Yehova Şahitleri hakkında informasyon verir misiniz?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

Kur’an-ı Kerim, Tevhîd mevzusunda göstermiş olduğu duyarlılık sebebiyle “Teslis İnancını” benimseyen; “Tanrı üçün üçüncüsüdür” diyen Hıristiyanları şiddetle eleştiri eder ve onların bu yorumlarıyla küfre düşmüş olduklarını belirtir. Hıristiyanlıkta teslis akidesinin resmi olarak dördüncü yüzyılda kabul edilmiş olduğu göz önüne alınırsa; Kur’an’ın tenkide mevzu edinmiş olduğu Hıristiyanların daha ziyade o yüzyılda ve sonrasında bu düşünceyi korumak için çaba sarfeden Hıristiyanlar olduğu görülür. İlginç olan teslisi korumak için çaba sarfeden Hıristiyanlar  bu nazariyeyle putperestlikten kaçınmayı hedef almışlardır. Bu yüzden olsa gerektir ki  Kur’an’ın teslise inanan Hıristiyanlar ile alakalı hükmü onlar için oldukça rahatsız edicidir. Bundan dolayı Katolik, Protestan ve Ortodoks Hıristiyanlar teslis inancının putperestlik olmadığını savunur ve putperestliği reddederler. Bununla birlikte Kur’an’ın onlar ile alakalı tenkidi; şu demek oluyor ki Meryem oğlu İsa’nın Tanrı olmadığı fikri, hıristiyanlığın kendi bünyesinden de destek görür. Bu fikir Hıristiyanlığın ilk döneminde olduğu benzer biçimde tarih süresince ve günümüzde de Hıristiyan ilahiyatçılar tarafınca tartışılmaktadır. Yehova şahitleri söz mevzusu edilince onların belirgin özelliklerinden birisi teslis inancını reddetmeleridir.

Hıristiyanlar Hz. İsa’dan derhal sonrasında peygamberliğin bir destekleyici güç olarak tekrardan ortaya çıktığını iddia ederler. Buna bağlı olarak Hıristiyanlık’ta, kilise bünyesinde peygamberliğin kurumsallaştırıldığı görülür; hem de Hıristiyan cemaatin her ferdi potansiyel olarak peygamberi etkinlik yetisine haizdir. Yahova Şahitleri de teşkilat olarak kendilerinin Tanrı tarafınca seçildiğini ve teşkilatları bünyesinde peygamberliğin geri döndüğünü iddia ederler. Onlar bu iddialarını Kitab-ı Mukaddes’e dayandırırlar. Öteki taraftan Yahudilikteki yeryüzünde Tanrının krallığını gerçekleştirecek olan bir Mesih beklentisi, Hz. İsa’nın ikinci dönüşü bağlamında  tüm Hıristiyan akımları olduğu Yahova Şahitlerini de etkilemiştir. Öyleki ki Yahova Şahitlerinin teolojik arka planı ve gelecekle ilgili (eskatolojik) düşünceleri tamamen bu beklentilerle ilintilidir. Dolayısıyla Yehova Şahitlerinin Yahudi ve Hıristiyanlığın dini ve kültürel öğretilerinin besleyip büyüttüğü bir çocuk olduğu söylenebilir. Sadece bizim bu çalışmadaki hedeflerimizden birisi de Yehova Şahitlerinin tam anlamıyla nereye oturduğunu tespit etmektir.

 

Hıristiyanlık tarihinde Hz. İsa’ya bir tek bir Mesih yada bir peygamber olarak olayların merkezinde yer verilmez; bunun ötesinde tüm bir Hıristiyan teoloji ve eskatoloji Hz. İsa’ya bağlı olarak şekillenmiştir. Bu yüzden Hıristiyanlar bakımından Hz. İsa bir peygamber olmanın ötesinde bir tanrısal tabiata ve şahsiyete haizdir. Bir Müslüman için Hz. İsa’yı bir peygamber olarak kabul etmek iyi mi oldukça doğal ve basitse, bir Hıristiyan için de, isterse bu Hıristiyan bir unitarianist (vahdaniyetçi) yada Yehova şahidi olsun, o denli karmaşık ve zor olsa gerek. Son ikisine gore Hz. İsa tanrı değildir fakat bir peygamberden de ötedir. Gerçekte Hıristiyanlığın tarihinde ve geleneğinde bir Hıristiyan için Hz. İsa’nın beşer üstü olarak algılanmasını mümkün kılacak oldukça münbit bir ortam vardır. Bu ortam ve vakalara karşın bir kimse hele bir Hıristiyan olarak Hz. İsa’nın tanrısal öze haiz olmadığını söylüyorsa bunu önemsemek gerekir.

 

Bu yüzden bu çalışmada ilk olarak Yehova Şahitlerinin teolojik arka planı üstünde durulacaktır. İkinci olarak Yehova Şahitlerinin tanrı tarafınca seçilmiş oldukları iddiası, teşkilatları bünyesinde tekrardan kurumsal anlamda inşa ettikleri peygamberlik anlayışı ve Mesih’in dönüşü üstünde durulacaktır. Mevzunun daha iyi kavranması bakımından nispeten mukayeseli bir yaklaşım izlenecektir; sadece mukayeseli çalışmaların zorluğu ve uzun araştırmaları gerektirmesi sebebiyle mevzu özetlemek gerekirse irdelenmeye çalışılacaktır.

 

A- Yehova Şahitlerinin Tarihî ve Teolojik Arka Planı

1-  Hz. İsa’nın İlahi Tabiatı Meselesi ve Teslis Akidesi

 

Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın tanrısal tabiatı meselesi söz mevzusu edilince, ister istemez tanrının mahiyeti, Mukaddes Ruh ve Teslis İnancı da gündeme gelir. Yehova Şahitlerini teslisi korumak için çaba sarfeden Hıristiyanlardan ayıran en belirgin özellik, teslis inancını reddetmeleridir. Onlara gore “Hıristiyanlıktaki teslis nazariyesi; tanrıyı bir ve aynı mahiyette üç esrarengiz şey ya da şahsiyet olarak tasvir etmek Kitab-ı Mukaddeste mevcud bir öğreti değildir. Örneğin Isaiah 40:25, 45:5, 46:9; Psalm 83:18. John 5:19, 6:38, 7:16”. (1) Onlar, eğer insanların bir teslis düşüncesi ön fikrine haiz olmaksızın Kitab-ı Mukaddesi (Tevrat ve İncili) baştan sona okusalar asla bir halde bu şekilde bir düşünceye ulaşmayacaklarını ileri sürerler. (2)  Bu bağlamda sorun şudur: Eğer teslis bir Kitab-ı Mukaddes öğretisi değilse bu fikir iyi mi oldu da Hıristiyanlık’ta bir öğreti haline geldi? Yehova Şahitlerinin bu soruya verdikleri cevaba Hıristiyanlık tarihindeki süreç de destek olmaktadır. Bundan dolayı Yehova Şahitlerinin de vurguladığı benzer biçimde, yaygın kanaatin aksine, teslis nazariyesi 325 tarihinde toplanan İznik konsülünde dahi ortada yoktu. İznik konsülü bir tek, ondan sonra anlatılan teslis inancına alt yapı oluşturdu. Konsül Hz. İsa’nın tanrı ve tanrıyla aynı mahiyete haiz bulunduğunu resmen ifade etmiştir. Bu konsülde teslis’in (üçlü tanrı anlayışı) üçüncü şahsı olarak Mukaddes Ruh’tan kimse bahsetmemiştir. Sonrasında 381 senesinde toplanan İstanbul konsülünde Mukaddes Ruh, Baba ve Oğul ile aynı seviyeye yerleştirilmiş; sadece açıkça tanrı olarak tasvir edilmemiş; “fakat Rab, Baba’dan çıkan yaşam bahşeden, kendisine yakarma olunan ve Baba ve Oğulla beraber takdis edilen olarak nitelendirilmiştir”. (3)
 

Yukarıdaki düşünceleriyle Yehova Şahitlerinin tanrı inancı bakımından, Arianism ve Unitarianism bir yana, Selefi Hıristiyanlığa bağlı oldukları görülür. Buna karşın Hıristiyanlar içinde mühim sayılan mezhep ve gruplar Yehova Şahitlerinin Hıristiyan olmadıklarını ileri sürerler. Bunların gerekçeleri ise; Yehova Şahitlerinin Tanrının insan şeklinde cisimleşmiş oğul ve Mukaddes Ruhun da aynı özde, tanrıya eşit tanrı olmadığını kabul etmeleri, “Yehova Şahitlerinin Mukaddes Metinleri tahrif ettikleri ve Hıristiyan geleneğine uygun tertipli bir dini hayatları olmadığını ileri sürmeleri, ek olarak Yehova Şahitlerinin kendi teşkilatlarından olmayanlarla ilişkilerini kestikleri ve bir çeşit düşünce hırsızlığı mahsulü olan teşkilatları bünyesinde bocalayıp durdukları” (4) hususlarındaki iddialarıdır. Bu değerlendirmenin karşısındaki görüşe gore ise, yukarıda belirtilen hususların hakkaten Yehova Şahitlerinin Hıristiyan sayılamayacakları mevzusunda kafi olup olmadığı münakaşa götürür. Bundan dolayı Yehova Şahitlerinin birçok inancı, kökten (fundamentalist) Hıristiyanlıkla benzerdir. Örneğin Kitab-ı Mukaddesin masumiyetine, Hz. Meryem’in bakire olarak doğurduğuna, Hz İsa’nın insanlığın geçmiş ve geleceği için yaşamını feda eden bir kurban olduğuna inanırlar. Boşanma, homoseksüellik, evlilik öncesi cinsel ilişki ve kürtaja karşıdırlar. Şeytanın gücüne inanırlar. Bu benzerliğe karşın Yehova Şahitleri aşağıdaki hususlarda kökten (fundamantalist) Hıristiyanlıktan ayrılırlar; sadece bir kısım selefi ve unitarianist yada Ariyan hıristiyanla benzerlik arzederler: Yehova Şahitleri teslise inanmazlar; bunun yerine kuvvetli bir halde tek tanrıcılığı savunurlar. Bu tek tanrı Kadir-i Mutlak Yehova’dır. Hz. İsa Tanrının yaratılmış erkek evladıdır. İsa Mesih’in ilk insanoğlunun yaratılmasından ilkin bir melek olarak (Archengel Michael) varolduğuna; ondan sonra onun insan şekline büründüğüne; sadece doğuştan günahsız ve yaşamı süresince da öyleki kaldığına  inanırlar. Çarmıha gerildikten sonrasında İsa Mesih öldü; sadece maddi varlık olarak değil de, yüce tinsel bir varlık olarak görünmeyen bir halde yine dirildi. Mukaddes Ruh ise başka bir şeyin parçası değil; fakat basitçe tanrının dünya ile kontakt yöntemidir (5). Dördüncü yüzyılda inşa edilen teslis nazariyesinde Mukaddes Ruh’a biçilen tanrılık görevi ve bir şahsiyete haiz olduğu inancı bir tarafa bırakılırsa, Yehova Şahitlerinin Mukaddes Ruh ile alakalı inançlarının da öteki Hıristiyan akımlarla benzerlik arz etmiş olduğu görülür. 
 

Yehova Şahitlerinin tanrı inancı; dördüncü yüzyıl Hıristiyanlığında ortaya çıkan ve Hz. İsa ile Mukaddes Ruha Mutlak Yaratıcı Tanrı ile eşdeğer atfeden “bir özde üç şahsiyet” anlayışıyla bağdaşmaz. Bu yüzden Yehova Şahitlerinin tek Tanrı anlayışı bakımından Yahudilerle benzerliği olsa da, Hz. İsa’ya atfettikleri kimlik teolojik bağlamda onları Yahudilikten koparır. Dolayısı ile Yehova Şahitlerinin tanrı inancı mevzusundaki teolojik temelleri Yahudilikten ziyade Kitab-ı Mukaddes yorumlarına ve ilk dönem Hıristiyanlık tanrı bilim anlayışına dayanır. Binaenaleyh teolojik görüş açısından Yehova Şahitlerinin Hıristiyan olmadıklarını savlamak pek tutarlı görünmemektedir. Üstelik Yehova Şahitleri kendilerinin gerçek Hıristiyan olduklarını, diğerlerinin hata içinde bulunduğunu vurgularlar ve şöyleki derler: “Tanrı hakkında Kitab-ı Mukaddesin öğretisi ve onun hedefleri açık, anlaşılması kolay ve makuldür; fakat Hıristiyanlıkta kiliselerin öğretileri bu şekilde değildir; daha kötüsü Kitab-ı Mukaddese aykırıdır. Hıristiyanlık aleminin Trinity (teslis) nazariyesi, Tanrıyı bir Tanrıda üç esrarengiz şey olarak tasvir eder; fakat bu öğreti Kıtab-ı Mukaddeste bulunmamaktadır.” (6) Bu bağlamda Yehova Şahitleri’nin Tanrı anlayışıyla ilgili olarak Prof. Dr. Hikmet Tanyu’nun “Yehova Şahitleri de kendilerine gore yorumlanmış bir üçlemeyi (Yehova-Oğul-Mukaddes Ruh) kabul ediyorlar” (7) tespiti, oğul ve mukaddes ruhun tanrı olduğu yada tanrıyla ayni mahiyete haiz oldukları; Baba’ya eşit ve Kadir-i Mutlak oldukları anlamına gelmez; fakat Oğul ve Mukaddes Ruhun ayrı ve önemli bir kıymet ifade ettikleri anlamına gelir.
 

İşaret edilmiş olduğu benzer biçimde “Teslis İnancı”, “İsâ’dan birkaç yüzyıl sonrasında ortaya çıkmış ve Arius (m.250-336) ile onun taraftarlarının “vahdaniyetçilik” (Tanrı’ın birliği) lehinde gösterdikleri uzun ve pek büyük direnişlere ve mücadelelere karşın bu akide, Hıristiyanlar içinde kabule kıymet görülmüştür”. (8) İlginç olan şudur ki Arius’un fikirlerinin kabul edilmemesi, karşı görüşteki Hıristiyanların Tanrının birliği mevzusunda gösterdikleri duyarlılık ve putperestliği reddetmeleri nedeniyledir. Hıristiyan olmayan için bu durum acayip karşılanabilir. Sadece Arius ile aynı dönem de yaşamış olan Hıristiyan İlahiyatçı Athanasius (296-373)’un, Arius’un görüşlerini niçin reddettiğine bakılınca sorun daha iyi anlaşılmaktadır. Athanasius şöyleki bir mantık yürütür:  “Arius’un tartıştığı benzer biçimde İsa Mesih hakkaten bir tanrı olmasaydı, (bunu) bir takım yıkıcı unsurlar da takip etmiş olurdu: İlk olarak, Tanrı’nın insanlığı kurtarması mümkün olmazdı. Bundan dolayı bir mahluk bir öteki yaratığı kurtaramaz. İkinci olarak da, Hıristiyanlar tertipli olarak İsa Mesih’e yakarma ve yakarma ettikleri için Hıristiyan kilisenin puta tapıcılıktan suçlu olması gerekirdi. Bundan dolayı “putçuluk” insan yapımı bir şeye yada bir varlığa yakarma etmektir diye tanımlanabilir. Bunun da sonucu putlara tapmak olur. Bu ve benzeri tartışmalar sebebiyle İsa’nın yaratılmış olduğu fikri reddedildi. (9) 
 

Buna karşın Arius ve düşüncelerinin, Hıristiyanlığın bünyesinde vahdaniyetçiliğin bir damarı olarak daima varlığını koruduğu görülür. Buna bağlı olarak ortaya çıkan mezhepler ve Yehova Şahitlerinin Hz. İsa’nın mahiyeti ve Kitab-ı Mukaddes ile alakalı görüşlerini Arius ve Origen (m.185-254) benzer biçimde Hıristiyan ilahiyatçılara dayandırmak mümkündür. “Yehova şahitlerinin Hıristiyanlık anlayışları da hem de Arianism’ındeki (anlayışın) bir şeklidir; Yehova Şahitleri Arius’e kendi teşkilatlarının kurucusu Charles Taze Russell’in bir habercisi olarak kıymet verirler.” (10) Arius ve Aryanizm’in düşünceleri de doğu Hıristiyan düşüncesinin gelişimini elde eden Origen’e dayanır. Origen’in Hıristiyanlığa katkısı iki genel alanda görülür: Kitab-ı Mukaddes’in tefsiri hususunda; Origen metnin görünürdeki anlamının onun daha derin tinsel anlamından ayrı bulunduğunu tartışarak mecazi tefsir anlayışını geliştirdi. Hıristiyanlık alanında; Origen Baba’nın tam tekmil tanrısal tabiatıyla oğlun daha azca tanrısal tabiatı arasını ayırmak suretiyle bir anane inşa etti. (11) Bu anane “7. yüzyılın sonuna kadar Şimal Avrupa kabileleri içinde Aryanizm (adı altında) hayatiyetine devam etmiştir. Çağımızda bir kısım vahdaniyetçiler (unitarians) Hz. İsa’yı ne saf bir insan tabiatına haiz varlık konuma düşürmek ne de Baba ile aynı bir tanrısal tabiatı ona atfetmek hususunda isteksiz olmaları hasebiyle tam olmasa da Arian (Ariyuscu) sayılırlar. (12) Bugün dahi Hıristiyanlar içinde, aralarında direkt bir bağlantı olmasa da, Arius’un vahdaniyetçi görüşlerini kabul edenler vardır. Bunlar Hıristiyanlığın bünyesinde Unitarianism (vahdaniyetçilik) ayrı bir mezhep oluşturmaktadırlar. Michael Servetus (1511-1553), Paolo Socianus (1539-1604) ve 17. yüzyıl İngiliz vahdaniyetçiliğinin (Unitarianism) babası diye vasıflandırılan John Biddle (1615-1662) bu akımın mühim ilahiyatçıları içinde yer alır. (13)
 

Netice olarak Yehova Şahitleri Katolik, Protestan ve Ortodoks Hıristiyanların tanrı anlayışlarını benimsemezler; Yehova Şahitlerinin tanrı anlayışı, Selefi Hıristiyanlık, Unitarianizm ve Aryanizm ile paralellik arz eder. Bununla birlikte onlar, yukarıda işaret ettiğimiz büyük Hıristiyan İlahiyatçı Origen’de temel gören iki hususta, şu demek oluyor ki; Hz. İsa’nın tanrısal tabiatı meselesi ve Mukaddes Metinlerin mecazi yorumu mevzularında Katolik, Ortodoks ve Protestan mezheplerin tepkisini çekmiş, bu iki niçin ve başka görüşleri sebebiyle Yehova Şahitlerinin Hıristiyan olmadıkları ileri sürülmüştür. 
 

2-Mesih İnancı ve Hz. İsa’nın Yine Dönüşü
 

Yahudilik benzer biçimde uzun soluklu bekleyişlerin mahkumu olan Hıristiyanlık bünyesinde en büyük hayal kırıklığını Hz. İsa’nın yine dönüşü (resurrection) mevzusunda Yehova Şahitleri yaşadı. Yeryüzünde Tanrı’nın krallığını gerçekleştirecek bir Mesih’in geleceği inancı ve beklentisi Yahudi peygamberlik geleneğinde baştan beri canlılığını devamlı korudu. Yahudilikte peygamberlik ve peygamberlik sonrası dönemde peygamberliğin, Mesih inancıyla irtibatlı olduğu ve bu anlayışın Hıristiyanlar tarafınca tevarüs edilmiş olduğu görülür.
 

İsrail’de peygamberlik faaliyetinin son temsilcileri Haggai, Zekariyya ve gölge şahsiyet Malaki idi. Sürgün sonrası dönemde Malaki’den sonrasında “peygamberlik ruhu’nun” Yahudiler arasındaki faaliyeti bitti. Bundan dolayı “peygamberlik ruhu’nu” taşımaya layık bir insan yoktu. Bu görüş Yahudi Mezheplerinin bir çok tarafınca kabul edildi. Buna karşın hem de Rabbiler (Yahudi din alimleri) tarafınca peygamberliğin bir aks-ı sedasının (the bat qal=semavi bir ses) ve nübüvvetten bir cüz olarak rüyanın devam etmekte olduğu kabul edildi. Bu peygamberlik sonrası dönemde peygamberle iletişimin devamını sağlamanın bir yöntemi idi. Bu anlama gelir ki Yahudi geleneğinde peygamberlik tamamen sona ermedi, fakat başka bir şekle büründü.  Hz. Yahya (John the Baptist) ve Hz. İsa zamanında “peygamberliğin ruhu” fikri “Mukaddes Ruh” düşüncesiyle yer değiştirdi. Hz. Yahya İsrailî peygamberliğin tekrardan doğuşu  yada mümasil bir halde Hıristiyanlıktaki peygamberliğin başlangıcı olarak kabul edilmesine karşın, O kendisini peygamber olarak takdim etmedi; Mesih’in habercisi ve Hz. İsa’nın vaftizcisi olarak duyuru etti. Hz. Yahya ortamı İsa için hazırladı ve Mesih’in geleceği fikrini güçlendirdi. Hz Yahya kasten kendisini peygamber olarak nitelendirmez, fakat basitçe Mesih’in habercisi olarak vasıflandırır; sadece bu anlayışın Hz. Yahya’nın rolünün önemini küçültmek için meydana getirilen bir Hıristiyan yorum (14) olduğu göz ardı edilmemelidir.

 

Yahudiler Hz. İsa’nın beklenen Mesih olduğu fikrine hiçbir süre saygınlık etmediler ve peygamberliğin İsrail’e geri döneceği zamanı beklediler. Bu dönüş de “mesihlik çağı”nda olacaktır. O zaman, Mesihlik zamanlarının geldiğine dair bir işaret ortaya çıkmış olacaktır. İlk Hıristiyanlar bu anlayışın bilincinde idiler. Onlar Mesih’in İsa’nın şahsında gelmiş olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden onların peygamberliğin dönüşünü beklemeleri mantıklı olmalıydı. Acts (Elçilerin İşleri) kitabının ilk bölümlerinde kaydedildiği benzer biçimde Hıristiyan inancına gore peygamberlik İsa’nın çarmıha gerilmesinden yedi hafta kadar bir süre sonrasında trajik (karmaşık) bir yolla ortaya çıktı. (15) Buna paralel olarak Hıristiyanlıktaki Mesih’in dönüşü beklentisi Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinin akabinde Onun havarileriyle başladı. Gerçekte İsa’nın ikinci dönüşünün gerçekleşeceğine dair İncillerde açık bir kanıt yoktur. İnciller daha ziyade Hz. İsa’nın mesihliğini kanıtlayan belgelerdir; ikinci dönüşünü değil. Beklenen Mesih esasen Hz. İsa’nın kendisi idi. Hz. İsa hem de peygamberlik yapmış olmasına karşın O’nun görevi ve yaptığı etkinlik peygamberliğin ötesinde idi. Bu bakımdan o günün Hıristiyanları için Mesih’in değil; fakat peygamberliğin dönüşünü beklemek daha makul ve gerçekçi görülmektedir. Bundan dolayı Hz. İsa kendisi dünyadan ayrılmadan ilkin, öğrencilerine “tesellici” yada destek olsun diye mukaddes ruhu göndereceğine dair söz vermişti. Yuhanna (John) incilinde belirtildiği benzer biçimde Hz. İsa şöyleki demişti: “Baba’dan isteyeceğim ve O ebediyen sizinle olsun diye size başka bir müdafi (destek, tesellici/ Advocate, comforter, counselor=paraklete) verecek. Bu hakikatin ruhudur” (14:16-17). İncil’in bu ayetleri ve daha birçoklarından hareketle Hıristiyan peygamberliğin, ruhun eskatolojik bir gücü olarak, herhangi bir Hıristiyan için mümkün olabileceğini Hıristiyan ilahiyatçılar ortaya koymaktadır. (16)
 

Meseleye Kur’an-ı Kerim açısından bakıldığında peygamberliğin ve tanrısal vahyin Hz. Muhammed ile sona erdiği görülür. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim beklenen Mesih’in Meryem oğlu İsa’nın kendisi bulunduğunu da belirterek Mehdi ve Mesih beklentilerinin önünü kapatmıştır. Bununla beraber Kur’an Hz. İsa’yı Tanrı’ın Resulü, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve Tanrı’tan bir ruh olarak vasıflandırır (Nisa, 4/171). Muhammed Hamidullah bu hususu şöyleki tasvir eder: “Kur’an-ı Kerim, (örnek olarak Hıristiyan’lar içinde) kullanılmakta olan yürürlükteki terimleri kullanmaya müsaadekâr davranmaktadır; sadece o bu terimlere saf ve katıksız vahdaniyete uygun bir halde yeni bir mâna, yeni bir anlayış ve mefhûm vermektedir”. (17) Kur’an’ın Hıristiyanlara karşı bu yakın tavrına karşın daha sonraki Hıristiyanlar Hz. İsa’nın hem de Hz. Muhammed’in habercisi olduğu fikrine asla saygınlık etmediler. Yahudilerin Hz. İsa’yı reddetmeleri benzer biçimde Hıristiyanlar da Hz. Muhammed’i; en azından Onun evrensel bir peygamber bulunduğunu reddettiler. Kur’anî görüş açısından Hz. İsa Yahudilerin beklediği peygamber, hem de da Hz. Muhammed’in peygamberliğinin habercisi ve müjdecisidir (Kur’an-ı Kerim: 3/49, 61/6). Hıristiyanların Hz. Muhammed’in peygamberliğini reddetmeleri; peygamberliği içselleştirmelerinin ve kiliseyle beraber kurumsallaştırmalarının bir sonucuydu. Bununla birlikte Hıristiyanlar arsında peygamberlik mevzusunda esnek davranan ve değişik beklentilere daha açık olanların bulunduğunu da söylemek mümkündür. Nitekim İbn Teymiyye’nin el-Yanıt es-Sahîh li-men beddele dîne’l Mesîh adlı eserinde tartıştığı benzer biçimde o dönemdeki Hıristiyanların bir kısmı, bilhassa Doğu Kilisesi mensupları, Hz. Muhammed’in peygamberliğine itiraz etmiyordu; fakat Onun bir tek Araplara gönderilmiş bir peygamber bulunduğunu iddia ediyorlardı. Bununla beraber Hıristiyanlar arsında günümüzde Hz. Muhammed’in bir peygamber bulunduğunu ve Kur’an’ın Hz. Muhammed’e Tanrı tarafınca vahyedildiğini kabul eden Hıristiyanlar da vardır. Bunların içinde en çarpıcı örnek ömrünü İslam ilimlerinin ve Hz. Muhammed’in yaşamını araştırmaya vakfeden Montgomery Watt’tır. (18)  
 

Hz. İsa söz mevzusu olunca Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki temel farklılıklardan bir tanesi de Hz. İsa’nın çarmıha gerilme meselesidir. “Hıristiyanların inanışına gore İsâ ‘çarmıha gerilip’ idam edildikten sonrasında göğe çıkmıştır ve ‘hem canlılara hem de ölülere hesap sormak’ suretiyle yine yer yüzüne inecektir. Kur’an-ı Kerim ise Tanrı’ın onu kendisine yükselttiğini (urûc)  kabul edip açıklamakla birlikte, onun tekrardan yeryüzüne ineceğinden bahsetmez (Nisa,4/156-7). Fakat Hadiste sorun ele alınmaktadır (Muslim,52, No:110,116).” (19) Kur’an’da “çarmıh”tan söz edilmemesini Montgomery Watt şöyleki açıklar: “Yeni tarih yazımı ölçülerine gore Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi-denebilirse-Hz. Muhammed’in 610 yılı dolaylarında Mekke’de İslam Dinini bildiri etmesi olgusu kadar kati, geçmiş tarihin en kuşku götürmez vakalarından biridir… Çarmıha gerilme vakası, her ne kadar Kur’an tarafınca yalanlanıyor görünse de, (4/157-9) ayetlere yansız gözle bakıldığında bu durum, genel olarak müslümanlarca zannedildiği kadar kati değildir. Bu ayet onu Yahudilerin ‘öldürmediğini, çarmıha germediğini’ söylüyor ki bu, yargılanması Yahudi mahkemesinde yapılmasına karşın, çarmıha germe işini yapanların Yahudiler değil de Romalılar olduğu anlamında doğru olmaktadır”. (20) Watt’ın çarmıh hadisesinin kesinliği ile alakalı bu açıklamasına ufak fakat mühim bir detay da Yehova Şahitlerinden gelir: Hıristiyanlığın geleneksel simgesi haç’ı pagan (çoktanrıcı) kaynaklı olduğundan reddeden Yehova Şahitleri Hz. İsa’nın haç’ta değil, muntazam bir odun değnekte çarmıha gerildiğine inanırlar (Elçilerin İşleri 5:30, Galatyalılar 3:13). (21)
 

Hz. İsa’nın, kendileri hayatta iken döneceğini bekleyen havarileri bu dönüş gerçekleşmeyince, dönüşün ertelendiğine kani oldular; sadece o beklenen an gelinceye kadar da Hıristiyan cemaate tinsel destekçi olarak Rab tarafınca Mukaddes Ruh gönderildi. Bununla beraber Hıristiyanlıkta Mukaddes Ruh kanalıyla peygamberlik icracı, kurumsal bir otorite olarak geri döndü. Böylece Hıristiyanlık, İsrailî peygamberlik geleneğine kapılarını tamamen açmasına karşın, öte taraftan peygamberliği içselleştirdi ve değişik açılımlara kapılarını tamamen kapattı. Buna karşılık Yahudi geleneğinden kopya etmiş olduğu Mesih inancıyla İsa’nın yine dönüşü düşüncesini devamlı sıcak tuttu. İşte bu altyapıda Yehova Şahitlerini temayüz ettiren fikir Hz. İsa’nın yine dönüşü fikri üstünde odaklaşmalarıydı. Sadece onlar Kilise şahsında kurumsallaştırılan peygamberliği kendi bünyelerine taşıdılar. Yehova Şahitleri ortaya çıkışlarını Mukaddes Kitap peygamberliklerinin bir gerçekleşmesi olarak görürler ve kendilerini de efendisinin malı üstünde yetkili köle olarak adlandırırlar (Matta: 24: 45-47) Malaki 4:5’de  geleceği vaat edilen İlya (Elijah) peygamberin bizzat Cemiyetin kendisi bulunduğunu belirtirler. (22)
 

Böylece peygamberlik Yehova Şahitleri bünyesinde de geri dönmüş oldu. Öte taraftan Hz. İsa’ya inananların ona besledikleri sevgi ve atfettikleri kutsallık, onun, aralarından bedenen ayrılmış olsa bile manen ve ruhen ayrılmış olamayacağı ve bigün geri döneceği inancına dönüştü. Merhum Yaşar Kutluay’ın belirttiği benzer biçimde “Yahudilikteki ‘Mesih’e intizar inancı’, Hıristiyanlık’ta ‘İsa’nın rucu’u’ inancına çevrilmiştir”. (23) Bu mevzuda, Hebrew, Yahudilik ve Kitab-ı Mukaddes çalışmalarında öğretim görevlisi olan Profesör Sawyer şu tespiti yapar: “Hıristiyanlar için Mesih’in gelişi ile alakalı peygamberi bulgular (evvel tahminler) Hz. İsa’nın şahsiyetinde gerçekleştiği için İncil otoriteleri İsa Mesih’in yine dönüşünü ve dünyanın sonunu peygamberler (Eski Ahit’in peygamberlik kitapları) den ziyade Matta 24-5, Markos 13, Luka 21, I.Selanikliler 4:13-18 ve öteki apokaliptik metinler benzer biçimde İncil pasajlarında ve Paul’da araştırıldı. (Oysa) bunlar Danial (7:13), Joel (2:10-11), Zephaniah (1.15), Zecheriah (9:14) benzer biçimde peygamberlik kitaplarına bağımlıdır”. (24) Örneğin Danial Kitabındaki tarihler ve rakamlar genel anlamda Mesih’in ne süre döneceğini tespit için kullanıldı. Hıristiyan Adventist Mezhebinin kurucusu William Miller’in (1782-1849) ikinci dönüşün 1843-4 yıllarında olacağını tespiti ve bugün Yehova Şahitleri olarak malum mezhebin (sect) kurucusu J.T. Russel ikinci gelişin 1874’de gerçekleşeceğini ve dünyanın sonunun 1914 bulunduğunu hesap etmesi benzer biçimde. (25) Öte taraftan Yehova Şahitlerine benzer şekilde İslam’ın aşırı Şia yorumlu atmosferinde doğan Bahailiğin  kurucusu Bahaullah, Mukaddes Kitabın birçok ayetini yorumlayarak “ben İsa Mesih’in ikinci gelişiyim” diyordu. (26) Fundamantalist Hıristiyanlar ise bu iddiaları “İsa Mesih’in ikinci gelişinin yaklaştığına işaret eden olması ihtiyaç duyulan vakalar” diye yorumluyorlardı. (27) Burada işaret edilmesi ihtiyaç duyulan bir husus da Russel’ın Miller ve Adventistlerle olan ilişkisidir. Bu hususa aşağıdaki bölümde yer verilecektir. Sadece Sawyer’ın Yehova Şahitleri teşkilatı hakkında sect (mezhep, hizip) tabirini kullanımı dikkat çekicidir. (28)  
 

Netice olarak Hz. İsa’nın çarmıha gerilip, göğe yükseltilmesinden sonrasında Mukaddes Ruh aracılığı ile peygamberlik Hz. İsa’nın havarileri şahsında geri döndü. Sadece sorun bununla sınırı olan kalmadı; kilisenin müesseseleşmesiyle peygamberlik ve peygamberî otorite, gene Mukaddes Ruh kanalıyla kilise bünyesinde icracı güç oldu. Bununla beraber Mukaddes Ruh kanalıyla takdis edilmiş her kilise üyesi ve hıristiyan fert peygamberliğin kendisinde ortaya çıkabileceği potansiyel bir güce sahipti. Buna bir de Mesih’in yine döneceği fikri eklenince Yehova Şahitleri ve benzerleri benzer biçimde hıristiyan grupların değişik yorumlarla ortaya çıkması kaçınılmaz oldu. Bu anlayış daha bir oldukça peygamberlik iddiasında bulunanların ortaya çıkmasına sebebiyet verdi. Havariler hayal kırıklığını değişik yorumlarla telafi cihetine gittiler. Sadece Mesih’in ikinci dönüş fikri hiçbir süre canlılığını yitirmedi. Mesih’in dönüşü beklentisinde en büyük hayal kırıklığını Yehova Şahitleri yaşadı. Yehova Şahitlerinin bu hayal kırıklığının sebebi ise bu teşkilatın kurucusu olarak kabul edilen Charles Taze Russel’in İsa Mesih’in dönüşü hakkında vermiş olduğu kati tarihlerdir. Bu tarihler mevzusunda hüsran ve hayal kırıklığı yaşanınca aşina oldukları mecazi yorum onların imdadına yetişti: Hz. İsa’nın dönüşü bedenen değil fakat manen olacaktır. O 1914 tarihinde döndü ve tanrının krallığını duyuru etti.
 

B- Yehova Şahitlerinin Teşkilatlanması ve Temel İnançları
 

1-  Charles Taze Russell ve Yehova Şahitleri
 

Yehova Şahitlerinin teşkilatlanmasında yada kurulmasında aslolan rol zannedildiği benzer biçimde C. T. Russel (1852-1916)’ın değil, fakat J. F. Rutherford (1869-1942)’undur. 16 Şubat 1852’de ABD’nın Pittsburgh (Pensylvania) eyaletinde doğan C.T. Russell, Protestanlığın bir kolu olan Presbiteryan kilisesine bağlı ebeveyninden ilk dini informasyon ve inançlarını alır. Okul yaşamı uzun sürmez; daha ziyade evde hususi öğretmenler nezaretinde eğitim görür. Russel 9 yaşlarında iken annesini kaybeder. Annesinin ani ölümünün onun üstünde bıraktığı etkiyle yaşamın anlamı ve insanoğlunun geleceği hakkında sorular sorar. 11 yaşlarında iken babasının manifatura mağazasında çalışmaya adım atar ve daha bu yaşlarda iken Kıtab-ı Mukaddes araştırmalarına ilgi duyar. Cehennem düşüncesinden oldukça etkilenmiştir. Bunun üstüne ilk gençlik yıllarında cehennemden kurtuluş için tövbe çağrıları yapar. Bağlı bulunmuş olduğu kilisenin cehennem ve evvel seçilmişlik benzer biçimde inançlarından kuşku duyar. Sonuçta Presbiteryan kilisesinden daha liberal görmüş olduğu Kongregasyonalist bir kiliseye yönelir. (29) 20 yaşlarında iken sonsuz cehennem fikrini Tanrının mağfiretiyle bağdaştıramadığı için hem  Presbiteryan hem de Kongregasyonalist kiliseyi terkeder. Talih eseri bir grup Adventistle karşılaşıncaya kadar şüphelerinden kurtulabilmiş değildir. Adventistler  onu, tanrının kurtuluş planı ve bilhassa de dünyanın sonuyla ilgili planın Kitab-ı Mukaddeste bulunabileceği fikriyle tanıştırır. (30)
 

İkinci Adventist vaizlerden kabul edilen Joness Wendell, Russell’a bir cehennem olmadığı fikrini aşılamış, onu kuşku ve korkulardan kurtarmış ve kesin bir halde dini faaliyetlere yöneltmiştir. (31) Russell, hususi öğretmenler yardımıyla Kitab-ı Mukaddes çalışmak için Hebrew ve Yunanca sözlükleri kullanmaya muvaffak olur. Mukaddes Metinler onu Pittsburgh’daki manifatura mağazasında olduğundan daha oldukça cezp etmiştir. Bunun üstüne o, 1872’de kendisinin ilk Kitab-ı Mukaddes okulunu oluşturmak için iş dünyasını terk eder. Russell, karmaşık Kitab-ı Mukaddes hesaplamalarına dayanarak (apokaliptik hesaplamalara gore) 1877’de Hz. İsa’nın görünmez bir halde 1874’de dönmüş bulunduğunu duyuru eder. 1914’de kapitalizm ve sosyalizm yada komünizm içinde takip eden savaşla insanoğlunun hükümranlığının sonlanmış olan olacağını; bundan bu şekilde Mesih vasıtasıyla yeryüzünde tanrının krallığının yargı süreceğini beyan eder. (32)

 

Russell 1879 Watchtower (Tarassut Kulesi) dergisinin ilk sayısını çıkardı. 1884 Tarassut Kulesi ve Mukaddes Kitabın Takip edenleri Cemiyeti (Watch Tower Bible and Tract Society) ni kurar ve kendisi de başkan seçilir. Onun bilhassa yedi ciltlik Mukaddes Kitap araştırmaları (Studies in the Scriptures) dikkat çeker. Kendi kitap ve kitapçıklarının  35 dilde basılan nüshaları ve haftalık vaazlarının 2000 gazetede yayınlanmasıyla basılı neşriyatı  16 milyonluk bir dolaşım ağına ulaşır. (33) Böylece Toplum bilhassa matbuat kanalıyla ABD, Kanada ve Avrupa’da yayılmaya adım atar. 1909’da uluslar arası bir teşkilat haline gelirler ve merkezlerini New York’ta, Brooklyn’e taşırlar. 1916’da Russell, yerine Joseph Franklin Rutherford’u (1869-1942) halef bırakarak ölür.
 

Russell’ın apokaliptik düşüncelerinin oluşması ve gelişmesinde Mukaddes Kitap Peygamberlikleri ile beraber, Mesih’in ikinci gelişi mevzusunda Adventistlerin verdiği kati tarihler de etkili olmuştur. (34) Russell ve Yehova Şahitlerinin teşkilat olarak en fazla hayal kırıklığı yaşadıkları ve tutarsız oldukları husus İsa Mesih’ın dönüşü mevzusunda verdikleri tarihler ve buna bağlı olarak yanılgılar hakkında meydana getirilen mecazi yorumlardır. Yehova Şahitlerinin bu yanılgıları, ara sıra teşkilatları bünyesinde çözülmeye ve zayıflamaya yol açmış olsa da hayatiyetlerini sürdürmeye ve yeni yeni askatolojik düşünceler üretmeye muvaffak olmuşlardır. J. F. Rutherford 1920 senesinde yayınladığı “Şimdi Yaşayan Milyonlarca İnsan Asla Ölmeyecektir” başlıklı kitabında “Yahudi Siyonistçiliğini övüyor ve hem de 1925 yılının dünyanın sonu, tanrı krallığının yeryüzünde kuruluşu, İbrahim, İshak ve Yakup benzer biçimde Eski Ahit peygamberlerinin diriliş zamanı bulunduğunu ileri sürüyordu.” (35) Nihayet Yehova Şahitleri Mesih’in ikinci gelişi mevzusunda 1925 yılının 1914 yılından daha açık bir halde Mukaddes Kitapta  tespit edilmiş olduğu kanaatine vardılar; sadece bu tarihte de coşkulu beklentilerinin yeri hayal kırıklıkları ile dolmuştur. Bunun üstüne Rutherford yeni bir kronoloji hazırlar ve Mesih’in huzurunun 1874 değil 1914 bulunduğunu vurgular. Bu refah bizatihi geliş değil görünmeyen bir halde “Semavi Krallığın” kurulmasıdır. 
 

Rutherford teşkilat bünyesinde bir ekip değişimler de yapmış oldu. O ilk olarak Yehova’nın hak tanrı olduğu tespitini tekrarladı  ve bu isme şahadet edenlerin tanrının hususi seçilmiş takip edenleri bulunduğunu temyiz etti.1931’de bu Hıristiyan cemaat kendilerini öteki Hıristiyan mezheplerden ayırtetmek  için  “Yehova Şahitleri” adını benimsediler. Bunu da Isaiah 43:10-12’deki ayetlere dayandırdılar. (36) Bu ayetler hem de onların tanrı anlayışlarına da temel teşkil etmektedir: “Rab ‘siz benim şahitlerimsiniz’ diye duyuru eder; Ben kimi seçtiysem o benim hizmetçimdir. Böylece beni bilip, bana inanmalısın ve benim O olduğumu anlamalısın. Benden ilkin hiçbir tanrı yoktu ve benden başka da hiçbir tanrı olmayacak. Rab olan bir tek benim. Benden başka hiçbir kurtarıcı da yoktur. Size vahyeden, korumuş olan ve açıklayan benim; aranızdaki bazı yabancı tanrılar değil. Rab, Tanrı olan benim diye duyuru eder.”
 

Rutherford’un faaliyeti bir tek kendilerini mevcut kiliselerden temyiz etmekle sınırı olan kalmadı. Her fırsatta hükümetlere karşı tavır aldı; askerlik hizmetini ve bayrağı selamlamayı reddetti. Bu tavırları sebebiyle 1933-45 yıllarında Almanya’da, bilhassa Hitler döneminde  ağır baskılara maruz kaldılar. (37) Aynı şekilde öteki mihver (anlaşmazlık) ve bağlaşık ülkelerde emek harcamaları yasaklandı. Sadece ABD’da kendi inançlarını anlatma ve yaşama mevzusunda mahkemeler onlara hak tanıdı. Sömürge süreci sonrasında onlar, milliyetçilik anlayışları teokratik tarassut kulesi fikriyle çelişen bir grup yeni Afrikalıyla düşmanca ilişkiye girdiler. Sonuçta Russell tarafınca tasarlanan demokratik cemaat, Rutherford’un önderliğinde Brooklyn merkezinden yönetilen teokratik bir sistemle yer değiştirdi. (38)
 

Rutherford’un koyduğu kurallar O’nun halefi Nathan Homer Knorr (1905-77) tarafınca devam ettirildi. Knorr New York’da misyonerleri ve yöneticileri eğitmek için Gilead Tarassut Kulesi Kitab-ı Mukaddes Okulunu kurdu. Cemaatin tüm kitap ve makalelerinin anonim olarak basılmasını ve Şahitlerin nazik ve saygılı konuşmalar yapmaları mevzusunda eğitilmeleri için bir yetişkinler eğitim programı oluşturulmasını emretti. Knorr’un yönetimi altında bir grup Yehova Şahidi Mukaddes Kitabın yeni bir tercümesini yapmış oldu. (39) Bu çeviri hakkında aşağıda informasyon verilecektir.
 

Daha önceki hayal kırıklıklarından bir ders çıkarmayan Yehova Şahitleri yeni bir hamle olarak 1975 yılını Armageddon Savaşı’nın ve bin senenin başlangıcı olarak duyuru ettiler. Onlara gore Adem ve Havva M.Ö. 4026 senesinde yaratılmıştır. İnsanlık 6000 yıl şeytan ve günahın boyunduruğu altında yaşayacaktır. 1975 senesinde bu sure dolmuş olacağından 7000. yıl Mesih’in bin senelik krallığının yer yüzünde kuruluşu olacaktır. Bu tarih bilhassa N. H. Knorr ve 1992’de ölen dördüncü başkan Frederic W. Franz tarafınca ortaya atıldı. Franz’ın yerine teşkilat başkanlığına Milton G. Henschel seçildi. (40)
 

Yehova Şahitlerinin 2001 yılı istatistiklerine gore 235 ülkede Yehova Şahidi yaşamaktadır. (41) 2001 senesinde meydana getirilen başka bir istatistiğe gore Yehova Şahitlerinin artışı, tertipli ve süratli artışın olduğu Eski Sovyetler Birliği, birçok Afrika, Cenup ve Orta ABD ülkeleriyle karşılaştırılınca, Avrupa ülkelerinin çoğunda, Şimal ABD ülkeleri ve Japonya’da sıfır yada negatiftir. Söz mevzusu istatistiğin gösterdiği netice, Yehova Şahitlerinin sayısının artış gösterdiği ülkeler ekonomik, toplumsal ve siyasal istikrarsızlığın olduğu ülkelerdir. Yehova Şahitleri sağlıksız ve yoksul toplumlarda hem de halkın informasyon kaynaklarının azca ve kısıtlı olduğu yerlerde başarıya ulaşmış olmaktadır. (42) Gene bu rapora istinaden denebilir ki: Yehova Şahitleri inanç bağları zayıf olan, dine ve dini eğitime ehemmiyet verilmemiş; yaygın ve örgün eğitimde din eğitimi ve öğretimine yer verilmemiş toplumlarda daha oldukça yayılma imkanı bulmaktadırlar.
 

2- Yehova Şahitlerinin Temel İnançları ve Uygulamaları
 

Yehova Şahitlerinin inançlarına yukarıda anlattıklarımız içinde kısmen yer verildi. Bununla birlikte burada onların inanç ve faaliyetlerinin kısa bir özeti sunulacaktır:
 

Teslis (Trinity) inancını reddederler. Yehova Şahitleri “bir tanrıda üç kişi (yada şahsiyet) olamayacağını” söyler ve bu inançlarını Kıtab-ı Mukaddesle desteklerler. Baba Jehovah (Yehova) tek gerçek tanrıdır. İsa tanrının oğlu ve tanrıdan çıkan ilk varlık ve ondan sonra insan suretinde görünen bir melekti. Oğul Baba’ya eşit değildir; Baba ondan daha büyüktür. Mukaddes Ruh bir kişiliğe haiz değildir; O tanrının etkin gücüdür. Yehova Şahitleri Kadir-i Mutlak, göklerin ve yerin yaratıcısı tanrı Yehova’ya inanırlar. Onlara gore evren tanrının mükemmelliğinin bir eseridir ve hiçbir şekilde yok olmayacaktır; bu dünya bigün cennete dönüştürülecek ve Yehova Şahitlerinin sonsuz yurdu olacaktır. (43)
 

Yehova Şahitleri İngilizce’de “the Bible” (Kitab-ı Mukaddes) diye adlandırılan Eski Ahit (The Old Testament) ve Yeni Ahit (The New Testament)’i masum (hatasız) mukaddes kitap olarak kabul ederler; şu demek oluyor ki Kitab-ı Mukaddes tanrının gerçek sözü (vahiy) dür. Yehova Şahitleri, mazisi 1950’li yıllara dayanan Kitab-ı Mukaddes’in, “Mukaddes Metinlerin Yeni Dünya Tercümesi” (New World Translation of the Holy Scriptures) diye anonim bir tercümesini çeşitli dillerde yayınlamışlardır; sadece hemen hemen Türkçe’ye çeviri edilmemiştir. Öteki Hıristiyanlar bu tercümede Hebrew ve Yunanca metinlerin tahrif edilmiş olduğu iddiasında bulunurlar. (44) Buna karşılık Yehova Şahitleri de söz mevzusu çevirilerinin en sahih ve aslına en uygun tercüme bulunduğunu iddia ederler. (45)
 

Şahitler Krallık Evleri isminde olan kiliselerde toplanırlar.
Suya daldırmak suretiyle vaftiz yaparlar.
Kişisel ilişkilerde güzel terbiye kurallarına uyma mevzusunda ısrarlıdırlar.
Zina sebebi hariç, boşanmayı uygun görmezler.
Mukaddes Kitaba dayanarak kan nakline karşı çıkarlar.

Yehova Şahitleri temel olarak iki çeşit sakramenti (dini ayin) kabul ederler: Vaftiz (Babtism) ve Evharistiya. Vaftiz ayini mesuliyet çağına gelen bir imanlıyı günahlardan arındırmak maksadıyla tamamen suya daldırmak suretiyle yapılır. Bu yaşamı tanrıya adamak anlamına gelir. Evharistiya ayini ise yılda bir kez Hz. İsa’nın ölümü hatırasına verilen akşam yemeğidir. İbadet bölgeleri Krallık Evi diye adlandırdıklar kiliselerdir.
 
Hz. İsa’nın doğum gününü kutlamazlar. Hz. İsa doğum gününün kutlanmasını emretmediğini ölümünün hatırlanmasını söylediğini, Hıristiyanlardaki krıstmıst geleneğinin eski batıl dinlerden kalma bir tane bulunduğunu kabul ederler. İlk hıristiyanların da bu adetleri benimsemediklerini savunurlar. (46)
 

1920 ve 30’lu yıllarda radyo yayınlarını yoğun bir halde kullanan cemaat 1933 senesinde Kıtab-ı Mukaddes derslerini radyo kanalıyla iletmek için 403 radyo istasyonuna sahipti. Sonrasında radyo kullanımı, kasetlere kaydedilmiş Mukaddes Kitap konuşmaları ve çeşitli dokümanlarla meydana getirilen ev ziyaretleriyle yer değiştirdi. Evlerdeki Kitab-ı Mukaddes çalışmalarında Kitab-ı Mukaddese ilgi duyanlara öncelik verildi. (47)
 

Yehova Şahitleri her türlü tıbbi tedaviyi kabul etmelerine karşın kan nakline karşıdırlar. Bundan dolayı Tanrı kanı mukaddes kılmıştır. Tanrı ruhun yada yaşamın kanın içinde bulunduğunu söylemiştir. Kan naklinin yasak olduğu benzer biçimde kan içeren yiyecekleri de yiyecek yasaktır. Kan naklini kabul edenleri cemiyetlerinden atarlar. Ek olarak hayvanların yaşamı da kutsaldır. Bir hırıstiyan sadece etinden ve öteki ürünlerinden yararlanmak için hayvanları öldürebilir. Sırf zevk için hayvanları öldürmek yasaktır.

Kan nakline tedavi maksatlı dahi olsa şiddetle karşı çıkan Yehova Şahitlerinin, Bulgaristan’daki uygulamaları dikkat çeker. Şu şekilde ki: Yehova Şahitleri 1998 senesinde Bulgaristan tarafınca resmen tanınmaları için Avrupa Konseyine baş vururlar. Buna karşılık, Avrupa Konseyi nezaretinde Yehova Şahitleri için de kan nakli yapılması ve kullanılması mevzusundaki Bulgar hükümetinin talebini Yehova Şahitleri kabul ettiler. Şimdi Bulgaristan ile sınırı olan olan bu durumun gelecekte, öteki Yehova Şahitlerini de kapsayıp kapsamayacağı merak mevzusudur. (48)    
 

Yehova Şahitlerinin öteki gruplarla yok denecek kadar oldukça azca ilişkileri vardır yada asla yoktur denebilir. Seküler yönetim biçimlerinden tamamen ayrı kalmaya itina gösterirler. Dünyadaki hakim güçleri ve siyasal partileri şeytanın bilinçsiz müttefikleri olarak görürler. Bu yüzden her hangi bir ulusun bayrağına saygı etmeyi yada askerlik hizmeti yapmayı reddederler ve genel seçimlerde neredeyse asla oy kullanmazlar. Onlar hem de öteki dini grupların da şeytanın hilelerine kanabilecekleri sebebiyle onları da şüpheyle karşılar ve uzak dururlar; senelerce papaz, kilise, ayin benzer biçimde kavramları teşkilatlarının bünyesinde kullanmaktan kaçındılar. Bugün bu davranış biçimi nispeten değişti, fakat onlar hala içlerine kapalı ve 20. yüzyıl Ekümenik (kiliseler birliği) hareketinden kendilerini soyutlama etmektedirler. Onlar maksatlarının açıkça tanrının krallığını; teokrasiyi  tesis etmek bulunduğunu ifade ederler. Bu teokrasinin Armageddon’u* takiben ortaya çıkacağına inanırlar. Onlar bu tahminlerini Kitab-ı Mukaddes’in apokaliptik kitaplarına; bilhassa de Daniel ve Revelation kitaplarına dayandırırlar. Bu kitapları onlar,  Tanrının dünya işlerindeki planına ve insanoğlunun kaderine işaret eden tek güvenilir kaynaklar olarak kabul ederler. (49)
 

Tanrının Semavi Krallığı 1914 senesinde Hz. İsa’nın krallığında görünmez bir halde gerçekleşmiştir. Bu krallık 135.400 kişiden oluşmaktadır. Bu kimseler Hz. İsa’nın göğe çekilmesinden derhal sonrasında Pentakost’ta ve sonrasında seçilmiştir. 1935’de bu seçilenlerin sayısı 144.000 olarak tamamlanmıştır. Bunlardan 8.600 kimse hala hayattadır. Bu 144.000 Yehova Şahidi Tanrı ve Hz. İsa ile beraber sonsuza kadar tinsel varlıklar olarak kalacaklardır. Mesih ‘in görünmez şekilde dönüşüyle şeytanla içinde semavi bir cenk oldu; bu muharebede şeytan yenildi ve yer yüzüne atıldı. Bundan sonrasında kralların kıralı olarak  Mesih semavi hükümranlığına başladı. I. Dünya Harbi şeytanın yeryüzünde görünüşünün, kötülüğün ve dünya sistemlerinin sonunun bir başlangıcıdır. Yakın gelecekte Armageddon savaşı başlayacaktır. Tanrının gazabıyla öteki hıristiyanlar ve din mensupları yok olacaktır. Zulüm ve kargaşa süreci sonunda dünya temizlenecektir. Yer yüzünde Tanrının bin senelik krallığı kurulacaktır. Armageddon savaşından kurtulanlar akabinde yaratılacak olan ideal dünyada (ütopik alemde) sulh içinde yaşayacaklar; daha ilkin semaya çekilen kıymetli ölülere katılacaklardır. Bu bin yılık krallıktan sonrasında kısa bir süre için şeytan ve taraftarları yine ortaya çıkacak ve yok edileceklerdir. Armageddon savaşından ilkin ölenlerin ise varlıkları yok edilip toprak olacaklardır. Bu bağlamda günahkarlar ve inanmayanlar için cehennem yaşamının olmadığını ileri sürerler. Onlara gore günahların karşılığı olarak bir azap söz mevzusu değildir; insan bu cezayı fizyolojik vefatıyla esasen ödemektedir. Ölüler diyarı bir gömüt olup cehennem ise kati yok oluşun bir sembolüdür. (50)  Semaya yükselen müminler için Tanrı yeni bir gövde yaratacaktır. Bu bedenler hiçbir kusur olmaksızın önceki özlerine benzer olacak ve aslolan kişilikleri ve hatıralarıyla yaşamaya devam edeceklerdir. (51) Böylece aden yer yüzünde kurulmuş olacaktır.  
 

SONUÇ
 

Öteki Hıristiyan mezhepler her ne kadar Yehova Şahitlerini Hıristiyan olarak kabul etmeseler de Yehova şahitlerini Yahudiliğin intaç etmiş olduğu bir akım olarak kabul etmek doğru değildir; sadece hakim Hıristiyanlıkta olduğu benzer biçimde Yehova Şahitliği de Yahudilikten bazı unsurları taşımaktadır. Dolayısı ile Yehova Şahitleri Hıristiyan bir zeminde otururlar ve yer yüzünde Tanrının vaat etmiş olduğu krallığın tek temsilcileri olarak, o zeminde inşa ettikleri tarassut kulesinden İsa’nın ikinci kez döneceğini intizar ederler. Meydana gelen her önemli hadiseyi Mesih’in yine dönüşünün ve dünyanın sonunun yaklaştığının bir işareti olarak  değerlendirirler.
 

Yehova Şahitlerinin gerçek Hıristiyanlığı ve onun tanrı anlayışını ortaya koyma hususunda bir kararlılık içinde oldukları görülür. Görüşlerini desteklemek için de Kitab-ı Mukaddese ve ilk dönem hıristiyan ilahiyatçılarının görüşlerine müracaat ederler. Hatta Yehova Şahitleri kendilerini Hz. Adem’e kadar geri götürürler. Bununla birlikte günümüzdeki örgütlenmeleri C. T. Russell ve J. F. Rutherford’a dayanır. Aslen Russel bu teşkilatın öncüsü, Rutherford ise kurucusu durumundadır. Dolayısı ile onların Arius’un tanrı anlayışıyla olan  benzerlikleri Arius’un bir Yehova Şahidi olduğu anlamına gelmez. Tanrı anlayışlarını Kitab-ı Mukaddes’e dayandırarak bir kararlılık içinde olmaları ise Mesih’in dönüşüyle ilgili mitolojik ağ örgüsü yanılgılarını telafi etmez.  Dışardan bir bakışla Yehova Şahitlerinin tanrı anlayışının Kıtab-ı Mukaddese daha uygun olduğu söylenebilir. Sadece bilhassa 19. yüzyılda teşkilat olarak ortaya çıkan Yehova Şahitlerinin Hz. İsa’nın yine dönüşü, dünyanın sonuyla ilgili tahminleri, kurtuluşu ve cenneti sadece kendilerine özgü kılmaları, cennetin bu dünyada olacağını savunmaları, cehennemi ve cezayı inkar etmeleri benzer biçimde mevzularda Kitab-ı Mükaddese aykırı düşmüşlerdir. Karşıt Hıristiyanların iddia etmiş olduğu benzer biçimde bu hususlarda aşırı giderek hakkaten Kitab-ı Mukaddes ayetlerini mecazi yada yanlış yorumlamaları da vakıadır. Dolayısı ile teolojik temelleri itibarıyla olmasa da netice itibarıyla Yehova Şahitleri de galat ve tahrif edilmiş bir hiristiyan hareket olup; Hıristiyanlığın geleneksel, çağıl ve liberal yorumuyla çeliştiği ve bunlardan destek görmediği görülmektedir.
 

Yahudiliğin yeni bir formu olarak ortaya çıkan Hıristiyanlıkta Hz. İsa’ya biçilen roller onun kimliği mevzusundaki bir ekip müşkülatı ve münakaşayı da bununla beraber getirdi. Fakat bunlardan hiçbirisi  O’nun insanlığın mutlak kurtarıcısı olduğu; insanların günahı ve kurtuluşu için kendisini kurban etmiş olduğu ve yine döneceği (Mesih’ın ikinci gelişi) inancı kadar etkili olmamıştır. Beklenti kültü yada Mesih inancı kurtuluş ve ümidin tükenmez deposu olduğu benzer biçimde yıkım ve karamsarlığa giden yol da olmuştur. Yahudilik geleneğinde baştan beri mevcud Mesih İnancı genel olarak tüm Hıristiyanlık’ta ve hususi olarak da Yehova Şahitleri bünyesinde değişik bir halde tekrardan ortaya çıkmıştır. Bu umut ve ümitsizlik; lütuf ve yıkım arasındaki değişiklik Yahudiliğin zamanı sürecinin en belirgin özelliği olup İsrailî peygamberlik geleneğinin dokusunu tahrif etmiş; zaman içinde peygamberler ve Kitab-ı Mukaddes’teki peygamberlik kitapları çevresinde bir efsaneler ağı örülmüştür. Buna bağlı olarak da Yehova Şahitleri hala Tanrı’nın gelecekle ilgili planını, bir ekip cifir hesaplamaları ile  Kitab-ı Mukaddes’in sayfaları içinde bulmaya çalışırlar. Gerçi Kitab-ı Mukaddesle bu yüzleşme onları teslisi reddetmeye ve İsa Mesih’in tanrı olmadığını dillendirmeye götürür; sadece gelecekle ilgili mitolojik ağ örgüsünden bir türlü kurtulamazlar.

 

Dipnotlar:
(1)  Bkz. Yehova Şahitleri resmi web sayfası:www.watchtower.org/  Christendom Özgü Betrayed God and the Bible.
(2)  Bkz. Yehova Şahitleri resmi web sayfası: www. watchtower.org/, What does the Bible says about God and Jesus?
(3)  Bkz. McGrath , Alister E., Christian Theology An Introduction,  UK, Blackwell, 1998, s. 282., Ag. web s. How Did the Trinity Doctrine Develop?
(4)  Fr. De Rosa, Jesuit, Denounces Jehovah’s Witnesses: www. Zenit.org/
(5)  Web sayfası: www.religioustolerance.org/ Jehovah’s Witnesses’ Beliefs and Practices .
(6)  Bkz. Yehova Şahitleri resmi Web sayfası: www. Watchtower.org “What is the Purpose of Life”
(7)  Tanyu, Hikmet, Yehova Şahitleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, Tarihsiz, s. 22.
(8)  Hamidullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, çeviren: Prof. Dr. Salih Tuğ, İrfan Yayınevi, İstanbul, 1980, C. 1, s. 695.
(9)  McGrath, age, s.12.
(10) Ecyclopaedia Britannica. Arianism maddesi.
(11) Bkz. McGrath, age.  s.11.
(12) Encyclopaedia Britannica: Arianism.
(13) Bkz. Ata ur-Rahim, Muhammed, Jesus A Prophet of Islam, London, 1979, s. 112 vd, 134 vd., ve 142 vd.
(14) Okumuş, Bünyamin, The Idea Of Prophecy in the ‘Abrahamic Faiths’: a Comparative Study, Master (MA) tezi, Manchester Üniversitesi, Eylül 2000, s. 26.
(15) Bkz. Okumuş, ay.
(16) Bkz. Okumuş, age., s. 27-28.
(17) Hamidullah, age., c.1, s. 684.
(18) Bkz. Watt, W. Montgomery, Companion to the Qur’an, İngiltere, ABD, 1967, 1994, s.3-4.
(19) Hamidullah, age., c.1, s. 686.
(20) Watt, W. Montgomery, Günümüzde İslam ve Hıristiyanlık, Türkçesi: Dr. Turan Koç, İstanbul, İz Yayıncılık, 1991, s.213.
(21) Bkz.5. dipnot.ay., www.watchtower.org/  What Do They Believe?
(22) Bkz. Paşaoğlu, Sarkis, Yehova Şahitleri, Lütuf Yayıncılık, İstanbul 1999, s. 18 v.d.
(23) Doç. Dr. Kutluay, Yaşar, İslam ve Yahudi Mezhepleri, Anka Yayınları, Ankara, 2001, s.187.
(24) Sawyer, John F.A. Prophecy And The Biblical Prophets, Oxford Üniversitesi Yayınları, 1993, s. 156-157.
(25) Age. S. 157.
(26) Bkz. Günay, M., Gerçeği Bilelim, İstanbul, 1984, s. 167.
(27) Bkz. age., s. 166-167.
(28) Yehova Şahitlerinin yeni bir din mi, mezhep mi yoksa tarikat mi olduğu mevzusunda bkz. Doç. Dr. Günay Tümer, Yehova Şahitleri Hareketi Ve Bir Din Olup Olmadığı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c.27, Y.1985.
(29) Bkz. Paşaoğlu, age., s. 30-31.
(30) Bkz. Encyclopaedia Britannica, Russell, Charles Taze maddesi.
(31) Paşaoğlu, age. s. 32.
(32) Encyclopaedia B. Ay. Mad.
(33) Bkz. Encyclopaedia B. Ay. Mad., Yehova Şahitleri resmi web sayfası: www.watchtower.org/, Their Çağdaş Development and Growth.
(34) Bkz. Paşaoğlu, age., s. 32-53.
(35) Paşaoğlu, age. s.104-105.
(36)Yehova Şahitleri resmi web sayfası, Their Çağdaş Development and Growth.
(37) Paşaoğlu, age. s. 116.
(38) Encyclopaedia Britannica: Jehovah’s witness, maddesi.
(39) Bkz. Age. a.y.
(40) Paşaoğlu, age., s.124-125.
(41)Bkz. Yehova Şahitleri resmi Web sayfası: Statistics for 2001.
(42) Bkz. Statistics of Jehovah’s Witnessses, İnternet adresi: www.jwic.com/
(43) Bkz. Yehova Şahitleri resmi web sayfası, Beliefs and Customs That Displease God.
(44) Bkz. Jehovah’s Witnesses Introduction, www.religioustolerance.org /
(45) Bkz. Paşaoğlu, age. s. 168 vd., The Watchtower, October 15, 1999, s. 28.vd.
(46) Bkz. Yehova Şahitleri resmi web sayfası, Beliefs and Customs That Displease God, Encyclopaedia Britannica: Jehovah’s Witness maddesi.
(47) Bkz. Yehova Şahitleri resmi web sayfası, Their Çağdaş Development and Growth
(48) Bkz. Paşaoğlu, age. s. 242-243.
*  Dünyanın sonunda çıkacağına ve insanlığın yada dünyanın tamamen yok olmasına sebebiyet vereceğine inanılan bir cenk.
(49) Ancyclopaedia Britannica: Jehovah’s Witness maddesi.
(50) Bkz. Paşaoğlu age. s.218 vd., 227 vd.
(51) Bkz. Jehovah’s Witnesses’ beliefs and Practises: www.religioustolerance.org/

Bünyamin OKUMUŞ, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı, Diyanet İlmi Mecmua, cilt, 38, sayı 2, 2002.

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Çar, 12/08/2009 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir