartıyla su mutlak olma niteliğini korur. Onlar bu mevzuda, “Su bulamazsanız teyemmüm edin” mealindeki âyette geçen (Nisâ 4/43) “mâ’” kelimesinin bir kayıt konmadan kullanılmış olmasını ve Hz. Peygamber’in yıkanırken yada cenaze yıkatırken su ile beraber hatmi ve sedir yaprağı şeklinde temizlik maddelerini kullandığı/kullandırdığı yönündeki bazı rivayetleri kanıt gösterir. (Buhârî, Cenâiz, 8; Müslim, Cenâiz, 36)

Ahmed b. Hanbel’den de bu nitelikteki su ile abdest alınabileceği yönünde bir rivayet vardır.

Hanefîler, değişimin derecesiyle ilgili olarak yaptıkları ayırımda söz mevzusu maddenin suda pişirilip pişirilmemesini yada bu maddenin suyun düzgüsel özelliklerine üstün gelip gelmemesini esas alırlar. Suda bakla, nohut yada mercimek şeklinde bir madde pişirilir ve onun minimum bir hususi durumunu değiştirirse sıvılık ve akıcılığı kaybolmasa bile suyun mutlak olma özelliği ortadan kalkar. Pişirme söz mevzusu değilse katılan maddenin suya üstün gelip gelmediğine bakılır. Hanefî âlimleri suya üstünlüğün meydana gelmesinin tesbiti hususunda katılan maddenin katı ve sıvı oluşuna bakılırsa ergonomik bazı ölçüler koymuşlardır. (İbn Âbidîn, I, 181-183)

Temiz ve temizleyici su

Mutlak su, temiz ve temizleyici olup olmaması yönünden çeşitli kısımlara ayrılır.

Suyun temizleyici sayılması hem maddî hem abdest ve gusül şeklinde hükmî temizlik aracı olmasını, temiz sayılması ise hükmî temizlik haricinde kalan maddî temizlik vb. alanlarda kullanılabilir olmasını ifade eder.

Suyun bu açıdan sınıflandırılması ve bazı su türlerinin hükmü mevzusunda fıkıh mezhepleri içinde görüş ayrılıkları vardır.

1. Temiz ve temizleyici sular

Mutlak olma niteliğini kaybedecek seviyede rengi, kokusu ve tadı bozulmamış, içine kirli madde karışmamış ve kullanılması mekruh yada şüpheli hale gelmemiş sular temiz ve temizleyici sayılır. Bu sular yeme içmede ve her türlü maddî ve hükmî temizlikte kullanılabilir. Tabiatta düzgüsel halde bulunan mutlak sular kaide olarak böyledir.

Hz. Peygamber deniz suyunun da temizleyici (tahûr) sulardan bulunduğunu beyan etmiştir. (Muvaṭṭaʾ, Ṭahâret, 12)

Balık, kurbağa ve yengeç şeklinde suda yaşayan hayvanların suda ölmesi suyun temiz ve temizleyici olma özelliğine zarar vermez. Fakihlerin çoğunluğuna bakılırsa sinek, arı ve akrep şeklinde akıcı kanı olmayan hayvanların suda ölmesi de böyledir.

Öte taraftan fakihlerin ortak kanaatine bakılırsa maddî pislik karışmadığı sürece insanoğlunun, atın, ister dört ayaklı ister kuş türünden olsun eti yenen evcil ve yabani hayvanların artığı olması suyun temiz ve temizleyici olma hususi durumunu etkilemez.

Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere bakılırsa katır, eşek, kedi, fare ve yılanla yırtıcı hayvanların, Mâlikîlere, Evzâî’ye ve İbn Hazm’a bakılırsa köpek ve domuzun artıkları da bu grupta yer alır.

2. Temiz ve temizleyici olmakla beraber kullanılması mekruh sayılan sular

Hanefîlere bakılırsa başı boş dolaşıp kirli şeyler yiyen deve, inek ve tavuk şeklinde eti yenen hayvanlar, sakınılması mümkün olmayan kedi şeklinde eti yenmeyen evcil hayvanlarla çaylak ve doğan şeklinde yırtıcı kuşların artığı olan sular bu gruba girer; birinci madde kapsamına giren su varken bunların kullanılması tenzîhen mekruh kabul edilir.

Hanefî mezhebinde kediden söz eden, “O kirli değildir, bundan dolayı aranızda dolaşıp duran hayvanlardandır” anlamındaki hadise dayanılarak (Ebû Dâvûd, Ṭahâret, 38) kendilerinden sakınmanın zor olduğu bu tür hayvanlar eti yenmeyen hayvan artığının kirli sayılması kuralından kural dışı edilmiştir.

Gene eti yenmeyen yırtıcı kuşların artığı, gagalarının pislik tutmaması sebebiyle öteki yırtıcı hayvanlarınkinden değişik görülmüştür.

Hanefîlerin bir kısmı ile Mâlikî ve Şâfiîlerin çoğunluğu, sağlığa zararı dokunan olduğu nedeni öne sürülerek madenî kaplarda güneşte ısıtılan su ile abdest ve gusül abdesti almayı bazı kayıtlarla mekruh görürler.

Mâlikîlere bakılırsa abdest ve gusül şeklinde hükmî temizlikte kullanılmış sular da temiz ve temizleyici, fakat mekruh olan sulardandır.

Uzun süre beklediği için özelliklerinde değişim meydana gelen su ile abdest ve gusül abdesti almanın tâbiîn âlimlerinden İbn Sîrîn tarafınca mekruh görüldüğü rivayet edilir.

3. Temiz olmakla beraber temizleyici sayılmayan sular

Ayrıntılarda bazı görüş ayrılıkları bulunsa da fakihlerin çoğunluğuna bakılırsa abdest ve gusül şeklinde hükmî temizlikte kullanılmış su (mâ-i müsta‘mel) aslî özelliklerini kaybetmemesi, maddî kirlilik taşımaması kaydıyla temizdir, fakat temizleyici olmaktan çıkar.

Şâfiî ve Hanbelîler’in çoğunluğu ile Mâlikîler’in bir kısmı bu tür suyun gerek hükmî gerekse maddî temizlikte kullanılamayacağı kanaatindedir; Hanefîlerde tercih edilen görüş ise hükmî temizlikte kullanılamayacağı, sadece maddî temizlikte kullanılabileceği yönündedir.

Bununla beraber Hanefî kaynaklarında Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’un müsta‘mel suyu kirli (necis) saydığına dair bir görüş kaydedilir.

Mâlikîlerin çoğunluğuna, Zâhirîlere ve Ahmed b. Hanbel’den bir rivayete bakılırsa müsta‘mel su temiz ve temizleyici olup hem hükmî hem maddî temizlikte kullanılabilir; sadece Mâlikîlere bakılırsa su azca oranda olup başka temiz su da mevcutsa müsta‘mel su ile hükmî temizlik yapmak mekruhtur.

Müsta‘mel suyun temiz olduğu görüşü Hz. Peygamber’in fiilî ve takrîrî sünnetini içeren bazı rivayetlerle desteklenmiştir. (Buhârî, Vuḍûʾ, 40, 44; Müslim, Ṣalât, 249-253)

Hanefî ve Mâlikîler’e bakılırsa her tür hükmî temizlikte kullanılan su müsta‘mel sayılır; Hanefî mezhebinde niyetsiz alınan abdest ve gusül geçerli olduğundan suyun müsta‘mel sayılması için niyet de koşul değildir.

Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde tercih edilen görüşe ve Hanefîlerden Züfer’e bakılırsa bir tek alınması farz olan abdestte ve gusülde kullanılmış azca miktardaki su müsta‘mel su olarak nitelenir. İmam Muhammed’den suyun yalnızca yakarma ve sevap kazanma niyetiyle kullanıldığında müsta‘mel olacağı görüşü de nakledilir.

Mâlikî ve Hanbelîlere ve Şâfiîlerde tercih edilen görüşe bakılırsa maddî temizlikte kullanılıp vasıflarında değişim olmayan azca miktardaki su da bazı kayıtlarla müsta‘mel kabul edilir. Kap kacak, meyve, elbise, taş, ele bulaşmış hamur harcı, balçık, kına vb. temiz şeyleri yıkamada kullanılan su ile abdestsiz yada cünüp olan kimsenin su almak yada sıcaklığına bakmak amacıyla elini soktuğu su müsta‘mel sayılmaz.

4. Temiz olmayan (necis) sular

Azca yada oldukca, durgun ya da akıcı olsun içine düşen pislikten dolayı rengi, tadı yada kokusu değişen suyun temiz olmadığı hususunda fakihler görüş birliği içindedir.

Öte taraftan Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde domuz ve köpeğin artığı, Hanefî mezhebinde bunların yanı sıra eti yenmeyen yırtıcı hayvanların artığı olan sular necis kabul edilir.

Temiz olmayan su ile ne hükmî ne de maddî temizlik yapılabilir; fakat özellikleri değişmemişse fakihlerin çoğunluğuna bakılırsa bununla tarla ve hayvan sulamak câizdir.

İçine düşen pislikten dolayı bu özellikleri değişmeyen oldukca miktardaki suyun kaide olarak temiz ve temizleyici olmaktan çıkmadığı hususunda da ittifak vardır.

Fakihlerin çoğunluğu Hz. Peygamber’in, “Su temizleyicidir, onu hiçbir şey kirletmez” hadisinde geçen su kelimesini (Ebû Dâvûd, Ṭahâret, 33) oldukca su olarak yorumlamaktadır. Bu sebeple özelliklerinde değişme olup olmadığına bakılmaksızın içine pislik düşen azca miktardaki su kirli sayılır.

Bu görüş;
– durgun suya bevletmemeyi (Buhârî, Vuḍûʾ, 68),
uykudan uyanan kişinin elini yıkamadan suya daldırmamasını (Buhârî, Vuḍûʾ, 25)
– ve köpeğin içtiği kabın yıkanmasını (Buhârî, Vuḍûʾ, 33)
emreden hadislerle desteklenir.

Mâlikîler’in çoğunluğuyla Şâfiî ve Hanbelîler’in bir kısmına bakılırsa özellikleri değişmedikçe azca da olsa mutlak sular temiz ve temizleyicidir. Sadece Mâlikîlere bakılırsa içine pislik düşüp özelliklerinden biri değişmeyen su durgun olup düzgüsel abdest ve gusül suyu kabının alacağı kadar azca olursa bununla hükmî temizlik yapmak mekruhtur.

Bu görüş sahipleri başka bazı delillerle beraber kokusu, tadı ve rengi değişmedikçe suyun temizleyici bulunduğunu bildiren hadisi (İbn Mâce, Ṭahâret, 76) esas alırlar.

Azca su oldukca su

Suyun azca yada oldukca olması onun temiz ve temizleyici olma hususi durumunu korumasında mühim bir rol oynamakla beraber fıkıh mezhepleri içinde bu ayırımın ölçüsü hakkında görüş farklılıkları vardır.

Bu mevzuda suyun durgun yada akar olmasına bakılırsa değişik ölçüler belirleyen Hanefîlere bakılırsa akarsularla büyük havuz niteliğindeki durgun sular oldukca su sayılır. Suyun akarsu kabul edilmesi için belirli bir ölçü bulunmayıp bu mevzuda örfe bakılacağı ya da minimum bir saman çöpünü alıp götürmüş olan suyun akarsu kabul edileceği yönünde iki görüş vardır. Örfe bakılarak mescid ve hamam şadırvanları akarsu kapsamında değerlendirilmiştir.

Hanefîlere bakılırsa azca ve oldukca su ayırımında suyun derinlik ve hacminden oldukca yüzey genişliği mühim olup bunun takdiri suyu kullanacak kişiye bırakılmıştır.

Ebû Hanîfe’ye dayandırılan bir rivayete bakılırsa bir taraftan çırpıldığında hareket diğer tarafa ulaşmıyorsa bu su oldukca sayılır.

Bununla beraber mezhepte tercih edilen ölçüye bakılırsa avuçlandığında elin dibe değmeyecek derinlikte olması kaydıyla eni ve boyu 10’ar arşından (arşını 68 santimetre. hesap edenlere bakılırsa yüzeyi 46,24 m2’den, 46,2 santimetre. kabul edenlere bakılırsa 21,34 m2’den) azca değilse su oldukca hükmünü alır.

Şâfiî ve Hanbelîler “kulleteyn hadisi” diye malum, “Su iki kulle (kulleteyn) olursa pislik taşımaz” yada “kirli olmaz” veya “hiçbir şey onu pisletmez” meâlindeki hadisi (İbn Mâce, Ṭahâret, 75-76; Ebû Dâvûd, Ṭahâret, 33) esas alarak hacmi iki kulle (ortalama 206 litre) ve daha çok miktardaki suyu oldukca su saymışlardır.

Şâfiî ve Hanbelî mezheplerindeki güvenilir görüşe bakılırsa bu mevzuda suyun akar yada durgun olmasının tesiri olmayıp durgun suda suyun toplam miktarı, akarsularda ise her bir dalgası ayrı olarak değerlendirilerek bu miktara ulaşıp ulaşmadığı dikkate alınır.

Bununla beraber İmam Şâfiî’nin eski görüşüne ve bazı Hanbelî fakihlerine bakılırsa özelliklerinde değişme olmadıkça içine kirli madde düşen akarsu iki kulle miktarına ulaşmasa bile kirlenmiş sayılmaz. Mâlikîler’e bakılırsa, içine düşen kirli madde sebebiyle özellikleri değişmeyen akarsu kirli sayılmadığı şeklinde onun maddî ve hükmî temizlikte kullanılması da mekruh değildir.

Fıkıh literatüründe içine pislik düşen suların temizlenmesinin usulü üstünde önemle durulmuştur.

Bu mevzuda esas olan, suyu onun tabiatını bozan, renk, tat ve koku özelliklerini değiştiren maddelerden ve sağlığa zararı dokunan olan unsurlardan arındırarak düzgüsel hale getirmektir. Bunun akıtarak mı su ilâve ederek mi yoksa başka teknikler kullanılarak mı yapılacağı hususu fakihler içinde bazı görüş ayrılıklarına yol açmıştır.

Bu bağlamda durgun sular içinde eskiden hususi yeri olan kuyuların temizlenme usulü hakkında fıkıh eserlerinde detaylı hükümler yer almıştır.

Fakihler suyun temizlenmesi mevzusunda çoğu zaman kendi dönemlerinin kültür, deneyim, teknik ve imkânlarına dayalı informasyon ve görüşleri esas almaktadır.

Günümüzde deniz, göl, akarsu, kuyu, depo, çeşme ve artezyen sularının, endüstri bölgelerindeki yer altı ve yer üstü suları ile atık suların gerek insan sağlığı ve çevreye zararı dokunan olacak derecede kirlenip kirlenmediğinin tespitinde, gerekse bunların temizlenmesinde tarihî birikimin yanında teknolojik gelişmelerden, çağdaş arıtma ve tahlil imkânlarından da yararlanmak gerekir.

5. Şüpheli sular

Hanefî fakihlerine bakılırsa eşek ve eşekten doğan katırın artığı olan azca su temiz olmakla beraber bu mevzuda değişik rivayetler bulunması sebebiyle bunların hükmî temizlikte kullanılabilirliği şüphelidir. Temiz su bulunmadığında bunlar abdestte ve gusülde kullanılır, ek olarak teyemmüm yapılır.

b) Mukayyet Su

İçine temiz bir maddenin katılmasıyla akıcılığını kaybeden yada hususi adı bulunan doğal sulardır.

Hanefî fakihlerine özgü bir tabir olan mukayyet su yerine öteki mezheplerde bu tür suları ifade etmek için çoğu zaman mutlak olmayan su yada “bir isme veya özelliğe izâfe edilmiş” anlamında muzaf su tabiri kullanılır.

Gül suyu, meyve suyu, çiçek suları, üzüm suyu, turşu suyu vb. helâl içecek türleri yada içinde nohut ve mercimek şeklinde temiz şeylerin pişmesiyle naturel halini kaybeden veya içine süt, karpuz suyu ya da sirke şeklinde bir madde karışmasıyla özelliklerinde mühim seviyede değişim meydana gelen su böyledir.

Mukayyet suyun hükmî temizlikte kullanılamayacağı hususunda fakihler görüş birliği içindedir.

Hanefîler’den İmam Muhammed ve Züfer’in de dahil olduğu çoğunluk bunlarla maddî temizliğin de yapılamayacağı görüşündedir.

Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe ve Hanbelîler’in bir kısmına bakılırsa ise düzgüsel su bulunmadığı süre temizleyici özelliği bulunan mukayyet su maddî pisliğin temizlenmesinde kullanılabilir. 

Yanıt 2:

Informasyon için tıklayınız:

Gazozda (gazlı içeceklerde) bulunan alkol ve alkol üreten besinler …

Kaynaklar:

Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Ḫarâc, Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), s. 93-102;
Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, Kitâbü’l-Emvâl (nşr. M. Halîl Herrâs), Beyrut 1408/1988, s. 369-380;
Kudâme b. Ca‘ışık, el-Ḫarâc (Zebîdî), s. 246-248;
Mâverdî, el-Aḥkâmü’s-sulṭâniyye, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 226-232;
İbn Hazm, el-Muḥallâ (nşr. Abdülgaffâr Süleyman el-Bündârî), Beyrut 1405/1984, I, 105-157; VIII, 243; IX, 54-55;
Ebû Ya‘lâ el-Ferrâ, el-Aḥkâmü’s-sulṭâniyye (nşr. M. Hâmid el-Fıkī), Beyrut 1403/1983, s. 222-231;
Serahsî, el-Mebsûṭ, I, 45-59; XXIII, 161-204;
Kâsânî, Bedâʾiʿ, I, 15-17, 71-72, 83-84, 86-87; VI, 188-192, 194-195;
İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, İstanbul 1985, I, 18-25;
Muvaffakuddin İbn Kudâme, el-Muġnî, Riyad 1401/1981, I, 6-66; V, 583-591; IV, 71, 298; V, 157-158, 583-595;
Nevevî, Şerḥu Müslim, X, 228-229; a.mlf., Ravżatü’ṭ-ṭâlibîn (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd – Ali M. Muavvaz), Beyrut 1412/1992, I, 115-151; IV, 348-377;
İbn Cüzey, el-Ḳavânînü’l-fıḳhiyye, Beyrut 1977, s. 25-26, 222;
Abdullah b. Yûsuf ez-Zeylaî, Naṣbü’r-râye, Beyrut 1407/1987, I, 94-148; IV, 291-294;
İbn Hacer el-Askalânî, Fetḥu’l-bârî (nşr. Abdülazîz b. Abdullah b. Bâz), Beyrut, ts. (Dârü’l-fikr), V, 29-46;
Bedreddin el-Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire, ts. (İdâretü’t-tıbâati’l-münîriyye), XII, 193-195;
İbnü’l-Hümâm, Fetḥu’l-ḳadîr, Beyrut, ts. (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî), I, 60-106;
Ali b. Süleyman el-Merdâvî, el-İnṣâf fî maʿrifeti’r-râciḥ mine’l-ḫilâf (nşr. M. Hâmid el-Fıkī), Beyrut 1406/1986, I, 21-78; VI, 364-368, 384-387;
İbn Nüceym, el-Baḥrü’r-râʾiḳ, I, 69-145; VIII, 240-246;
İbn Hacer el-Heytemî, el-Fetâva’l-kübra’l-fıḳhiyye, Kahire 1308, II, 167-168, 194;
Şirbînî, Muġni’l-muḥtâc, I, 16-27; II, 373-376;
Ali el-Kārî, Fetḥu bâbi’l-ʿinâye (nşr. M. Nizâr Temîm – Heysem Nizâr Temîm), Beyrut 1418/1997, I, 81-108; II, 559-564;
Buhûtî, Keşşâfü’l-ḳınâʿ, I, 24; IV, 188-193, 198-200;
el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 16-25;
Haskefî, ed-Dürrü’l-muḫtâr (İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr [Kahire] içinde), I, 179-229; VI, 438-448;
Muhammed b. Ahmed ed-Desûkī, Ḥâşiye ʿale’ş-Şerḥi’l-kebîr, Beyrut, ts. (Dârü’l-fikr), I, 34-48;
Şevkânî, Neylü’l-evṭâr, I, 24-57; V, 341-346;
İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr (Kahire), I, 179-229; VI, 438-448;
Azîmâbâdî, ʿAvnü’l-maʿbûd, Beyrut 1415, I, 103-131;
Necîb el-Mutîî, Tekmiletü’l-Mecmûʿ (Nevevî, el-Mecmûʿ içinde), Cidde 1980, XVI, 155-166;
Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıḳhü’l-İslâmî ve edilletüh, Dımaşk 1405/1985, I, 113-140, 177-191; IV, 450-454;
Abdülvehhâb Abdüsselâm Tavîle, Fıḳhü’ṭ-ṭahâre, Kahire 1406/1986, s. 14-56;
Hüseyin Derin, Kur’ân-ı Kerîm ve Su Gerçeği (yüksek lisans tezi, 1990), SÜ Toplumsal Bilimler Enstitüsü;
Subhî es-Sâlih, el-İslâm ve’l-müstaḳbelü’l-ḥaḍâre, Beyrut 1990, s. 244-254;
H. Mehmet Günay, İslâm Hukukunda ve Osmanlı Uygulamasında Kamu Malları, İstanbul 2001, s. 54, 190-204;
Metin Ceylan, İslâm Hukukunda Suların Statüsü (doktora tezi, 2003), Ondokuz Mayıs Üniversitesi Toplumsal Bilimler Enstitüsü;
Nihat Temel, Kur’ân-ı Kerîm’de ve Sosyo-Kültürel Hayatımızda Su, İstanbul 2006;
J. C. Wilkinson, “Muslim Land and Water Law”, Journal of Islamic Studies, I, Oxford 1991, s. 54-72;
“Ḥükmü istiʿmâli’l-miyâhi’n-necîse”, Mecelletü’l-buḥûs̱i’l-İslâmiyye, sy. 35, Riyad 1992, s. 35-60;
Ömer Cevde, “Mûcez ʿani’l-miyâh fi’l-fıḳhi’l-İslâmî”, Âfâḳu’s̱-s̱eḳāfe ve’t-türâs̱, sy. 19, Dübey 1418/1998, s. 6-11;
Ali Erbaş, “Çeşitli Dinlerde Su Motifi”, EKEV Akademi Dergisi, sy. 20, Ankara 2004, s. 241-258;
“Taḥâret”, Mv.F, XXIX, 91-117;
“Miyâh”, a.e., XXXIX, 352-377;
“Nehr”, a.e., XLI, 385-404;
M. Revvâs Kal‘acî, el-Mevsûʿatü’l-fıḳhiyyetü’l-müyessere, Beyrut 1421/2000, II, 1703-1710;
Mehmet Şener, “Su”, İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi (ed. İbrahim Kâfi Dönmez), İstanbul 2006, IV, 1814-1819.
TDV İslam Ansiklopedisi, Su md.

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

cancagızımm tarafınca Ct, 02/03/2019 – 20:04 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir