Zelzele hattında oturanlar daha mı günahkar? 

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı

Sual Detayı

Zelzele oluşumuna baktığımda çoğunlukla levha sınırlarında görülüyor bunun nedenini Ne Şekilde açıklarız şu demek oluyor ki madem zelzele tanrısal uyarı niçin çoğunlukla aynı bölge oralar daha mı günahkar diye sorulursa Ne Şekilde cevaplarız?

Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

“Zelzele hattında oturanlar daha günahkardır yada kafirdir, içlerinde Müslüman yoktur!” diye bir genelleme yapamayız.

Cenab-ı Hak hikmetine binaen çeşitli şekillerde kâfirlere de Müslümanlara da ikazlarını ve ihtarlarını yapar. Meğer ki insanoğlu bunlardan ders çıkarmasını bilsinler.

Zelzele yada zelzele en kolay ifadesiyle sismik ve jeolojik toprak katmanlarının hareketleridir. Zelzelenin vuku bulacağı yerin, dönemin ve şiddetinin evvelden tahmin edilmesi insanoğlu için şu an mümkün değildir. İlerleyen teknik imkanlarla, geçmiş zelzelelerin zamanı, frekansı ve sertliği de hesaba katılarak yeryüzünde bazı fay hatları tespit edilmiş ve bu bölgelere ihtiva ettikleri risk açısından zelzele bölgeleri denmiştir.

Sadece bu asla fay tespit edilmemiş bir bölgede zelzele olmayacak demek de değildir, esasen buna fazlaca sık tanık de oluyoruz.

Bizlere düşen, bilimin ulaşmış olduğu noktadan hareketle, imara açık olan ve riskli bölge görünmeyen yerlerde, uzmanların ve idarecilerin şu demek oluyor ki ülü’l-emrin talimatları doğrultusunda şehirlerimizi ve binalarımızı usulüne uygun olarak inşa etmektir.

Bunu yaptıktan, şu demek oluyor ki tedbirimizi aldıktan sonrasında takdiri Yüce Allah’a bırakmak, Ona {dua} edip Ona tevekkül etmektir. Tedbirimizi almayıp, şu demek oluyor ki Yüce Allah’ın kevni kanunlarını hiçe sayıp fay hattı üstüne bina yaparsak, Yüce Allah onu muhtemelen başımıza geçirecektir.

Öte taraftan şunu unutmayalım ki, Yüce Allah bir kavme günahlarından dolayı gazap etmek yada ders vermek  isterse depreme -haşa- ihtiyacı yok; yangın, sel, tufan, kasırga, hortum, dolu, kar, çığ, çekirge vb. ve günümüzde de görüldüğü şeklinde bir virüs ile dahi ne isterse yapar. “Benim kalem yıkılmaz!” diyen Firavunların, Nemrutların kalesini, batıl ve haram sistemlerini yerin altına geçirir, hem de mikroskobik bir askeriyle.

Kısaca zahirde tüm sebepler perdedir. Bizlere düşen “Bu belayı Yüce Allah bizlere niçin gönderdi, biz ne ettik te buna müstahak olduk?” diye tefekkür etmektir.

Örnek olarak bundan ortalama 900 yıl evvel İslam alemine doğudan Moğol kafirini, batıdan haçlı kafirini musallat etmiş, Kudüs’ü ellerinden almış, 1-2 yüzyıl kafirlere bırakmış. Ta ki Müslümanlar düşünsün bu niye başımıza geldi diye.

Bugün baktığımızda görüyoruz ki o devirler İslam alemi devasa bir coğrafyaya yayılmış, İslam devleti batıdan İspanya’yı da içine alacak kadar büyük topraklarda yargı sürmeye başlamış. Fakat mezhepçilik, ırkçılık, iktidar oyunları, dünyalık hırslar sebebi ile parça parça olmuş ve Yüce Allah’ın “Birleşiniz, tefrikalara ayrılmayınız, Yüce Allah’ın ipine sıkı sıkı tutununuz!” emrine karşı gelmişler ve gene Kuran’ın söylediği şeklinde “Ayrılmaları yetmezmiş şeklinde hepimiz kendi meşrep ve yolundan oldukça memnun!” durumu zuhur etmiş.

Bunlarda Yüce Allah’ın rızası olmadığı için de hikmetine binaen bildiğimiz tarzda bir afet değil, başka kullarını musallat edip adeta “Benim emrim ve dinim bu değil, kendinize gelin!” tanrısal ikazını yapmıştır. 

Ta ki Yüce Allah rızasını gözeten, İslam alemini tek yumruk haline getirmeye çaba eden topu topu 400 çadırlık bir obaya, hak yolunda olmaları sebebiyle cihan hakimiyetini verdiği şeklinde…

İşte Müslümanlara düşen Kuran’ı elden bırakmamak ve ola ki başına bir musibet geldiyse, kusuru kendinde aramak ve “Acaba ben Yüce Allah’ın gazabını celb edecek ne hata işledim?” diye kitaba müracaat etmek.

Elbet gayrimüslimlerin de bu olup bitenlerden ders alıp, “Nereden geldim, niye geldim, nereye gidiyorum?” şeklinde soruların tamamının tatminkar cevaplarının yalnız İslam’da bulunduğunu anlamaları, imana gelmeleri murad edilir ve onlara tövbe edip hallerini ıslah etmeleri için müddet verilir.

Dolayısıyla her türlü musibetin isabetinde Müslüman olsun, gayrimüslim olsun, kulun bunu hak ettiğini ve bu musibetin vuku bulmasında Yüce Allah’ın izninin bulunduğunu bilmemiz lazım.

Bu sebeplerden dolayı da Kuran buyruk etmiş:

“Hem öyleki bir fitneden sakının ki içinizden yalnız zulmedenlere isabet etmez. Ve bilin ki Yüce Allah’ın azabı pek şiddetlidir!” (Enfal 25)

Slm ve {dua} ile…
KuraniKerimde.com

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions