Züht, takva ve Kur’an’a bağlılık anlayışını açıklar mısınız?

Lütfenlog in or register to like posts.
Yazı
Yanıt
Yanıt

Kıymetli kardeşimiz,

– Züht: Dünyaya fazla rağbet etmemek, hırs göstermemektir. Yoksa tüm tüm dünyayı terk etmek demek değildir.

“Allah’ın sana kayra etmiş olduğu bu servetle ebedî âhiret yurdunu mâmur etmeye çaba göster, fakat dünyadan da nasibini unutma! (ihtiyacına kafi gelecek kadarını sakla). Allah sana kayra etmiş olduğu benzer biçimde, sen de insanlara iyilik et, sakın ülkede nizamı bozma ardında olma! Şu sebeple Allah bozgunculuk yapanları sevmez”(Kasas, 28/77),

“Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin. Yiyin, için fakat israf etmeyin ; şundan dolayı Allah israf edenleri asla sevmez”(Araf, 7/31) mealindeki ayetlerden, zühdün bir denge unsuru, aşırılığa kaçmama olgusu, dünya-ahiret dengesini kollama anlayışı, bulunduğunu anlayabiliriz.

– Takva: Genel olarak, günahlardan/yasaklardan sakınma anlamında kullanılır. Bu anlayış, takvanın “çekinme, sakınma, korunma” anlamına da uygundur. Buna nazaran, Allah’ın emirlerini yerine getirmek “salih amel”, yasaklarından sakınmak da “takva” olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte, korunma işi İslam dininde iki şekilde olur; emirleri yerine getirmek, yasaklardan sakınmak. Bundan dolayıdır ki, takva; “Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak” olarak da tanım edilir. Bu anlayış daha geniş kapsamlıdır.

Takvanın oldukca mertebeleri vardır. Ilkin farzları yerine getirmek, büyük günahlardan sakınmak esastır. Sonrasında, vücudun organlarını; gözü, kulağı, dili, eli, ayağı vs. günahlardan uzak tutmak, bu tarz şeyleri güzel şeyler meşgul etmek gerekir. Vücudun maddî organlarını bir disiplin altına aldıktan sonrasında, manevî alanlara yönelmek; ruha, akla, kalbe, duygulara inanç şuurunu aşılamak, ona nazaran hareket etmek gerekir.

Kuşkusuz, maddî-manevî sahayı tamamen ayrı kategorilerde mütalaa etmek mümkün değildir. Şu sebeple, bunlar iç içedir. Sözgelimi, gözünüzü haramdan sakındırdığınız anda, aklınız, kalbiniz, duygularınız da bir inanç bilinç halini yaşıyor anlamına gelir. Fakat ehemmiyet sırasına nazaran bakıldığında, ilkin zahirimize taalluk eden a’mal-i mükellefin gelir. İç temizliği, işin ruhî, kalbî boyutu buna bağlı olarak gelişir. Mesela, oruç tutmayan kimsenin, orucun insan üstündeki olumlu etkilerinden söz etmesi garip karşılanır. Adam öldüren bir kimsenin -birer candır gerekçesiyle- avlanmaya karşı çıkması, hayvan-severlik yapması, yadırganacaktır. Gene, namaz kılmayan, içki içen kimsenin ihlastan, hırsızın insan haklarından söz etmesi oldukca gülünç kaçar.

Özetle; Kur’an’a u ygun olan takva, Allah’ın -olumlu yada olumsuz- emirlerine uymaktan ibarettir. Ilkin büyük emirleri yerine getirmek, büyük yasaklardan sakınmak ise, Kur’an’ın hikmetine en uygun olan yoldur.

– Kur’an’a bağlılık: Kur’an’a sarsılmaz tahkikî bir imanla bağlanmak, Kur’an’ı yaşamının tek rehberi olarak kabul etmek ve ona nazaran yaşamak anlamına gelir. Kur’an’ı okumak, idrak etmek ve uygulamak, bağlılığın açık göstergesidir.

Asla şüphesiz, bizim Kur’anı doğru anlamamız için, Kur’an ve onun tefsiri olan sünneti en iyi bilen âlimlerimizin eserlerini okumamız gerekir. Bu tarz şeyleri seçiminde de en güvenilir, kaynakları tercih etmek oldukca önemlidir.

Merhaba ve yakarma ile…
Sorularla İslamiyet

Sorularlaislami… tarafınca Cu, 01/05/2009 – 00:00 tarihinde gönderildi

Reactions

0
0
0
0
0
0
Already reacted for this post.

Reactions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir