Tasavvufta ilerlemiş İslam alimleri insanoğlu ile Tanrı’ın ayrı varlık sayılmasını istememişler midir?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Sual Detayı

– Tanrı-insan ilişkisi hakkında informasyon verir misiniz?

Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

-Dinî hakikatler mevzusunda kati bilgiye haiz olmanın yolu bir tek vahiydir. Bu da Kur’an ve sünnettir.  Kim olursa olsun, bu iki kaynağın dışına çıkmış olanların sözleri ölçü değildir. Konumuzla ilgili husus ise, İbn Arabî’nin sistematiğini oluşturduğu “VAHDET-İ VUCUD” mesleği ilmî ve nazarî bir kuram değil, hissî, zevkî ve hazzî bir meşreptir. Şu demek oluyor ki ilmin ölçülerine gore bu mevzuyu kanıtlama etmeye çalışmak mümkün olmadığı şeklinde, dinin dışına çıkma riskini de bununla beraber getirir. Mükemmel bir kutup olmasına karşın, Şeyh-i ekber Muhyiddin ibn Arabî’nin meşrebini devam ettiren Sadreddin Konevî şeklinde bir iki kişiden başka kimsenin olmaması da, İslam aleminin bu mevzuya sıcak bakmadığının açık göstergesidir.

Bununla birlikte, İbn Arabî’nin gerçek manada ittihat ve hulul fikrini savunmadığını gösteren yüzlerce sözleri vardır.

Mevzuya ilmî, nazarî teoriler bazında yaklaşanlar ise, PANTEİZM şeklinde sapık bir “HULUL” modeline saplandılar, hem saptılar hem de saptırdılar.

Bu mevzuda hissî vahdet-i vücudu korumak için çaba sarfeden Tassavuf ehlinin maksadı Tanrı namına kâinatı inkâr etmektir. Panteistlerin maksadı ise, kâinat adına Tanrı’ı inkâr etmektir.

Mevzuyla ilgili olan ehl-i tasavvufa gore, evrenin hepsi Tanrı’ın isim ve sıfatlarının tecellisi ve tezahürdür. Onun için gerçek manada bağımsız bir varlık bir tek Tanrı’tır. Öteki varlıkların hepsinin varlığı Tanrı’ın varlığına, onun icadına bağlıdır. Bu sebeple, onlara gore “varlık” denildiği vakit, bir tek Tanrı akla gelir. Ötekiler Tanrı’ın fiilleri, sıfatlarının tecellileri ve isimlerinin tezahürüdür. Öyleyse “O’ndan başka mevcut yoktur, O’ndan başka meşhut yoktur.”

Bu dereceye varmayan, bu mertebeye yükselmeyen, bu şekilde bir imana haiz olmayan hepimiz şeklinde -alelade- insanların bu şekilde bir iddiada bulunmaları, hem hilaf-ı hakikat bir demeç, hem de yanlış bir yola sürükleyen bir şathıyat olur.

Hz. Peygamber  (asm)’in “Ezelde Tanrı vardı, O’nunla beraber hiçbir şey yoktu.” manasına gelen ifadesi, Tanrı’ın mahluklarla ilişkisi “bütün-parça” ilişkisi değil, bir tek “yaratan-yaratılanlar” ilişkisi bulunduğunun açık belgesidir. Evet, ezelde yalnız Tanrı vardı, başka hiçbir şey yoktu, ne madde vardı, ne enerji vardı, ne tutsak vardı, ne hidrojen vardı, ne elektrik vardı, ne atom vardı, ne molekül vardı. Yalnız Tanrı vardı, başka her şey yoktu; hiçbir şey var değildi. Onların hepsini var eden yegâne yaratıcı olan Tanrı’tır.

Bir harf yazarsız olmaz, bir yazar da harf olmaz. Bir bina mimarsız olmaz, bir mimar da bina cinsinden olmaz. Bir ülke yöneticisiz olmaz, bir yöneticisi de ülkenin kendisi olmaz. Bir mahalle muhtarsız olmaz, fakat muhtar mahalle değildir. Bir sanat sanatkârsız olmaz, fakat sanatkâr sanat değildir. Bunun şeklinde, evren yaratıcısız olmaz, fakat Yaratıcı evrenin kendisi değildir, evrenin parçası olması imkansız, evrenin cinsinden olmaz, olması imkansız.

Slm ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Pt, 26/07/2010 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir